Mary'nin ne dediğini zorlukla duyabildim.
- Tom konnte kaum hören, was Mary sagte.
Tom ancak kirasını ödeyebiliyor.
- Tom kann kaum seine Miete bezahlen.
Tom artık Mary ile neredeyse hiç konuşmuyor.
- Tom redet kaum mehr mit Mary.
Tom neredeyse hiçbir şey hakkında şikayet etmezdi.
- Tom beklagt sich kaum jemals über etwas.
Tom her zaman öyle kısık sesle konuşur ki ne söylediğini ben zar zor anlayabiliyorum.
- Tom always speaks in such a low voice that I can barely understand what he says.
Ben zar zor sınavı geçtim.
- I barely passed the exam.
Bazen içecek çok fazla şey ancak yeterlidir.
- Sometimes too much to drink is barely enough.
Tom ancak kirasını ödeyebiliyor.
- Tom can barely pay his rent.
Şehri hemen hemen hiç bilmiyorum.
- I barely know the city.
O artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.
- He barely speaks to me anymore.
Bir saattir bekliyoruz ve sıra çok az ilerledi.
- We've been waiting for an hour and the line has barely moved.
Bir saatten daha fazla bir süredir burada bekliyoruz ve sıra çok az hareket etti.
- We've been standing here for more than an hour and the line has barely moved.
Tom çok çok az ilgileniyor gibi görünüyor.
- Tom seems to be barely paying attention.
Tom artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.
- Tom barely speaks to me anymore.
Burada hemen hemen hiç yağmur yağmaz.
- It barely ever rains here.
Bunu güçbela zamanında yaptım.
- I barely made it on time.
Tom ancak kirasını ödeyebiliyor.
- Tom can barely pay his rent.
Büyükçe bir sandalye, ama kapı aralığından anca geçer.
- It's a biggish chair, but it'll just barely fit through the doorway.
She hardly speaks English.
- Sie spricht kaum Englisch.
I am so tired that I can hardly walk.
- Ich bin so müde, dass ich kaum laufen kann.
I had no sooner left the shop than I met my teacher.
- Kaum hatte ich den Laden verlassen, da traf ich meinen Lehrer.
No sooner had he done it than he began reading.
- Kaum war er fertig, da begann er zu lesen.
It was so terribly hot inside that that woman wore scarcely any clothes.
- Es war drinnen so schrecklich heiß, dass die Frau kaum bekleidet war.
There was scarcely any money left.
- Es war kaum noch Geld übrig.