ders

listen to the pronunciation of ders
Türkçe - İngilizce
class

You must not speak Japanese during the class. - Ders esnasında Japonca konuşmamalısınız.

The mathematics class is good. - Matematik dersi iyidir.

lesson

The lesson is science. - Dersimiz fen bilgisi.

The lesson is science. - Dersimiz fen ve teknoloji.

subject

Physics is my weak subject. - Fizik benim zayıf dersim.

English has become my favorite subject. - İngilizce en sevdiğim ders oldu.

lecture

I advise you to be careful in making notes for the lecture. - Dersi not alırken dikkatli olmanızı tavsiye ederim.

The lecture starts at 8 o' clock. - Ders saat 8'de başlar.

instruction

Instructional videos are a key component of many online courses. - Öğretim videolar birçok çevrim içi derslerin önemli bir bileşenidir.

period

In this school, a period is fifty minutes long. - Bu okulda bir ders saati elli dakika uzunluğundadır.

Tom went to talk to Mary as soon as the period ended. - Ders saati biter bitmez Tom Mary ile konuşmaya gitti.

moral

What's the moral of the story? - Hikayeden alınacak ders nedir?

What is the moral of the story? - Hikayenin dersi nedir?

training
lesson, class, course, lecture, subject; lesson, moral, example, warning
morals
(ibret) one in the eye
object lesson
lesson, class; course
teaching

In Flanders between 10 and 20 percent of professors and lecturers teaching in English did not attain the required language level. - Flandre'da İngilizce olarak ders veren profesör ve öğretim elemanlarının yüzde 10 ila 20 arasındakileri, gerekli dil seviyesine ulaşmadılar.

Our principal does no teaching. - Okulu müdürümüz derse girmez.

warning, example, lesson
example

We should follow his example. - Biz onun dersini izlemeliyiz.

ders vermek
teach

Tom wanted to teach Mary a lesson. - Tom Mary'ye bir ders vermek istedi.

My daughter wants to teach in high school. - Kızım lisede ders vermek istiyor.

ders vermek
give a lesson
ders anlatmak
{f} lecture

You don't have to lecture me. - Bana ders anlatmak zorunda değilsin.

seçmeli ders
elective

At our high school, French is an elective. - Bizim lisede Fransızca seçmeli derstir.

ders kitabı
textbook

The original was written as a school textbook. - Orijinali bir ders kitabı olarak yazılmıştır.

He was reading a textbook on American history. - O, Amerikan tarihine dair bir ders kitabı okuyordu.

ders çalışmak
to study
ders programı
(Hukuk) timetable

Is there a timetable? - Bir ders programı var mı?

ders programı
schedule
ders almak
take lessons (from)
ders almak
take lessons from
ders almak
(deyim) learn one's lesson
ders atış
(Askeri) record practice
ders atış mühimmatı
(Askeri) training ammunition
ders atışı
(Askeri) record practice
ders ekleme-bırakma
(Eğitim) add-drop
ders kitabı
text book
ders kitapları
textbooks
ders notları
(Eğitim) lecture notes
ders notları
lecture
ders okutulan yer
class
ders olmak
be a lesson
ders olmak
a lesson
ders planlaması
lesson planning
ders planı
(Askeri,Dilbilim,Eğitim) lesson plan
ders planı
(Eğitim) teaching plan
ders programı
(Eğitim) curriculum
ders programı
(Eğitim) academic program
ders programının dışında
extracurricular
ders tekrarı
review
ders veren
cautionary
ders vermek
rebuke
ders vermek
scold
ders yapmak
have a class
ders yılı
(Eğitim) academic year
ders çalışma
study
ders çalışmayı seven
studious
ders çalışıyorum
i'm studying
ders çalışmak
study
ders anlatmak
teach
ders alan
classes
ders anlatma
course description
ders arası
Between classes
ders içi
classes within
ders işleme
processing course
ders işlemek
Do a lesson, give a/the lesson
ders tekrarı
course review
ders verme
prelection
ders alabilir miyim
Can I take lessons
ders almak
1. to take lessons (from). 2. to learn a lesson from (a misfortune); to profit from (another's example)
ders almak
take lessons from smb
ders almak
learn a lesson
ders almak
to take lessons from
ders almak
hold up as an example
ders almak için
as a warn to others
ders anlatmak
to teach, to lecture
ders anlatmak
give a lesson
ders anlatmak
to teach, lecture (to a class)
ders anlatmak
give a lecture
ders atış mermisi
(Askeri) practice round
ders atış roket sistemi
(Askeri) training rocket system
ders atışı el bombası
(Askeri) training hand grenade
ders bırakmak
(Eğitim) withdraw lesson
ders bırakmak
(Eğitim) drop a lesson
ders bırakmak
(Eğitim) drop lesson
ders bırakmak
(Eğitim) drop the course
ders cetveli
(Eğitim) time table
ders dağıtım çizelgesi
(Eğitim) time table
ders defteri
exercise book
ders deseni
(Dilbilim) course design
ders dinlememek
not listen the teacher
ders geçmek
pass a course
ders göstermek
to teach
ders işlemek
(Eğitim) teach a lesson
ders kesimi end of
a school term
ders kitabı
tutor
ders kitabı
class book
ders kitabı değerlendirme
(Dilbilim) evaluation of coursebooks
ders kitaplarında seksizm
sexism in textbooks
ders kredisi
(Eğitim) course credit
ders olmak
set a good example
ders olmak
to be a lesson
ders olmak
to be a lesson (to)
ders programı
timetable, schedule
ders programı
syllabus
ders programı dışı
extracurricular
ders saati
period

In this school, a period is fifty minutes long. - Bu okulda bir ders saati elli dakika uzunluğundadır.

