eksiksiz

listen to the pronunciation of eksiksiz
Turkish - English
complete

Sami told cops a complete fake story. - Sami polislere eksiksiz bir sahte hikaye anlattı.

A complete poem is one where an emotion finds the thought and the thought finds the words. - Eksiksiz bir şiir, bir duygunun düşünceyi ve düşüncenin kelimeleri bulduğu yerdir.

in full
thorough

I should've been more thorough. - Daha eksiksiz olmalıydım.

Tom is very thorough, isn't he? - Tom çok eksiksiz, değil mi?

perfect
solid
unabridged
total
exact
up to date
exhaustive
technicality
perfectly
complete, perfect, consummate; completely, perfectly
thoroughgoing
without defect
perfect, free of defects or faults
(Hukuk) integral
consummate
factual
every bit of (something): Yüz bin lirayı eksiksiz harcadı. He spent every bit of the one hundred thousand liras
complete, perfect, free of deficiency
completely

The procedure must be executed correctly and completely. - Prosedür doğru ve eksiksiz yürütülmelidir.

watertight
true
intactness
definitive
eksik
deficient
eksik
lacking

A developed perception of linguistic beauty is still lacking in her. - Dilsel güzelliğin gelişmiş algısı hâlâ onda eksik.

eksik
missing

Tom reported Mary missing. - Tom Mary'nin eksik olduğunu bildirdi.

The last leaf of this book is missing. - Bu kitabın son yaprağı eksik.

eksiksiz bir biçimde
precisely
eksiksiz bir biçimde
wholly
eksiksiz bir mutluluk
bliss
eksiksiz hale getirmek
(Kanun) perfect
eksiksiz olarak
wholly
eksiksiz olarak
faultlessly
eksiksiz olarak
precisely
eksiksiz sistem
(Bilgisayar) turnkey
eksiksiz açıklama
full disclosure
eksiksiz bir halde
right as trivet
eksiksiz bir memnuniyet
pleasure without alloy
eksiksiz biçimde
unfailingly
eksiksiz biçimde
infallibly
eksiksiz düzgün uzay
(Matematik,Teknik) complete uniform space
eksiksiz grup
(Matematik,Teknik) complete group
eksiksiz integral
(Matematik,Teknik) complete integral
eksiksiz isim
(Denizbilim) nomen inviolatum
eksiksiz
(Konuşma Dili) yeoman service
eksiksiz kafes
complete lattice
eksiksiz küme
math . complete set
eksiksiz küme
(Matematik,Teknik) complete set
eksiksiz tümce
(Dilbilim) favourite sentence
eksiksiz tümlev
(Matematik) complete integral
eksiksiz yapmak
do completely
eksiksiz yerine getirmek
completely fulfil
eksiksiz yerine getirmek
amply fulfil
eksiksiz öbek
(Matematik) complete group
eksiksiz ölçevli uzay
(Matematik) complete metric space
eksiksiz ölçüm
(Matematik,Teknik) complete measure
eksiksiz örgü
(Matematik) complete lattice
eksik
short

We're shorthanded now. - Şimdi personel eksikliğimiz var.

They short-changed me at that store. - O mağazada bana paranın üstünü eksik verdiler.

eksik
incomplete

He was born with an incompletely formed heart valve. - O eksik olarak oluşan kalp kapağı ile doğdu.

This report seems to be incomplete. - Bu rapor eksik gibi görünüyor.

eksik
inadequate
eksik
lack

Admitting his lack of experience, I still think that he ought to do better. - Onun tecrübe eksikliğini kabul etmeme rağmen, hâlâ daha iyi yapması gerektiğini düşünüyorum.

