tamamen

listen to the pronunciation of tamamen
Turkish - English
completely

Are you completely through with your homework? - Sen tamamen ödevlerin aracılığıyla mısın?

Her words were completely meaningless. - Onun sözleri tamamen anlamsızdı.

exactly

That's exactly what I expected to happen. - Bu tamamen olmasını beklediğim şey.

You and Tom are exactly the same. - Sen ve Tom tamamen aynısınız.

thoroughly

I checked Tom thoroughly. - Tom'u tamamen kontrol ettim.

The police thoroughly searched the house. - Polis evi tamamen aradı.

altogether

His speech was not altogether bad. - Onun konuşması tamamen kötü değildi.

The Latin language is not entirely unknown to me, but I altogether lack the ability to speak it. - Latince tamamen bilmediğim bir dil değil ama bu dili konuşma yeteneğinden tamamen yoksunum.

definite
precisely
wholly

The statement is not wholly true. - İfade tamamen gerçek değil.

I am wholly in agreement with you. - Seninle tamamen aynı fikirdeyim.

definitely
perfectly

I'm perfectly normal. - Ben tamamen normalim.

Tom is perfectly satisfied with his current salary. - Tom şu anki aylığından tamamen memnun.

properly
simply

Let's face it: this sentence is simply bad. - Şunu kabul edelim ki bu cümle tamamen kötü.

What he told us the other day simply doesn't make sense, does it? - Geçen gün onun bize söylediğinin tamamen bir anlamı yok, değil mi?

mature
truly
starkly
thro

I just couldn't go through with it. - Ben sadece onu tamamen bitiremedim.

Tom is about through here. - Tom neredeyse tamamen burada.

all-out
down the line
(deyim) good and

He was good and drunk. - O tamamen sarhoş olmuştu.

lock stock and barrel
through and through

He's American through and through. - O tamamen Amerikalıdır.

to the core
in full

All the cherry trees in the park are in full bloom. - Parktaki tüm kiraz ağaçları tamamen çiçek açmış.

The cherry blossoms are in full bloom. - Kirazlar tamamen çiçek açtılar.

out-and-out
richly
lock, stock and barrel
as a whole
plenty
through

I just couldn't go through with it. - Ben sadece onu tamamen bitiremedim.

Are you completely through with your homework? - Sen tamamen ödevlerin aracılığıyla mısın?

right

I'm being completely serious right now. - Şu anda tamamen ciddiyim.

It's better to be approximately right than completely wrong. - Tamamen yanlış olmasındansa üç aşağı beş yukarı doğru olması daha iyidir.

sheerly
entirety
hopelessly
precise
staring
wide

For some reason, I'm wide awake and can't fall asleep. - Nedense, tamamen uyanığım ve uykuya dalamıyorum.

It's already 3 a.m., but I'm wide awake and couldn't fall asleep if I tried. - Saat sabahın üçü fakat ben tamamen uyanığım ve çabalasamda uyuyamadım.

at large
toto
trans-
ex
(deyim) first and last
to the finger tips
per-
without reserve
neck and crop
(deyim) to the backbone
stock
flatly
thru and thru
bodily
all the way
pure

That is a pure waste of time. - O tamamen zaman kaybı.

I only found out about it purely by accident. - Ben onun hakkında tamamen tesadüfen öğrendim.

finally

Tom and Mary were finally completely alone. - Tom ve Mary nihayet tamamen yalnızdı.

in its entirely
totally

The boy is totally dependent on his parents. - Çocuk tamamen ebeveynlerine bağımlıydı.

It isn't totally exact. - O tamamen kesin değildir.

thru
the whole way
out and out
unbelieving
bang-on
utter

Tom is utterly obsessed with food. No wonder Mary dumped him! - Tom tamamen yiyeceklere saplantılı. Mary'nin onu terkettiğine şaşmamalı.

It is utterly impossible to finish the work within a month. - Bir ayda işi tamamen bitirmek imkansız.

boots and all
throughout
full

He fully realizes that he was the cause of the accident. - Kazanın sebebi olduğunun tamamen farkındadır.

Tom is fully aware of the problem. - Tom tamamen problemin farkında.

fair

That seems completely fair to me. - O benim için tamamen adil görünüyor.

The judgment isn't entirely fair. - Yargılama tamamen adil değil.

downright

It sounds downright frightening. - Bu tamamen korkutucu görünüyor.

This place is downright creepy. - Bu yer tamamen tüyler ürpertici.

clean

Everything has been thoroughly cleaned. - Her şey tamamen temizlendi.

