kadar

listen to the pronunciation of kadar
Turkish - English
as well as

He teaches mathematics as well as English. - O, İngilizce öğrettiği kadar matematik de öğretiyor.

The rich have trouble as well as the poor. - Zenginlerin fakirler kadar sorunu vardır.

as as
as near as
as big as

This cat is as big as that one. - Bu kedi şu kedi kadar büyüktür.

Your car is three times as big as this one. - Senin araban bunun üç katı kadar büyük.

as much

My brother eats twice as much as I do. - Erkek kardeşim benim yediğimin iki katı kadar yemek yiyor.

The news surprised him as much as it did me. - Haber onu, beni şaşırttığı kadar, çok şaşırttı.

so as

The people all praised the emperor's clothes without telling him the truth so as not to seem stupid, until a little boy said, The emperor is naked! - İnsanların hepsi küçük bir çocuk İmparator çıplak! deyinceye kadar aptal görünmemek için ona gerçeği söylemeden imparatorun giysilerini övdü.

Try to do so as far as the station. - İstasyona kadar öyle yapmaya çalış.

something like

Nobody will pay that much for something like that. - Hiç kimse öyle bir şey için o kadar çok ödemeyecek.

I'm too old to do something like that. - Öyle bir şeyi yapamayacak kadar yaşlıyım.

or so

Ten to one it'll clear up in an hour or so. - Bire karşı on bir saate kadar hava açılacak.

However hard you may study, you can't master English in a year or so. - Ne kadar sıkı çalışırsan çalış, bir sene veya civarında İngilizcede uzmanlaşamazsın.

insomuch as
some

I must have it done somehow by six. - Saat altıya kadar bir şekilde onu yaptırmalıyım.

To take something too far. - Bir şey alamayacak kadar çok uzak.

amount

I really wonder how much the inheritance tax will amount to. - Gerçekten veraset vergisinin ne kadar tutacağını merak ediyorum.

What is the total amount of money you spent? - Harcadığın para toplam ne kadar?

as much ... as
degre

Today, the temperature rose as high as 30 degrees Celsius. - Bugün ısı 30 santigrat dereceye kadar yükseldi.

To what degree can we trust him? - Ne dereceye kadar biz ona güvenebiliriz?

amounting
as... as
about

Your income is about twice as large as mine is. - Gelirin, benimkinin yaklaşık iki katı kadar büyük.

The population of China is about eight times as large as that of Japan. - Çin'in nüfusu Japonya'nınkinin 8 misli kadar büyüktür.

degree

I agree with you to a degree. - Ben, bir dereceye kadar sizinle aynı fikirdeyim.

Today, the temperature rose as high as 30 degrees Celsius. - Bugün ısı 30 santigrat dereceye kadar yükseldi.

proportion
it's as if, consider that: Sağ olunuz, bir fincan içmiş kadar oldum. Thanks; consider me as having drunk a cup just the same
up to

Got into debt right up to my ears. - Gırtlağıma kadar borca battım.

My son can count up to a hundred now. - Oğlum şu an yüze kadar sayabiliyor.

about, approximately: On kişi kadar geldi. About ten people came. ... şu
as much as

As much as 90 percent of happiness comes from elements such as attitude, life control and relationships. - Mutluluğun yüzde 90 kadarı tutum, yaşam kontrolü ve ilişkiler gibi unsurlardan geliyor.

I will help as much as I can. - Ben elimden geldiği kadar yardımcı olacağım.

more than, over: yüz şu kadar ağaç over a hundred trees
as
inasmuch as
up to, as far as (a place); until, up to (a time); by (a time); within (a time)
until

You can wait until the cows come home! - İnekler eve gelene kadar bekleyebilirsin!

I had never seen a panda until I went to China. - Çin'e gidene kadar hiç panda görmemiştim.

as ... as; as big as; as much as; until, till, by; up to; to; as far as; about, or so, something like; amount, degre
so
as much as: O yapabildiği kadar yaptı. She did as much as she could
(süre) by
as ... as: fil kadar büyük as big as an elephant
amount; much: O kadar ver. Give that amount
so ... (that): O kadar üzüldü ki .... She was so sad that
pending
till

She didn't know the information till she met him. - Onunla tanışıncaya kadar, o, bilgiyi bilmiyordu.

He worked from morning till night. - O, sabahtan akşama kadar çalıştı.

so long as

Three people can keep a secret so long as two of them are dead. - Üç kişi, onlardan ikisi ölene kadar bir sırrı saklayabilir.

Her hair was so long as to reach the floor. - Saçları yere ulaşacak kadar uzundu.

as far as

We walked as far as 6 kilometers. - Biz 6 kilometre kadar yürüdük.

As far as I remember, he didn't say that. - Hatırladığım kadarıyla, o onu söylemedi.

up to the
untill
as many

When I was young, I tried to read as many books as I could. - Gençken, okuyabildiğim kadar fazla kitap okumayı denedim.