The explorers began to suffer from a severe lack of food. - Araştırmacılar ciddi bir gıda eksikliğinden muzdarip olmaya başladı.

eksik
wanting

He is by no means wanting in courage. - Onun asla cesareti eksik değil.

eksik
missing, lacking, absent, short; less (than); incomplete, imperfect, defective, deficient; insufficient; deficiency, lack, defect, shortfall
eksik
scanty
eksik
short-coming
eksik
{s} less
eksik
missing, absent: Sınıftan iki kişi eksikti. Two people were absent from the class
eksik
partial
eksik
imperfective
eksik
(Muzik) impererfect cadence
eksik
broken
eksik
uncomplete
eksik
devoid
eksik
light
eksik
under-
eksik
crude
eksik
dumb
eksik
halfness
eksik
amiss
eksik
less (than)
eksik
rudiment
eksik
faulty
eksik
fragmentary
eksik
abortive
eksik
shortfall
eksik
sketchy
eksik
shortcoming

Tom was never afraid even to talk about his own shortcomings. - Tom kendi eksikliklerinden bile bahsetmeye korkmuyordu.

We should be conscious of our shortcomings. - Eksikliklerimizin farkında olmalıyız.

eksik
defective
eksik
spotty
eksik
incompleteness
eksik
shortage
eksik
imperfect

Being happy doesn't mean that everything is perfect, but rather that you've decided to look beyond the imperfections. - Mutlu olmak her şeyin mükemmel olduğu anlamına gelmez fakat aksine eksikliklerin ötesine bakmaya karar vermenizdir.

Partly because he could not receive enough information, Harper's description remains imperfect. - Kısmen yeterli bilgiyi alamadığından dolayı Harper'in açıklaması eksik kalıyor.

Eksik
pilfered
eksik
ıncomplete

The salad is incomplete without olive oil, croutons and nuts. - Salata; zeytinyağı, kızarmış ekmek parçaları ve fındık olmadan eksiktir.

The dictionary is incomplete. It only goes to the letter J. - Sözlük eksik. Sadece J harfine kadar gidiyor.

eksik
incompetent
eksik
gappy
eksik
minus
eksik
(Hukuk) deficit
eksik
shy
eksik
lack; deficiency, shortage; what is missing
eksik
incommensurate
eksik
shortcoming, defect
eksik
missing part
eksik
ragged
eksik
(something) which has something missing or lacking, deficient, incomplete
eksik
skimp
eksik
out
eksik
lame

This was a lame attempt to conceal the fact that the author of this sentence has nothing to say. - Bu cümlenin yazarı söyleyecek bir şeyi olmadığı gerçeğini gizlemek için bir eksik bir girişimdi.

eksik
insufficient
eksik
scrimpy
eksik
{s} skimpy
eksik
scrimp
eksik
scantly
eksik
deficiency

Body temperature rising, pulse rising ... he's in a state of oxygen deficiency. - Vücut ısısı yükseliyor, nabız yükseliyor... Onun oksijen eksikliği durumu var.

eksik
meager
eksik
under

That's quite an understatement. - O oldukça eksik bir beyan.

That's probably an understatement. - O muhtemelen eksik bir beyandır.

eksik
absentee
Turkish - Turkish
Tam olarak: "Verdiği emirler, on on beş dakika içinde bütün Ege bölgesinde duyuluyor, eksiksiz uygulanıyordu."- N. Cumalı. İyi, namuslu, temiz
Tam olarak
İyi, namuslu, temiz
Eksiği olmayan, tam, tamam
tamam
tekmil
Eksik
(Hukuk) NATEMAM
eksik
Az: "Arada can sıkıntısından doğma kavgalar da hiç eksik değil..."- R. N. Güntekin
eksik
İhtiyaç duyulan (şey), noksan
eksik
Mükemmel olmayan, kusurlu, muallel, sakat
eksik
Az
eksik
İhtiyaç duyulan (şey), noksan: "Aklı sıra bu eksiğini biraz olsun doldurmaya çalışıyor."- H. Taner
eksik
Bir bölümü olmayan, natamam
eksiksiz
Favorites