Tom got a decent grade on the test he took last week.
- Tom geçen hafta girdiği sınavda iyi bir not aldı.
I can't believe how hard it is to find decent grub around here.
- Buralarda iyi bir yiyecek bulmanın ne kadar zor olduğuna inanamıyorum.
That tie suits you very well.
- Bu kravat sana çok iyi uyuyor.
These scissors don't cut well.
- Bu makas iyi kesmiyor.
Good evening, how are you?
- İyi akşamlar, nasılsın?
He is no good as a doctor.
- Doktor olarak iyi değil.
Fine, thank you. And you?
- İyiyim, teşekkürler. Ya siz?
He became the finest actor on the American stage.
- O, Amerikan sahnesinde en iyi aktör oldu.
Cheer up! It will soon come out all right.
- Neşelen! Yakında her şey iyi olacak.
As long as we love each other, we'll be all right.
- Birbirimizi sevdiğimiz sürece, biz iyi olacağız.
Sometimes you have to choose between looking good and being comfortable.
- Bazen iyi görünme ve rahat olma arasında seçim yapmak zorundasın.
It is better for an animal to live a comfortable life in a zoo than to be torn apart by a predator in the wild.
- Bir hayvanın bir hayvanat bahçesinde rahat bir hayat yaşaması vahşi doğada bir vahşi hayvan tarafından parçalanmasından daha iyidir.
Great care has been taken to use only the finest ingredients.
- Sadece en iyi malzemeleri kullanmak için büyük özen gösterilmiştir.
Bob and I are great friends.
- Bob ve ben çok iyi arkadaşlarız.
I'm alright if you're alright.
- Sen iyiysen ben iyiyim.
Don't worry, mom. I'll be alright!
- Merak etme, anne. Ben iyi olacağım!
His eyes searched my face to see if I was talking straight.
- Doğru söyleyip söylemediğimi anlamak için beni iyice süzdü.
I'm feeling a lot better.
- Çok daha iyi hissediyorum.
A laptop is better than a desktop.
- Bir dizüstü, bir masaüstünden daha iyidir.
One can hardly find a more suitable climate.
- Bundan daha iyi bir ortam bulunamaz.
Tom doesn't treat Mary very nicely.
- Tom Mary'ye çok iyi davranmaz.
Tom didn't treat Mary very nicely.
- Tom Mary'ye çok iyi davranmadı
This translation is not quite up to snuff.
- Bu çeviri oldukça iyi değil.
I always thought Tom was so cool.
- Ben hep Tom'un çok iyi olduğunu düşündüm.
Your dad is really cool. Not really.
- Baban gerçekten iyidir. Pek sayılmaz.
A good doctor is sympathetic to his patients.
- İyi bir doktor hastalarına sempatiktir.
In my opinion, a well-designed website shouldn't require horizontal scrolling.
- Bence, iyi tasarlanmış bir web sitesi yatay kaydırma gerektirmemeli.
Hoover was well-known to Americans.
- Hoover, Amerikalılar için iyi tanınmış biriydi.
I am deeply grateful to you for your kindness.
- İyiliğin için sana derinden minnettarım.
She was kind enough to give me good advice.
- Bana iyi bir tavsiye verecek kadar nazikti.
Tom is a fairly decent golfer.
- Tom oldukça iyi bir golfçüdür.
Tom speaks French fairly well, doesn't he?
- Tom Fransızcayı oldukça iyi konuşur değil mi?
He can read well enough.
- O yeterince iyi okuyabilir.
Tom didn't do well enough on the driver's test to get a driver's license.
- Tom sürücü belgesini almak için sürücü testinde yeterince iyi yapamadı.
That offer sounds too good to be true. What's the catch?
- Bu teklif gerçek olamayacak kadar çok iyi görünüyor. Bit yeniği nedir.
Tom certainly looked and sounded better than he did last month when we visited him.
- Tom kesinlikle geçen ay onu ziyaret ettiğimizde göründüğünden daha iyi görünüyordu ve sesi daha iyi çıkıyordu.