Lucy has as many friends as I do. - Lucy benim sahip olduğum kadar çok sayıda arkadaşa sahip.

as ... as
to from
while

We conversed until late at night while eating cake and drinking tea. - Biz kek yerken ve çay içerken gece geç saatlere kadar konuştuk.

Let's just rest here for a little while, my feet are aching so much I can't walk. - Sadece bir süre burada dinlenelim, ayaklarım o kadar çok ağrıyor ki yürüyemiyorum.

to
upto
up
when

When I was young, I tried to read as many books as I could. - Gençken, okuyabildiğim kadar fazla kitap okumayı denedim.

When angry, count ten; when very angry, a hundred. - Kızgınsan ona kadar; çok kızgınsan yüze kadar say.

-e kadar
till
kadar güçlü
as strong as
kadar düzenli
as regular as
kadar süre
by
kadar çirkin
as ugly as
kadar çılgın
as mad as
kadar özgür
as free as
kadar az
as few as
kadar durmak yok
no stopping till
kadar olmak
it's as if, consider that - "Sağ olunuz, bir fincan içmiş kadar oldum." - "Thanks; consider me as having drunk a cup just the same."
kadar güvenilir
as secure as
kadar ileri gitmek
go too far
Kafdağı'na kadar
1. to the ends of the earth. 2. to the bitter end
kahvaltı dahil bir gecelik ne kadar
How much for a night including breakfast
kahvaltı dahil bir oda ne kadar
How much for a room including breakfast
kanının son damlasına kadar
to the bitter end
kapı kadar
huge, enormous
kapıya kadar geçirmek
show out
kapıya kadar geçirmek
see smb. to the door
kapıya kadar geçirmek
to see sb out
kapıya kadar geçirmek
show smb. to the door
kapıya kadar uğurlamak
to show sb out
karavan için ücretiniz ne kadar
What is the charge for a trailer
kart gönderme posta ücreti ne kadar
What's the postage on a postcard
kazık kadar
(person) who's grown up (but still behaves childishly)
kazık kadar
lanky, gangly, huge
kaşık kadar emaciated
(face)
-e kadar
by the time
ağzına kadar dolu olmak
brim
başından sonuna kadar
all the way
bu kadar
this

Never be this late again. - Asla tekrar bu kadar geç kalma.

Hearing this song after so long really brings back the old times. - Bu kadar uzun bir zamandan sonra bu şarkıyı İşitmek gerçekten eski zamanları geri getiriyor.

yeteri kadar
enough

Mom was innocent enough to ask him: Would you like any more beer? - Annem yeteri kadar masum bir halde Biraz daha bira ister misin? diye sordu.

This book is easy enough for me to read. - Bu kitap benim okumam için yeteri kadar kolaydır.

-e kadar
until
-e kadar
to
-e kadar
down to
-e kadar
through
-ye kadar
until
bu kadar
that

See how Lenny can swallow an entire hot dog without chewing or choking? That's why upper management loves him so much. - Lenny'nin nasıl çiğnemeden veya boğulmadan tam bir sosisli sandvici yutabildiğine bak? Bu nedenle üst idare onu bu kadar fazla sever.

Can a two-year-old boy run that fast? - İki yaşındaki bir çocuk bu kadar hızlı koşabilir mi?

bu kadar
that's it

That's it. I'm not lending you any more money. - Bu kadar. Sana daha fazla ödünç para vermiyorum.

That's it. I've done everything I can. - Bu kadar. Yapabileceğim her şeyi yaptım.

e kadar
by the time
e kadar
(Havacılık) through
hepsi bu kadar teşekkürler
that's all
inceye kadar
until
nereye kadar?
how far

How far do I have to go? - Nereye kadar gitmek zorundayız?

How far are you willing to take this? - Bunu nereye kadar götürmeye isteklisin?

yeteri kadar
sufficiently
-e kadar
up to
ardına kadar
wide

Fadil found the door wide open. - Fadıl kapıyı ardına kadar açık buldu.

Keep your eyes wide open! - Gözlerinizi ardına kadar açık tutun.

ardına kadar açık
wide

Fadil found the door wide open. - Fadıl kapıyı ardına kadar açık buldu.

Keep your eyes wide open! - Gözlerinizi ardına kadar açık tutun.

-den -e kadar
from to
-e kadar
pending
-e kadar
as far as
-e kadar
as well as
-e kadar
thru
-e kadar
by
-e kadar
up
bacak kadar
squat
bacak kadar
very short
bacak kadar
tiny
bit kadar
very small
bit kadar
tiny
bu kadar
this thing
bu kadar
this quantity
bu kadar
such

I didn't expect such a nice present from you. - Senden bu kadar iyi bir hediye beklememiştim.

Stop being such dolts. - Bu kadar aptal olmayı bırak.

bu kadar
that much

I'm not going to eat that much. - Bu kadar fazla yemeyeceğim.

