Mary'nin ne dediğini zorlukla duyabildim.
- Tom konnte kaum hören, was Mary sagte.
Tom ancak kirasını ödeyebiliyor.
- Tom kann kaum seine Miete bezahlen.
Onun hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyor.
- Er weiß kaum etwas darüber.
Tom neredeyse hiçbir şey hakkında şikayet etmezdi.
- Tom beklagt sich kaum jemals über etwas.
Tom bacağını incitti ve zar zor yürüyebiliyor.
- Tom hurt his leg and can barely walk.
Tom her zaman öyle kısık sesle konuşur ki ne söylediğini ben zar zor anlayabiliyorum.
- Tom always speaks in such a low voice that I can barely understand what he says.
Ancak sabah kahvaltısı için yeterli ekmeğimiz var.
- We have barely enough bread for breakfast.
Ekmek ve süt alacak kadar parası ancak vardı.
- He had barely enough money to buy bread and milk.
O artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.
- He barely speaks to me anymore.
Tom artık benimle hemen hemen hiç konuşmuyor.
- Tom barely speaks to me anymore.
Bir saattir bekliyoruz ve sıra çok az ilerledi.
- We've been waiting for an hour and the line has barely moved.
Bir saatten daha fazla bir süredir burada bekliyoruz ve sıra çok az hareket etti.
- We've been standing here for more than an hour and the line has barely moved.
Tom çok çok az ilgileniyor gibi görünüyor.
- Tom seems to be barely paying attention.
Burada hemen hemen hiç yağmur yağmaz.
- It barely ever rains here.
Leyla ve Sami birbirlerini hemen hemen hiç tanımıyorlardı.
- Layla and Sami barely knew each other.
Bunu güçbela zamanında yaptım.
- I barely made it on time.
Ekmek ve süt alacak kadar parası ancak vardı.
- He had barely enough money to buy bread and milk.
Tom ancak kirasını ödeyebiliyor.
- Tom can barely pay his rent.
The wounded soldier could hardly walk.
- Der verwundete Soldat konnte kaum laufen.
I am so tired that I can hardly walk.
- Ich bin so müde, dass ich kaum laufen kann.
He had no sooner arrived than he was asked to leave.
- Kaum war er angekommen, wurde er gebeten zu gehen.
No sooner had he done it than he began reading.
- Kaum war er fertig, da begann er zu lesen.
There was scarcely any money left.
- Es war kaum noch Geld übrig.
There are scarcely any flowers in our garden.
- Wir haben kaum Blumen im Garten.