The small house had come to look shabby, though it was just as good as ever underneath.
- Küçük ev, şimdiye kadar tıpkı altındaki kadar iyi olmasına rağmen,eski püskü görünmeye başladı.
You are a really good secretary. If you didn't take care of everything, I couldn't do anything. You are just great.
- Sen gerçekten iyi bir sekretersin. Her şeyle ilgilenmemiş olsaydın , ben hiçbir şey yapamazdım. Sen harikasın.
I am happy about your good luck.
- Ben senin iyi şansın hakkında mutluyum.
Happy birthday, Muiriel!
- İyi ki doğdun, Muiriel!
Are you okay? You look really sad.
- İyi misin? Gerçekten üzgün görünüyorsun.
Tom did okay on the test.
- Tom sınavda iyi yaptı.
If you eat well, you're likely to live longer.
- İyi beslenirseniz muhtemelen daha uzun yaşarsınız.
You know as well as I do that that isn't likely to happen.
- Onun muhtemelen olmayacağını benim bildiğim kadar iyi biliyorsun.
Cheer up! It will soon come out all right.
- Neşelen! Yakında her şey iyi olacak.
The house looked good; moreover, the price was right.
- Ev iyi görünüyordu, üstelik fiyat en uygundu.
There's a nice Thai restaurant near here.
- Buranın yakınında iyi bir Tayland restoranı var.
Dorenda really is a nice girl. She shares her cookies with me.
- Dorenda gerçekten iyi bir kızdır, o kurabiyelerini benimle paylaşıyor.
Tom is pretty sure everything will go well.
- Tom her şeyin iyi gideceğinden oldukça emin.
Tom is pretty good at playing piano by ear.
- Tom notasız piano çalmada oldukça iyidir.
We all agreed it was a good idea.
- Hepimiz bunun iyi bir fikir olduğunu kabul ettik.
This climate doesn't agree with me.
- Bu iklim bana iyi gelmiyor.
A handsome man is a good reason to go to hell.
- Yakışıklı bir adam, cehenneme gitmek için iyi bir nedendir.
He is handsome. In addition, he is good at sport.
- O yakışıklıdır. Ayrıca sporda iyidir.
As a whole his works are neither good nor bad.
- Eserleri bir bütün olarak ne iyi nede kötü.
As a whole, the plan seems to be good.
- Bir bütün olarak, plan iyi gibi görünüyor.
Attendance should be good provided the weather is favorable.
- Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.
A laptop is better than a desktop.
- Bir dizüstü, bir masaüstünden daha iyidir.
I'm feeling a lot better.
- Çok daha iyi hissediyorum.
Best regards to your father.
- Babana en iyi dileklerimle.
The motto of Twitter is The best way to discover what's new in your world.
- Twitter'ın sloganı Dünyanızda nelerin yeni olduğunu keşfetmenin en iyi yolu.'dur.
Good evening. I'd like a glass of milk.
- İyi akşamlar. Ben bir bardak süt istiyorum.
Good evening. I'd like a glass of whole milk.
- İyi akşamlar. Bütün bir bardak süt istiyorum.
Our future depends on the goodwill of a small elite.
- Geleceğimiz küçük bir elitin iyi niyetine bağlıdır.
Emma Watson is a UN Women Goodwill Ambassador.
- Emma Watson, BM Kadın İyi Niyet Elçisidir.
Best regards to your father.
- Babana en iyi dileklerimle.
Please give my best regards to Tom.
- Lütfen Tom'a en iyi dileklerimi iletin.
Tom is generous and good natured.
- Tom cömert ve iyi huyludur.
I like my meat well done.
- Etimi iyi pişmiş severim.
I'd like my steak well done.
- Bifteğimi iyi pişmiş istiyorum.
Potato chips are not good for you.
- Patates cipsi senin için iyi değildir.
It is not good for your health to shut yourself in all day.
- Bütün gün kendinizi eve kapamak sağlığınız için iyi değildir.