How did you get that much money? - Bu kadar çok parayı nasıl kazandın?

bu kadar mı?
is that all?
dibine kadar gömülmek
(deyim) entangle with
dize kadar
(deyim) knee-deep
e kadar
(Havacılık) up
e kadar
(Havacılık) thru
e kadar
down to
e kadar giden
date back
elden geldiği kadar
with might and main
elinden geldiği kadar çabuk
as fast as he could lick
en ince ayrıntısına kadar
blow-by-blow
en ince detayına kadar
in depth
en ince noktasına kadar
up to the mark
eve kadar optik lif
(Bilgisayar,İnşaat) fiber to the home
hepsi bu kadar
that's all
herkes kadar iyi
(deyim) with the best of them
mümkün olduğu kadar
all the way
mümkün olduğu kadar erken
as early as possible
mümkün olduğu kadar yakın
as near as possible
mümkün olduğu kadar çabuk
as soon as
mümkün olduğu kadar çok
as much as possible
ne kadar
how long

How long that bridge is! - Köprü ne kadar uzunmuş!

How long will you remain in London? - Londra'da ne kadar kalacaksın?

ne kadar süre
how long

After the hatchet job my boss did on my proposal, I'm not sure how long I want to keep on working here. - Teklifimle ilgili patronumun yaptığı ağır eleştiriden sonra, burada çalışmayı ne kadar süre sürdürmek istediğimden emin değilim.

Tom asked me how long my parents had been married before they separated. - Tom bana ebeveynlerimin ayrılmadan önce ne kadar süredir evli olduklarını sordu.

parmak kadar
small
ta -e kadar
clear to
tepeden tırnağa kadar
from head to toe
tepeden tırnağa kadar
from head to foot
yeteri kadar vermemek
stint
yeteri kadar çok
substantially
yeterli kadar
adequately
yeterli kadar
sufficient
yeterli kadar
sufficiently
yolun sonuna kadar
all the way
zerre kadar
in the slightest degree
zerre kadar
(Dilbilim) at all
zerre kadar
not at all
zerre kadar
shadow of
zerre kadar
a modicum of
zerre kadar değil
not in the least
zerre kadar şüphe kalmamak
without a shadow of a doubt
ne kadar uzun
how long

How long is the Seto Bridge? - Seto Köprüsü ne kadar uzunluktadır?

How long that bridge is! - Köprü ne kadar uzunmuş!

- e kadar
- Of
-a kadar
-Up
Akıllı köprüyü alıncaya kadar deli dereyi geçer
(Atasözü) He who hesitates is lost
aksi kanıtlanıncaya kadar
Until proved otherwise
diği kadar
standing up
düne kadar
until yesterday
gerçek olamayacak kadar güzel
Too good to be true
ihtiyaca yetmeyecek kadar az, bol karşıtı
not enough to need fewer, abundant anti-
ne kadar yazık
What a shame!
nereye kadar
to what end does this go
sayılamayacak kadar çok olan
with countless
yarısı kadar
half
yarısına kadar
half
ne kadar erken o kadar iyi
the sooner the better
ne kadar çabuk olursa o kadar iyi
the sooner the better
ne kadar çok olursa o kadar iyi
the more the better
English - English
{i} family name
Turkish - Turkish
Denli: "Bu merdivenleri, yapıldığı günden beri bu kadar telaşla çıkmamışımdır."- Y. Z. Ortaç
Dek, değin
Miktarda, derecede: "İçinde biriken hayat bazen taşacak kadar çok oluyor."- H. E. Adıvar
Dek, değin: "Saat ona kadar sokaklarda gezdi."- P. Safa
Denli
Gösterme sıfatlarından biriyle bir sayıdan sonra geldiğinde kesinlikle belli olmayan bir niceliği belirtir
Büyüklüğünde, genişliğinde
Miktarda, derecede
Ölçüsünde, derecesinde: "Balıkçılıkta para vardır, ama dalgıçlık kadar da genç işidir."- S. F. Abasıyanık
Süre belirtir
Süre belirtir: "Bu minval üzere yedi ay kadar geçti, geçmedi."- R. H. Karay
Ölçüsünde, derecesinde
Gibi

Hayat yaz çiçekleri, ölüm de güz yaprakları gibi güzel olsun. - Yaşam yaz çiçekleri, ölüm de sonbahar yaprakları kadar güzel olsun.

Gibi: "İstanbul'un balıkları kadar balıkçıları da hoştur."- S. F. Abasıyanık
Gösterme sıfatlarından biriyle bir sayıdan sonra geldiğinde kesinlikle belli olmayan bir niceliği belirtir: "Kantara'nın önünde yüz kadar düşman çadırı kurulmuştu."- F. R. Atay
ila
English - Turkish

Definition of kadar in English Turkish dictionary

till kadar
(toprağı) sürmek, işlemek