She completely cleaned her plate. - Tabağını tamamen temizledi.

precious
quite

I don't quite agree with you. - Sizinle tamamen aynı fikirde değilim.

He looked confident but his inner feelings were quite different. - Emin görünüyordu fakat onun iç duyguları tamamen farklıydı.

completely, entirely, wholly, altogether
bang
tamamen açılmış
full blown
tamamen farklı
disparate
tamamen açmış
full-blown
tamamen bitirmek
finish up
tamamen bozulmuş
shot to pieces
tamamen değiştirmek
transmute
tamamen doldurmak
top up
tamamen dolu
fully loaded
tamamen farklı
contrary
tamamen kanat uçak
(Havacılık) all-wing type airplane
tamamen kapalı
(Bilgisayar) fully enclosed
tamamen kör
completely blind
tamamen uyanık
wide-awake
tamamen yasal
perfectly legal
tamamen yeni
completely new
tamamen yünlü
all-wool
tamamen ödemek
pay off

Tom is trying to pay off all his debts. - Tom bütün borçlarını tamamen ödemek için çalışıyor.

tamamen ödemek
pay in full
tamamen ödenmiş
fully paid
tamamen ödenmiş
paid off
tamamen anlamak
(Konuşma Dili) get into one's head
tamamen anlaşılmaz
utterly inconceivable
tamamen aynı fikirde olmak
see eye to eye with smb
tamamen açmış
full blown
tamamen açık (belirgin)
crystal-clear
tamamen başka
quite another
tamamen belirgin
crystal-clear
tamamen bitmek
(Konuşma Dili) be over and done with
tamamen bozulmak
go phut
tamamen büyümüş
full grown
tamamen dolu
booked solid
tamamen dolu olma
full house
tamamen doyurma
sating
tamamen doğru
bang on
tamamen doğru
(Argo) (right) on the money
tamamen durmak
come to a dead stop
tamamen durmak
come to a full stop
tamamen dönüşme
(Kimya) transmogrification
tamamen düzgün uzay
(Matematik,Teknik) completely regular space
tamamen farklı olarak
disparately
tamamen feshedici
diriment
tamamen feshetmek
terminate in part or in whole
tamamen hakedilmiş
well-deserved
tamamen harcanmış
consumed
tamamen hatalı
(Argo) all wet
tamamen hükümsüz
(Politika, Siyaset) vanitas vanitatum
tamamen iyi kalite
(Ticaret) fully good
tamamen karşısında
dead set against
tamamen karşısında
directly opposed
tamamen karşısında
dead against
tamamen karşıt
diametrical
tamamen kurumak
dry out
tamamen kör
stone-blind
tamamen kör
blind as a bat
tamamen saçma
all moonshine
tamamen saçma
yo-ho-ho
tamamen saçmalık
full of shit
tamamen sağır
(deyim) as deaf as an adder
tamamen sağır
stone-deaf
tamamen sağır
deaf as a post
tamamen sentetik
fully synthetic
tamamen silinmiş
obliterated
tamamen simetrik
(Kimya) totaly symmetric
tamamen sona ermek
(Konuşma Dili) be over and done with
tamamen soyunmak
strip to the skin
tamamen tazmin
(Kanun) full compensation
tamamen unuttum
I clean forgot
tamamen unutulmak
(Konuşma Dili) be over and done with
tamamen uyanık
wide awake
tamamen yakmak
burn out
tamamen yanlış
quite afield
tamamen yanlış
completely wrong
tamamen yanlış
quite wrong
tamamen yanmak
burn to a cinder
tamamen yenmek
(deyim) beat hollow
tamamen yıkılma
ruination
tamamen zıt olan
(Dilbilim) antipodal
tamamen çıplak
buck-naked
tamamen çıplak
buck naked
tamamen çıplak
entirely naked
tamamen ödemek
pay scot and lot
bir devlet ülkesinin bir bölümünün tamamen başka bir devlet ülkesince çevrilmesi
(Hukuk) enclave
birbirinin tamamen zıttı olmak
be poles apart
kısmen veya tamamen feshetmek
(Kanun) terminate in part or in whole
kısmen ya da tamamen
partially or wholly
mümkün olduğunca tamamen
as fully as possible
Turkish - Turkish
(Osmanlı Dönemi) Büsbütün, eksiksiz ve tam olarak, mükemmel biçimde
Bütün olarak, büsbütün: "Hanımlar tamamen çıktıktan sonra, beylere de numaraları dağıtılacaktır."- S. F. Abasıyanık
Bütün olarak, büsbütün
tamamen
Favorites