heyecan

listen to the pronunciation of heyecan
Türkçe - İngilizce
thrill

My cat is thrilled with joy when she gets fish for dinner. - Kedi akşam yemeği için balık aldığında sevinçten heyecanlandı.

If the loser smiled the winner will lose the thrill of victory. - Kaybeden gülümserse kazanan zaferin heyecanını kaybeder.

excitement

The excitement reached its peak. - Heyecan doruk noktasına ulaştı.

When the excitement died down, the discussion resumed. - Heyecan azalınca,tartışma devam etti.

excitement, thrill, flutter, fluster, the jitters, kick; enthusiasm, emotion
sensation

The movie created a great sensation. - Film büyük bir heyecan yarattı.

The news was sensational. - Haber heyecan vericiydi.

affect
ery
enthusiasim
whirl
taking
agitate

I feel tense and agitated when I have too much work to do. - Yapacak çok işim olduğu zaman gergin ve heyecanlı hissediyorum.

Tom is still very agitated. - Tom hâlâ çok heyecanlı.

jitter
trepidation
the shivers
tension
stir

The news is creating a stir. - Haber heyecan yaratıyor.

The news caused a huge stir. - Haber büyük bir heyecan yarattı.

suspense (pleasant excitement as to the outcome of a situation)
drama

It was a dramatic moment. - Heyecan verici bir andı.

bang
emotion

She didn't display any type of emotion. - O herhangi tipte heyecan göstermedi.

Tom listened to what Mary had to say without showing any emotion. - Tom Mary'nin söylemek zorunda olduğu şeyi herhangi bir heyecan göstermeden dinledi.

fever

You're still feverish. - Sen hâlâ heyecanlısın.

dither
ferment
agitation
animation
flush
fermentation
exaltation
flurry
ardour [Brit.]
flutter
flap
ardor
commotion
fire
excitement; ardor; agitation; emotion
enthusiasm

The children played in the mud with enthusiasm. - Çocuklar heyecanla çamurda oynadılar.

I don't share your enthusiasm. - Ben de senin heyecanını paylaşmıyorum.

{i} spice
stew
tumult
tizzy
feeling
turn

He turns me on when he wears those clothes. - O, bu elbiseyi giydiği zaman beni heyecanlandırır.

She turned on her lover. - O, aşkını heyecanlandırdı.

ardour
storm
perturbation
scene

That's a heartwarming scene. - Bu heyecanlandırıcı bir sahne.

spirit
jitters
buck fever
vibe
excited to
thrill to

It's always a thrill to play with you. - Seninle oynamak her zaman bir heyecan.

{i} springtide
splash
{i} furore
{i} ruffle
state

Tom was in a very agitated state. - Tom çok heyecanlı bir durumdaydı.

{i} twitter
swivet
{i} yeast
fluster
{i} vibes
{i} rhapsody
{i} kick

He shed innocent blood just for kicks. - Sadece heyecan olsun diye masum kanı döktü.

He killed the old lady just for kicks. - Sadece heyecan olsun diye yaşlı bayanı öldürdü.

{i} wallop
frisson
{i} furor
{i} shiver
{i} tingle
razzle dazzle
heyecan verici
exciting

None of the games were exciting. - Oyunların hiçbiri heyecan verici değil.

The space race was an exciting time in history. - Uzay yarışı tarihte heyecan verici bir dönemdi.

heyecan uyandırmak
excite
heyecan verici
rousing
heyecan verici şey
sensation
heyecan arama
(Pisikoloji, Ruhbilim) sensation seeking
heyecan duymak
enthusiastic
heyecan duymak
to be enthusiastic
heyecan duymak
get excited
heyecan duymak
be enthusiastic
heyecan içinde
astir
heyecan uyandıran
lurid
heyecan uyandıran olay
sensation
heyecan verici
exiting
heyecan verici
unsettling
heyecan verici olay
excitement
heyecan vermek
electrify
heyecan vermeyen
tame
heyecan aşırılığı
(Pisikoloji, Ruhbilim) hypermotivation
heyecan aşırılığı
(Pisikoloji, Ruhbilim) over-excitement
heyecan basmak
(Konuşma Dili) be a bundle of nerves
heyecan dalgası
tidal wave
heyecan dalgası
shock wave
heyecan dolu
charged
heyecan dolu yarışma
(Televizyon) cliffhanger
heyecan dolu yarışma
(Televizyon) cliff-hanger
heyecan duymak
to get excited
heyecan duymak
a) to get excited b) to be enthusiastic
heyecan evresi
(Pisikoloji, Ruhbilim) excitement phase
heyecan göstermeden
calmly
heyecan ile ilgili
emotive
heyecan katmak
spice
heyecan sarası
(Pisikoloji, Ruhbilim) affectepilepsy
heyecan uyandıran
splashy
heyecan uyandırmak
make a stir
heyecan uyandırmak
to arouse excitement
heyecan uyandırmak
create a stir
heyecan ve coşku merakı
sensationalism
heyecan veren
agitative
heyecan verici
thrilling

We had a thrilling time at the theme park. - Biz tema parkında heyecan verici bir zaman geçirdik.

It was quite thrilling. - O oldukça heyecan vericiydi.

heyecan verici
orgiastic
heyecan verici
sensational

The news was sensational. - Haber heyecan vericiydi.

That was a respectable performance, but it definitely wasn't sensational. - Bu saygın bir performans oldu, ama kesinlikle heyecan verici değildi.

heyecan verici
stirring
heyecan verici
electric
heyecan verici bir biçimde
rousingly
heyecan verici bir hale sokmak
sensationalize
heyecan verici bir şekilde
breathtakingly
heyecan verici ortam
(Argo) buzzy
heyecan verici şey
thrill
heyecan vermek
to get (someone) agitated
heyecan yaratan
charged
heyecan yaratmak
make a stir
heyecan yaratmak
create a stir
heyecan yaratmak
make a sensation
heyecan yaratmak
generate excitement
heyecan yaratmak
cause a stir
heyecan yaratmak
cause excitement
heyecan verici
pathetic
cinsel heyecan
sexual arousal
heyecan verici
excıtıng
aptalca heyecan gösterisi
carrying on
aptalca heyecan gösterisi
carryings on
aşırı heyecan
tizzy
heyecan verici
melodramatic
psikomotor heyecan
(Pisikoloji, Ruhbilim) psychomotor agitation
yapmacık heyecan gösterisi
theatrics
Türkçe - Türkçe
(Osmanlı Dönemi) Coşkunluk. Coşmak
(Osmanlı Dönemi) Birden bire şiddetle hislenme. Ürperme
Coşku
Sevinç, korku, kızgınlık, üzüntü, kıskançlık, sevgi gibi sebeplerle ortaya çıkan güçlü ve geçici duygu durumu
heyecan verici
(Osmanlı Dönemi) müheyyiç
heyecan