gülmek

listen to the pronunciation of gülmek
Türkçe - İngilizce
laugh

I couldn't help laughing out. - Kahkahayla gülmek elimde değildi.

I could not help laughing. - Ben kendimi gülmekten alamadım.

smile

What's there to smile about? - Hakkında gülmek için ne var?

Tom couldn't help but smile. - Tom gülmekten kendini alamadı.

jeer
scoff
chortle
have a smile
(deyim) laugh in one's face
(küçümseme) sneer
to laugh, to chortle
to have a good time, have fun
to laugh

It is not because I do not want you to laugh at me, rather it is because I would like to laugh at you. - Bu bana gülmeni istemediğim için değil aksine sana gülmek istediğim içindir.

A Frenchman, for instance, might find it hard to laugh at a Russian joke. - Bir Fransız, mesela, bir Rus şakasına gülmekte zorlanır.

laugh at

A Frenchman, for instance, might find it hard to laugh at a Russian joke. - Bir Fransız, mesela, bir Rus şakasına gülmekte zorlanır.

It is not because I do not want you to laugh at me, rather it is because I would like to laugh at you. - Bu bana gülmeni istemediğim için değil aksine sana gülmek istediğim içindir.

to be happy, experience happiness
smile on
to laugh at, make fun of
to smile on. Gülerim!/Güleyim bari! Oh really?/How interesting! (sarcastic way of showing disbelief)
ridicule
gül
{i} rose

The rose is a flower and the dove is a bird. - Gül bir çiçektir ve güvercin bir kuştur.

I am good at raising roses. - Gül yetiştirmekte iyiyim.

gülme
laugh

Everybody burst into laughter. - Herkes gülmekten kırıldı.

Don't laugh at him for making a mistake. - Hata yaptığı için ona gülme.

gülmek (talih, doğa vb)
smile on
gülmek en iyi ilaçtır
laughter is the best medicine
gülme
laughing

I tried to keep from laughing. - Ben gülmemeye çalıştım.

I could not help laughing when I saw him. - Onu gördüğümde gülmekten kendimi alamadım.

gül
rosaceous
kahkahayla gülmek
laugh
kıkır kıkır gülmek
chortle
gül
rose window
içinden gülmek
laugh up one's sleeve
kahkaha ile gülmek
snort
kahkaha ile gülmek
roar
kahkahalarla gülmek
deride
kahkahalarla gülmek
guffaw
katıla katıla gülmek
fall about with laughter
katıla katıla gülmek
die laughing
katıla katıla gülmek
split one's sides
katıla katıla gülmek
shriek with laughter
kıkır kıkır gülmek
cackle
pis pis gülmek
grin
yüzü gülmek
be happy
gül
{f} laughing

I could not help laughing when I saw him. - Onu gördüğümde gülmekten kendimi alamadım.

I can't stop laughing. - Gülmemek elimde değil.

gül
have a smile
gül
laugh at

A teacher should never laugh at his students' mistakes. - Bir öğretmen öğrencilerinin hatalarına asla gülmemeli.

We must not laugh at the poor. - Fakirlere gülmemeliyiz.

gülme
mirth
kıkır kıkır gülmek
giggle
gül
laugh#at
gülmek!
sneer!
kahkahayla gülmek
guffaw
yüzüne gülmek
smile on
birinin burnuna gülmek
laugh in someone's face
birinin suratına gülmek
laugh in someone's face
bıyık altından gülmek
laugh up one's sleeve
bıyık altından gülmek
to laugh up one's sleeve
bıyık altından gülmek
lough in one's sleeve
bıyık altından gülmek
(deyim) laugh up one's sieve
bıyıkına gülmek
to make fun (of)
gevrek gevrek gülmek
laugh in crisp tones
gevrek gevrek gülmek
to laugh heartily
gözlerinin içi gülmek
to have one's eyes shine with joy
gözlerinin içi gülmek
beam on smb
gözlerinin içi gülmek
beam upon smb
gözlerinin içi gülmek
have one's eyes shine with joy
gül
rose; rose window gülpencere
gül
{f} laugh

They laughed the speaker down. - Onlar spikeri gülerek susturdular.

Man is the only animal that can laugh. - İnsan gülebilen tek hayvandır.

gül
(Tabiat Doğa) (bitki, Fam: çitsarmaşığıgiller) rose
gül
rose-shaped, rose
gülme
risible
gülme
laughter

As soon as I saw him, I burst into laughter. - Onu görür görmez gülmekten kırıldım.

