iyi

listen to the pronunciation of iyi
Turkish - English
decent

Tom can't seem to find a decent job. - Tom iyi bir iş bulamıyor gibi görünüyor.

I can't believe how hard it is to find decent grub around here. - Buralarda iyi bir yiyecek bulmanın ne kadar zor olduğuna inanamıyorum.

well

These scissors don't cut well. - Bu makas iyi kesmiyor.

My mom doesn't speak English very well. - Annem İngilizce'yi çok iyi konuşamaz.

good

This is a good book, but that is better. - Bu iyi bir kitaptır ama şu daha iyidir.

I haven't a very good dictionary. - Benim çok iyi bir sözlüğüm yok.

fine

I think it will be fine. - Ben, havanın iyi olacağını düşünüyorum.

Fine, thank you. And you? - İyiyim, teşekkürler. Ya siz?

all right

As long as we love each other, we'll be all right. - Birbirimizi sevdiğimiz sürece, biz iyi olacağız.

Mr. Ford is all right now. - Bay Ford şimdi iyidir.

comfortable

Sometimes you have to choose between looking good and being comfortable. - Bazen iyi görünme ve rahat olma arasında seçim yapmak zorundasın.

It is better for an animal to live a comfortable life in a zoo than to be torn apart by a predator in the wild. - Bir hayvanın bir hayvanat bahçesinde rahat bir hayat yaşaması vahşi doğada bir vahşi hayvan tarafından parçalanmasından daha iyidir.

OK
decently
great

Great care has been taken to use only the finest ingredients. - Sadece en iyi malzemeleri kullanmak için büyük özen gösterilmiştir.

The growth of online shopping and booking has greatly improved life for the consumers. - Online alışveriş ve rezervasyonun büyümesi tüketiciler için hayatı oldukça iyileştirdi.

alright

Tom, are you feeling alright? - Tom, kendini iyi hissediyor musun?

I'm alright if you're alright. - Sen iyiysen ben iyiyim.

straight

His eyes searched my face to see if I was talking straight. - Doğru söyleyip söylemediğimi anlamak için beni iyice süzdü.

to the good
better

Nakido is better than Twitter. - Nakido, Twitter'dan daha iyidir.

I'm feeling a lot better. - Çok daha iyi hissediyorum.

benevolent
suitable

One can hardly find a more suitable climate. - Bundan daha iyi bir ortam bulunamaz.

nicely

Tom doesn't treat Mary very nicely. - Tom Mary'ye çok iyi davranmaz.

Tom didn't treat Mary very nicely. - Tom Mary'ye çok iyi davranmadı

up to snuff

This translation is not quite up to snuff. - Bu çeviri oldukça iyi değil.

(Konuşma Dili) copacetic
passable
kindly
cool

When the tempura I make cools down, it immediately loses its crispiness and doesn't taste very good. - Yaptığım tempura soğuduğunda, o derhal gevrekliğini kaybeder ve tadı iyi olmaz.

Your dad is really cool. Not really. - Baban gerçekten iyidir. Pek sayılmaz.

(Argo) keen
beneficent
sympathetic

A good doctor is sympathetic to his patients. - İyi bir doktor hastalarına sempatiktir.

(Konuşma Dili) up to the mark
well-

Hoover was well-known to Americans. - Hoover, Amerikalılar için iyi tanınmış biriydi.

Lincoln was not well-known. - Lincoln iyi tanınmıyordu.

prolificness
(Konuşma Dili) bully for you
in good health, well. İ
kind

I am deeply grateful to you for your kindness. - İyiliğin için sana derinden minnettarım.

I can't thank you enough for your kindness. - Ben senin iyiliğin için ne kadar teşekkür etsem azdır.

gratifying
fair

Tom can dance fairly well, can't he? - Tom oldukça iyi dans edebilir, değil mi?

