It's okay to look, but it's rude to stare.
- Görünmek için tamam ama bakmak için kaba.
Why is it okay for boys, but not for girls?
- Neden erkekler için tamam, ama kızlar için değil?
Alright, see you then.
- Tamam, görüşürüz o zaman.
Alright, mom, I get it!
- Tamam, anne, bunu anlıyorum!
I am quite all right now.
- Ben şimdi tamamen iyiyim.
If Bob had taken my advice, everything would be all right now.
- Bob benim tavsiyemi dinleseydi, şimdi her şey tamam olacaktı.
Everybody pulled their socks up, yeah.
- Herkes aklını başına devşirdi, tamam.
Oh yeah, I totally agree.
- Oh evet, ben tamamen katılıyorum.
Yes, you're quite right.
- Evet, sen tamamen haklısın.
Yesterday I finished learning Esperanto on Duolingo.
- Dün Duolingo'da Esperanto öğrenmeyi tamamladım.
I'm all packed and ready to go.
- Tamamen toparlandım ve gitmeye hazırım.
OK, I guess I'm ready.
- Tamam, sanırım hazırım.
I haven't quite finished eating.
- Ben yemeği tamamen bitirmedim.
They finished eighty miles' journey.
- Onlar seksen millik yolculuğu tamamladılar.
OK, you keep quiet while we're in the store.
- Tamam, biz mağazadayken sessiz durun.
My studies are going okay.
- Benim çalışmalar tamam olacak.
On the whole I agree with you.
- Sana tamamen katılıyorum.
I know the whole of the story.
- Ben hikayenin tamamını biliyorum.
Have you finished the papers?
- Belgeleri tamamladın mı?
They finished eighty miles' journey.
- Onlar seksen millik yolculuğu tamamladılar.
He was covered all over with paint.
- O tamamen boyayla kaplanmıştı.
Liisa was completely overwhelmed, but there was no one there who could've helped her.
- Liisa tamamen bunalmıştı fakat orada ona yardım edebilecek kimse yoktu.
Youths who are caught violating the new rules on behaviour will lose their right to free travel, and will have to complete unpaid community work to earn it back.
- Yeni davranış kurallarını ihlâl etmekten yakalanan gençler seyahat özgürlüğü haklarını kaybedecekler, ve bu hakkı geri almak için parasız toplum işini tamamlamak zorunda kalacaklar.
If Bob had taken my advice, everything would be all right now.
- Bob benim tavsiyemi dinleseydi, şimdi her şey tamam olacaktı.
He has done the work completely.
- O, işi tamamen yaptı.
All my homework is done.
- Bütün ödevlerim tamam.
OK, we've got a deal.
- Tamam, bir anlaşmamız var.
You're exactly right, Tom.
- Tamamen haklısın, Tom.
It isn't totally exact.
- O tamamen kesin değildir.
I think it's all right now.
- Sanırım o şimdi tamam.
It must bother you to have taken a bad master. I'm stupid too. So, it's all right.
- Kötü bir öğretmene sahip olmak sizi rahatsız ediyor olmalı. Ben de aptalım. Öyleyse, tamam.
Tom can understand perfectly well.
- Tom tamamen iyi bir şekilde anlayabiliyor.
I think I can speak French well enough to say pretty much anything I want to say.
- Sanırım söylemek istediğim bir şeyi neredeyse tamamen söylemek için yeterince iyi şekilde Fransızca konuşabilirim.
The cherry trees are in full blossom.
- Kiraz ağaçları tamamen çiçeklenmişler.
Tom is fully aware of the problem.
- Tom tamamen problemin farkında.
Complete with the correct form of the verb.
- Fiilin doğru şekli ile tamamlayın.
This watch keeps correct time.
- Bu saat tamamen doğrudur.
Her words were completely meaningless.
- Onun sözleri tamamen anlamsızdı.
All is completed with this.
- Hepsi bununla tamamlandı.
I'll hide and you find me. O.K.?
- Saklanacağım ve sen beni bulacaksın. Tamam mı?
I didn't have to open the letter. I knew exactly what it said.
- Mektubu açmak zorunda değildim. Ne söylediğini tamamen biliyordum.
That's exactly what I expected to happen.
- Bu tamamen olmasını beklediğim şey.
Was nothing done about that?
- Onun hakkında hiçbir şey tamam değil miydi?
Wait a minute, my laundry is done, I'll go hang out the washing.
- Bir dakika bekle, benim çamaşır tamam, çamaşırı asmaya gideceğim.