He was so funny at the party that I simply couldn't restrain my laughter. - O, partide o kadar komikti ki gerçekten gülmeme engel olamadım.

için için gülmek
to laugh up one's sleeve, laugh inwardly, be secretly amused
için için gülmek
laugh inwardly
içinden gülmek
lough in one's sleeve
kahkaha ile gülmek
to laugh loudly, roar with laughter; to guffaw
katıla katıla gülmek
crease
katıla katıla gülmek
to die laughing, to fall about with laughter
katıla katıla gülmek
laugh over
katıla katıla gülmek
split
kendi kendine gülmek
chuckle
küçümseyerek gülmek
tehee
kıkır kıkır gülmek
to giggle, to chuckle, to cackle, to titter
kıkır kıkır gülmek
to giggle
kıkır kıkır gülmek
chuckle
kıkır kıkır gülmek
titter
kıs kıs gülmek
tehee
kıs kıs gülmek
to laugh silently; to laugh up one's sleeve
kıs kıs gülmek
lough like a hyena
kıs kıs gülmek
twitter
kıs kıs gülmek
snigger
kıs kıs gülmek
to snigger, to laugh up one's sleeve
kıs kıs gülmek
titter
kıs kıs gülmek
snicker
kıs kıs gülmek
laugh in one's sleeve
kıs kıs gülmek
chuckling
kıçıyla gülmek
laugh one's ass off
neşe saçarak gülmek
smile radiantly
pis pis gülmek
to grin, to chuckle
pis pis gülmek
to grin, chuckle, or laugh unpleasantly (as if one is rejoicing in another's misfortune)
pişmiş kelle gibi gülmek
(deyim) grin like a cheshire cat
sakalına gülmek
to laugh up one's sleeve, laugh in one's beard
son gülüp iyi gülmek
(deyim) get the last laugh
son gülüp iyi gülmek
(deyim) have the last laugh
sırtlan gibi gülmek
lough like a hyena
talihi yaver gitmek/ yüzüne gülmek
to enjoy a streak of good luck
talihi yüzüne gülmek
(deyim) get a lucky break
yüksek sesle gülmek
cachinnate
yüze gülmek
to feign friendship
yüze gülmek
feign friendship
yüzü gülmek
to be happy
yüzü gülmek
to be happy; to be pleased
yüzüne gülmek
(deyim) smile on someone
yüzüne gülmek
feign friendship
yüzüne gülmek
to feign friendship
yüzüne gülmek
(deyim) smile upon someone
yüzüne gülmek
to smile at (someone) hypocritically, make an essentially false display of friendship towards (someone)
Türkçe - Türkçe
Hoşuna veya tuhafına giden olaylar, durumlar karşısında, genellikle sesli bir biçimde duygusunu açığa vurmak
İnsan, hoşuna veya tuhafına giden olaylar, durumlar karşısında, genellikle sesli bir biçimde duygusunu açığa vurmak: "O ne söylese sinirli sinirli ve tabii olmayan gülüşü ile gülüyordu."- H. E. Adıvar
Dikkati çekecek derecede hoş ve sıcak görünmek
Dikkati çekecek derecede hoş ve sıcak görünmek: "Annemin, yirmi gündür ağlayan yüzü, bu akşam ilk defa güldü."- Y. Z. Ortaç
Mutlu, sevinçli zaman geçirmek, eğlenmek, hoşça vakit geçirmek
Biriyle alay etmek: "Gülme komşuna, gelir başına."- Atasözü
Biriyle alay etmek
(Osmanlı Dönemi) İFTİRAR
(Osmanlı Dönemi) DIBNE
Gül
verda
GÜL
(Osmanlı Dönemi) f. Küçük ve dikenli bir ağaçta olup şeklinin ve kokusunun güzelliği ile meşhurdur. Şairlere göre bülbülün sevgilisidir. Pek çok cinsi vardır
Gül
(Osmanlı Dönemi) SEMAD
Gül
(Osmanlı Dönemi) İSPERGAM
Gül
(Osmanlı Dönemi) EZMEL
Gül
(Osmanlı Dönemi) CÜLL
Gül
(Osmanlı Dönemi) TAYF
Gül
(Osmanlı Dönemi) RİMDİDA'
Gülme
(Osmanlı Dönemi) DIHK
gül
Bu bitkinin katmerli, genellikle kokulu olan çiçeği
gül
Gülgillerin örnek bitkisi (Rosa)
gül
Rosa olarak tanımlanan bir süs bitkisi ve aynı adı taşıyan çiçeği
gül
özellikle Gotik üslupta yapılmış olan kiliselerde bulunan, taş tirizler ve süslerle parçalara bölünmüş, yuvarlak pencerelere verilen ad
gülme
Gülmek işi
gülme
Kahkaha: "Leylâ, çayırın öbür ucuna kaçarak içinden gelen gülmeleri bastırmaya çalışır."- S. Birsel
gülme
Kahkaha
gülmek