Tom did fairly well on the test he took yesterday. - Tom dün girdiği sınavda oldukça iyi yaptı.

agreeable
well enough

Tom didn't do well enough on the driver's test to get a driver's license. - Tom sürücü belgesini almak için sürücü testinde yeterince iyi yapamadı.

He can read well enough. - O yeterince iyi okuyabilir.

plentiful, abundant
good; fine; well; suitable; (hava) fair, good; well; All right!, Ok!, good
sound

That offer sounds too good to be true. What's the catch? - Bu teklif gerçek olamayacak kadar çok iyi görünüyor. Bit yeniği nedir.

Tom certainly looked and sounded better than he did last month when we visited him. - Tom kesinlikle geçen ay onu ziyaret ettiğimizde göründüğünden daha iyi görünüyordu ve sesi daha iyi çıkıyordu.

just

He, just like you, is a good golfer. - O, tam senin gibi, iyi bir golfçü.

You are a really good secretary. If you didn't take care of everything, I couldn't do anything. You are just great. - Sen gerçekten iyi bir sekretersin. Her şeyle ilgilenmemiş olsaydın , ben hiçbir şey yapamazdım. Sen harikasın.

happy

I decided to be happy because it's good for my health. - Mutlu olmaya karar verdim çünkü sağlığım için iyi.

Happy is a man who marries a good wife. - İyi bir eş ile evlenen bir adam mutludur.

okay

Are you okay? You look really sad. - İyi misin? Gerçekten üzgün görünüyorsun.

I hope everything is okay. - Umarım her şey iyidir.

{i} B
likely

Tom said that he thought the economy was likely to get better. - Tom ekonominin muhtemelen iyileşeceğini düşündüğünü söyledi.

If you eat well, you're likely to live longer. - İyi beslenirseniz muhtemelen daha uzun yaşarsınız.

right

The house looked good; moreover, the price was right. - Ev iyi görünüyordu, üstelik fiyat en uygundu.

Mr Ford is all right now. - Bay Ford şimdi iyidir.

goodish
bonny
o.k
nice

The table in that room is very nice. - Şu odadaki masa çok iyi.

It is lucky that the weather should be so nice. - Havanın o kadar iyi olması tesadüftür.

pretty

Tom can speak French pretty well. - Tom Fransızcayı oldukça iyi konuşabilir.

Tom is pretty sure everything will go well. - Tom her şeyin iyi gideceğinden oldukça emin.

up to scratch
salubrious
is good
good to
a well
OK, OK
agree

Oysters don't agree with me. - İstiridye bana iyi gelmiyor.

The climate here doesn't agree with me. - Buradaki iklim bana iyi gelmiyor.

dandy
handsome

He is a good boy, and what is better, very handsome. - O iyi bir çocuk ve daha da iyisi, çok yakışıklı.

A handsome man is a good reason to go to hell. - Yakışıklı bir adam, cehenneme gitmek için iyi bir nedendir.

bonzer
whole

On the whole human beings want to be good, but not too good and not quite all the time. - İnsanoğlu genellikle iyi olmak ister fakat her zaman çok iyi ve sakin değil.

As a whole his works are neither good nor bad. - Eserleri bir bütün olarak ne iyi nede kötü.

vintage
enviable
favorable

Attendance should be good provided the weather is favorable. - Hava güzel olması koşuluyla, katılım iyi olmalı.

{f} luxuriate
daha iyi
better

This is a good book, but that is better. - Bu iyi bir kitaptır ama şu daha iyidir.

A laptop is better than a desktop. - Bir dizüstü, bir masaüstünden daha iyidir.

en iyi
best

My best friend is a book. - Benim en iyi dostum bir kitaptır.

The motto of Twitter is The best way to discover what's new in your world. - Twitter'ın sloganı Dünyanızda nelerin yeni olduğunu keşfetmenin en iyi yolu.'dur.

iyi akşamlar
good evening

Good evening. I'd like a glass of milk. - İyi akşamlar. Ben bir bardak süt istiyorum.

