Mary'nin ne dediğini zorlukla duyabildim.
- Tom konnte kaum hören, was Mary sagte.
Tom ancak kirasını ödeyebiliyor.
- Tom kann kaum seine Miete bezahlen.
Onun hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyor.
- Er weiß kaum etwas darüber.
Tom artık Mary ile neredeyse hiç konuşmuyor.
- Tom redet kaum mehr mit Mary.
Çarpılmaktan zar zor kurtuldum.
- I barely missed being struck.
Tom her zaman öyle kısık sesle konuşur ki ne söylediğini ben zar zor anlayabiliyorum.
- Tom always speaks in such a low voice that I can barely understand what he says.
Ancak sabah kahvaltısı için yeterli ekmeğimiz var.
- We have barely enough bread for breakfast.
Ekmek ve süt alacak kadar parası ancak vardı.
- He had barely enough money to buy bread and milk.
Leyla ve Sami birbirlerini hemen hemen hiç tanımıyorlardı.
- Layla and Sami barely knew each other.
O artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.
- He barely speaks to me anymore.
Tom geçen yaz Mary ile çok az konuştu.
- Tom barely spoke to Mary last summer.
Bir saatten daha fazla bir süredir burada bekliyoruz ve sıra çok az hareket etti.
- We've been standing here for more than an hour and the line has barely moved.
Tom çok çok az ilgileniyor gibi görünüyor.
- Tom seems to be barely paying attention.
Leyla ve Sami birbirlerini hemen hemen hiç tanımıyorlardı.
- Layla and Sami barely knew each other.
Burada hemen hemen hiç yağmur yağmaz.
- It barely ever rains here.
Bunu güçbela zamanında yaptım.
- I barely made it on time.
Büyükçe bir sandalye, ama kapı aralığından anca geçer.
- It's a biggish chair, but it'll just barely fit through the doorway.
Ekmek ve süt alacak kadar parası ancak vardı.
- He had barely enough money to buy bread and milk.
I am so tired that I can hardly walk.
- Ich bin so müde, dass ich kaum laufen kann.
The wounded soldier could hardly walk.
- Der verwundete Soldat konnte kaum laufen.
No sooner had he done it than he began reading.
- Kaum war er fertig, da begann er zu lesen.
He had no sooner arrived than he was asked to leave.
- Kaum war er angekommen, wurde er gebeten zu gehen.
It was so terribly hot inside that that woman wore scarcely any clothes.
- Es war drinnen so schrecklich heiß, dass die Frau kaum bekleidet war.
There are scarcely any flowers in our garden.
- Wir haben kaum Blumen im Garten.