I want to feel good about myself.
- Kendim hakkında iyi hissetmek istiyorum.
Indeed she is not beautiful, but she is good-natured.
- Aslında o güzel değil ama iyi huylu.
He is not handsome, to be sure, but he is good-natured.
- O yakışıklı değil, şüphesiz, fakat o iyi huyludur.
The ideal woman for me would be well-mannered, intelligent and a polyglot.
- Benim için ideal kadın, iyi huylu, akıllı ve birçok dilli olacaktır.
She is a well-mannered girl.
- O iyi huylu bir kızdır.
Why should men get all the good jobs?
- Neden erkekler tüm iyi işleri almalı.
Tom really did a good job today.
- Tom bugün gerçekten iyi iş çıkardı.
Let's send Tom a sympathy card.
- Tom'a bir iyi niyet kartı gönderelim.
Please try your best to get along with everybody else.
- Lütfen başka herkesle iyi geçinmek için elinden geleni yapmaya çalış.
It's hard to get along with Tom.
- Tom'la iyi geçinmek zor.
Happy birthday, Muiriel!
- İyi ki doğdun, Muiriel!
İyi niyetimizi göstermek adına ödemenizi erken yapacağız.
Tom kissed Mary good night.
- Tom Mary'ye iyi geceler öpücüğü verdi.
Good night and sweet dreams.
- İyi geceler ve tatlı rüyalar.
He has been well off since he started this job.
- O bu işe başladığından beri oldukça iyi durumda.
Tom is still doing well.
- Tom hâlâ iyi durumda.
Luckily, someone gave me a jacket to wear.
- İyi ki, biri bana giyecek bir ceket verdi.
Luckily nobody got wet.
- İyi ki kimse ıslanmadı.
You're so kind-hearted.
- Sen çok iyi kalplisin.
Be the kindhearted man you always were.
- Her zaman olduğun iyi kalpli adam ol.
He is hard to get along with.
- Onunla iyi geçinmek zordur.
It's hard to get along with Tom.
- Tom'la iyi geçinmek zor.
I have to say goodnight to them.
- Onlara iyi geceler demek zorundayım.
Tom said goodnight to Mary.
- Tom Mary'ye iyi geceler dedi.
I want to get better at speaking French.
- Fransızca konuşmada daha iyi olmak istiyorum.
If you ever want to get better, you have to take this medicine.
- Daha iyi olmak istiyorsan bu ilacı almak zorundasın.
Best regards to your father.
- Babana en iyi dileklerimle.
My parents send you their best regards.
- Ebeveynlerim size en iyi dileklerini gönderdi.
This car is in good condition.
- Bu araba iyi durumdadır.
That car dealer gave me a bum steer when he told me this used Toyota was in good condition.
- O araba satıcısı bu kullanılmış Toyota'nın iyi durumda olduğunu söylediğinde bana yanlış bilgi vermiş.
Tom kissed Mary good night.
- Tom Mary'ye iyi geceler öpücüğü verdi.
Now it's time to say good night.
- Şimdi iyi geceler demenin zamanıdır.
Good day, how are you?
- İyi günler, nasılsınız?
Good day. Are you Mr. Sherlock Holmes?
- İyi günler. Siz Bay Sherlock Holmes musunuz?
That made me feel good.
- O beni iyi hissettirdi.
I don't feel good right now.
- Şu anda iyi hissetmiyorum.
The results of Tom's biopsy show that the tumor is benign.
- Tom'un biyopsi sonuçlarına göre, tümör iyi huyludur.
Be the kindhearted man you always were.
- Her zaman olduğun iyi kalpli adam ol.
My sister is kind to children.
- Kız kardeşim çocuklara karşı iyi kalplidir.
You're so kind-hearted.
- Sen çok iyi kalplisin.
Fortunately, no passengers were injured.
- İyi ki, hiçbir yolcu yaralanmadı.
Fortunately Mary felt the same way as did Tom.
- İyi ki Mary de Tom'un hissettiği aynı şekilde hissetti.