Good evening, how are you? - İyi akşamlar, nasılsın?

iyi niyet
goodwill

Our future depends on the goodwill of a small elite. - Geleceğimiz küçük bir elitin iyi niyetine bağlıdır.

Emma Watson is a UN Women Goodwill Ambassador. - Emma Watson, BM Kadın İyi Niyet Elçisidir.

iyi korunan yer
bastion
iyi bir yere saklamak
stash
iyi dilekler
blessings
iyi dilekler
regards

Best regards to your father. - Babana en iyi dileklerimle.

My parents send you their best regards. - Ebeveynlerim size en iyi dileklerini gönderdi.

iyi dileklerimle
best wishes
iyi geceler
have a good night
iyi geceler!
night-night
iyi gelmek
a) to do good, to benefit b) to fit, to suit
iyi gelmek
benefit
iyi gitmek
doing well
iyi günler
goodday
iyi huylu
good natured

Tom is generous and good natured. - Tom cömert ve iyi huyludur.

iyi huylu
genial
iyi tatiller!
have a good holiday!, have a good vacation
iyi vakit geçirmek
have a good time
İyi geceler!
Good night!
iyi pişmiş
well done

I like my meat well done. - Etimi iyi pişmiş severim.

I'd like my steak well done. - Bifteğimi iyi pişmiş istiyorum.

iyi pişmiş
short
iyi akşamlar
good afternoon
iyi değil
not good

It's not good to read in a dark room. - Karanlık bir odada okumak iyi değildir.

Potato chips are not good for you. - Patates cipsi senin için iyi değildir.

iyi dilek
greeting
iyi dileklerimle
with my best wishes
iyi dileklerimle
warm wishes
iyi dileklerimle
sincerely
iyi edici
remedial
iyi el
good deal
iyi etmek
pinch
iyi etmek
cure
iyi etmek
do well
iyi etmek
nick
iyi etmek
steal
iyi etmek
remedy
iyi geceler!
goodnight
iyi geceler!
good night
iyi gelmek
fit
iyi gitmek
get on
iyi gitmek
going well
iyi giyimli
natty
iyi giyimli
dressy
iyi hal
good behavior
iyi hissetmek
feel good

I want to feel good about myself. - Kendim hakkında iyi hissetmek istiyorum.

iyi huylu
sweet-natured
iyi huylu
good-natured

My mother is carefree, cheerful and good-natured. - Annem, kaygısız, neşeli ve iyi huyludur.

He is not handsome, to be sure, but he is good-natured. - O yakışıklı değil, şüphesiz, fakat o iyi huyludur.

iyi huylu
well-mannered

She is a well-mannered girl. - O iyi huylu bir kızdır.

The ideal woman for me would be well-mannered, intelligent and a polyglot. - Benim için ideal kadın, iyi huylu, akıllı ve birçok dilli olacaktır.

iyi huylu
gentil
iyi huylu
lamblike
iyi huylu
good-tempered
iyi huylu
well-tempered
iyi
good job

Why should men get all the good jobs? - Neden erkekler tüm iyi işleri almalı.

You should take your car to Tom's Garage. He does a pretty good job. - Arabanı Tom'un tamirhanesine götürmelisin. O oldukça iyi iş yapar.

iyi ki
it's just as well that
iyi kişi
(deyim) good egg
iyi kötü
in someway or other
iyi kötü
somehow
iyi kötü
more or less
iyi niyet
sympathy

Let's send Tom a sympathy card. - Tom'a bir iyi niyet kartı gönderelim.

iyi niyet
good offices
iyi niyet
(Ticaret) (Ticaret) bona fide (Latince)
iyi niyet
(Kanun) willingness
iyi niyet mektubu
(Politika, Siyaset) letter of good faith
iyi niyet sözleşmesi
(Politika, Siyaset) memorandum of understanding
iyi niyetli
favorable
iyi niyetli
(deyim) in good faith
iyi niyetli
kindly
iyi niyetli
well-meaning
iyi niyetli
spleenless
iyi niyetli
do gooder
iyi niyetli
friendly
iyi niyetli
favourable
iyi niyetli
easy-going
iyi niyetli
rightminded
iyi niyetli
(Ticaret) bona fide
iyi niyetli
well-meant
iyi niyetli
gracious
iyi niyetli
pure-minded
iyi niyetli
well-disposed
iyi niyetli hamil
(Ticaret) bona fide holder
iyi oluş
well-being
iyi oyun
(Bilgisayar) good game
iyi sonuç
good result
iyi ya
better still
iyi çözüm
good solution
iyi dileklerimle
best wishessincerely
iyi diyelim iyi olsun
(deyim) Fair to middling! Comme Ci, Comme Ca!
iyi dost kara günde belli olur
(Atasözü) A friend in need is a friend indeed
iyi günler
Have a nice day, Have a good one
iyi hale getirmek
To optimize
iyi hissediyorum
I feel good
iyi ki
Thank God
iyi ki doğdun
happy birthday

Happy birthday, Muiriel! - İyi ki doğdun, Muiriel!

iyi mi
good
iyi pişmemiş
good RAW
iyi seneler
good years
iyi seviye
good level
iyi yüreklilik, eli açıklık, cömertlik
good courage, liberality, generosity
İyi geceler
good night

She kissed her mother good night. - Annesine iyi geceler öpücüğü verdi.

Tom kissed Mary good night. - Tom Mary'ye iyi geceler öpücüğü verdi.

iyi durum
{i} well

He has been well off since he started this job. - O bu işe başladığından beri oldukça iyi durumda.

Tom is still doing well. - Tom hâlâ iyi durumda.

iyi geçinmek
get along

I should've tried harder to get along with everyone in the class. - Sınıftaki herkesle iyi geçinmek için daha çok çalışmalıydım.

It's hard to get along with Tom. - Tom'la iyi geçinmek zor.

iyi ki
luckily

Yes, it's true I've forgotten the world. Who cares about it but you? Luckily, you're there to save it! - Evet, benim dünyayı unuttuğum doğrudur. Ama senden başka kimin umurunda? İyi ki, onu kurtarmak için oradasınız!

Luckily, Tom was there. - İyi ki, Tom oradaydı.

iyi kâlpli
{s} kind

My sister is kind to children. - Kız kardeşim çocuklara karşı iyi kalplidir.

You're so kind-hearted. - Sen çok iyi kalplisin.

iyi geceler
good evening
iyi geçinmek
get along with

He is hard to get along with. - Onunla iyi geçinmek zordur.

Please try your best to get along with everybody else. - Lütfen başka herkesle iyi geçinmek için elinden geleni yapmaya çalış.

iyi günler
good afternoon
iyi tatiller
happy holidays
iyi bayramlar
happy holidays
iyi dilek
compliments
iyi geceler
goodnight

I have to say goodnight now. - Şimdi iyi geceler demeliyim.

I have to say goodnight to them. - Onlara iyi geceler demek zorundayım.

iyi geceler
bonsoir
iyi kâlpli
warm hearted
iyi niyet
bona fides
iyi ol
bode well
iyi olmak
doing well
iyi yürekli
(deyim) pure in heart
iyi çalışmalar
have a nice working day
iyi çalışmalar
kind regards
İyi günler
have a nice day
iyi el
(Bilgisayar) nice hand
iyi gelmek
do good
iyi geçinmek
hit it off
iyi geçinmek
get on with
iyi geçinmek
agree
iyi geçinmek
hit it off with
iyi gitmek
progress well
iyi olmak
get over
iyi olmak
recover
iyi olmak
(deyim) pick up
iyi olmak
be all right
iyi olmak
going well
iyi olmak
get better

If you ever want to get better, you have to take this medicine. - Daha iyi olmak istiyorsan bu ilacı almak zorundasın.

It's about to get better. - Daha iyi olmak üzere.

iyi seçilmiş
choice
iyi çalışmalar
have a nice day
iyi çalışmalar
(Bilgisayar) good work
iyi dilekler
regard

Please give my best regards to Tom. - Lütfen Tom'a en iyi dileklerimi iletin.

Best regards to your father. - Babana en iyi dileklerimle.

iyi dilekler
compliment
iyi durum
good condition

This car is in good condition. - Bu araba iyi durumdadır.

The paintings were in very good condition. - Resimler çok iyi durumdaydı.

iyi geceler
good night

She kissed her mother good night. - Annesine iyi geceler öpücüğü verdi.

She wished me good night. - O, bana iyi geceler diledi.

iyi geliştirilmiş
well developed
iyi geçinmek
rub along
iyi gitmek
match
iyi gitmek
shape-up
iyi giyimli
well groomed
iyi günler
good day

Good day. What do you want? - İyi günler. Ne istemiştiniz?

Good day, how are you? - İyi günler, nasılsınız?

iyi hisset
feel good

I really don't feel good. - Gerçekten iyi hissetmiyorum.

Moderate exercises will make us feel good. - Hafif egzersizler kendimizi iyi hissetmemizi sağlar.

iyi huy
good temper
iyi huylu
amiable
iyi huylu
benign

The results of Tom's biopsy show that the tumor is benign. - Tom'un biyopsi sonuçlarına göre, tümör iyi huyludur.

iyi huylu
mild
iyi huylu
jovial
iyi huylu
well mannered
iyi kalpli
kindhearted

Be the kindhearted man you always were. - Her zaman olduğun iyi kalpli adam ol.

iyi kalpli
largehearted
iyi kalpli
kind

You're so kind-hearted. - Sen çok iyi kalplisin.

Be the kindhearted man you always were. - Her zaman olduğun iyi kalpli adam ol.

iyi kalpli
kind-hearted
iyi ki
fortunately

Fortunately Mary felt the same way as did Tom. - İyi ki Mary de Tom'un hissettiği aynı şekilde hissetti.

Fortunately, no passengers were injured. - İyi ki, hiçbir yolcu yaralanmadı.

Turkish - Turkish
Bol, yararlı, kazançlı
Bol, yararlı, kazançlı. Çok
Yeterli, yetecek miktarda olan
istenilen nitelikleri taşıyan
İstenilen, beğenilen, yerinde, yararlı, uygun bir biçimde
Yeterli, yetecek miktarda olan: "Annemin simasını şimdi iyi hatırlayamıyorum."- Y. K. Beyatlı. İstenilen, beğenilen, yerinde, yararlı, uygun bir biçimde: "Bunun çocukları iyi çıktıkları için, ölünceya kadar babalarına bakmışlar."- M. Ş. Esendal
İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı: "Bir aralık iyi fal bildiğimi haremde duyurdum."- F. R. Atay
Uğurlu, hayırlı, iyilik getiren
Yerinde, uygun
Esen, sağlıklı
İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı
bih
iyi gün dostu
Dostlarının sıkıntılı zamanlarında onlardan kaçan kimse
İyiler
ebrâr
iyi kalpli
Başkaları için hep iyilik düşünen, iyi yürekli
iyi niyet
Herhangi bir kimse veya konuda hiçbir kötü düşünce beslememe, hüsnüniyet
İyi
(Hukuk) BONUS
İyi kalpli
iyi yürekli
İyi olmak
düzelmek
İyi olmak
(Osmanlı Dönemi) FEYK
İyi olmak
(Osmanlı Dönemi) NEBALE
İyi yürekli
bonkör
English - Turkish

Definition of iyi in English Turkish dictionary

iyi gün dostu
Fair-weather friend
iyi uykular
sleep well