Tom went to talk to Mary as soon as the period ended. - Ders saati biter bitmez Tom Mary ile konuşmaya gitti.

ders tahtası
(Eğitim) blackboard
ders vererek
lecturing
ders verme
lecturing
ders verme hakkı
(Eğitim) habilitation
ders vermek
1. to teach. 2. to give (someone) advice; to be a model (to). 3. to rebuke, scold
ders vermek
school

My daughter wants to teach in high school. - Kızım lisede ders vermek istiyor.

I'd like to teach in a school with highly-motivated students. - Bir okulda yüksek motivasyona sahip öğrencilerle ders vermek istiyorum.

ders vermek
give a lecture
ders vermek
a) to teach, to give lessons, to tutor, to lecture b) to rebuke, to scold, to teach sb a lesson
ders vermek
prelect
ders vermek
lecture
ders yapmak
to have a class, teach or study a lesson
ders yardımcı malzemeleri
(Askeri) training aids
ders yılı
school year
ders çıkarma
lessoning
ders çıkarmak
take a lesson from
ders çıkarmak
take lesson from
ders özeti
syllabus
ders ücreti
tuition

Who paid your tuition? - Ders ücretini kim ödedi?

özel ders almak
tutor
özel ders vermek
tutor
ders vermek
{f} tutor
almak (ders)
take
ders anlatmak
(Eğitim) cover a topic/subject
ders notu
(Eğitim) course grade
dersler
(Eğitim) curriculum
dersler
studies

With the T.V. on, how can you keep your mind on your studies? - Açık televizyonla, derslerini nasıl aklında tutabilirsin?

After supper, he studies his lessons for three hours. - Yemekten sonra, üç saat boyunca, o derslerini çalışır.

çalışmak (ders)
study
özel ders ile ilgili
tutorial
ders dışı
extracurricular
ders verici
salutary
dersler
schoolwork
Ders almak
have a lesson
boş ders
break time
boş ders
idle class session
boş ders
spare lesson
boş ders
no teacher in class
dersler
lessons

She takes piano lessons once a week. - Haftada bir kez piyano dersleri alır.

Tomorrow lessons start. - Yarın dersler başlar.

ek ders
Additional
hatalardan ders almak
learn a lesson from mistakes
ortak zorunlu ders
Common compulsory course
seçmeli ders
Elective course
zorunlu ders
Compulsory subject, required subject
zorunlu ders
Obligatory subject
Aristo'nun ders verdiği koru
Lyceum
atina'da zenon'un ders verdiği salon
stoa
bana ders oldu
this was a lesson to me
bu sana ders olsun
let this be a lesson to you
ders vermek
give a good lesson
seçimlik ders
elective, elective course
seçmeli ders
facultative subject
seçmeli ders
elective, elective course
seçmeli ders
optional subject, option, elective
uygulamalı ders
object lesson
zorunlu ders
compulsory subject
zorunlu ders
required subject
özel ders
private lesson

Private lessons are also available. - Özel dersler de mevcuttur.

özel ders
coaching

We need some coaching. - Biraz özel derse ihtiyacımız var.

özel ders
private tuition

Mary gives private tuition in English, so that she can finance her studies. - Mary, özel derslerini ingilizce olarak verir, böylece çalışmalarını finanse edebilir.

özel ders süresi
tutorial
özel ders vermek
coach
Türkçe - Türkçe
Öğretmenin öğrenciye belirli bir sürede verdiği bilgi: "Mektepten kaçmıyor, bazı derslerden zevk alıp saatlerce çalıştığım oluyordu."- S. F. Abasıyanık
(Osmanlı Dönemi) Tenbih, tâlimat, vazife. Bir şeyi öğrenmek için muallim veya o işi iyi bilen birisinden azar azar alınan vazife
(Osmanlı Dönemi) Akıl
Bu bilgi aktarımı için ayrılan süre. Öğrencinin öğrenmek zorunda olduğu bilgi: "Bir yakınlık kurmak için derslerini soracak oluyordu."- N. Cumalı
Bir olayın bellekte bıraktığı öğretici iz, öğüt, ibret: "En iyisi, kıyının verdiği şu ekoloji dersini uygulamak mı dersiniz?"- H. Taner
Öğretmenin öğrenciye sınıfta, belirli bir sürede verdiği bilgi
Bir olayın bellekte bıraktığı öğretici iz, öğüt, ibret
Öğrencinin öğrenmek zorunda olduğu bilgi
Bu bilgi aktarımı için ayrılan süre
sebak
ders dışı
Ders saati ve konusu dışında
ders içi
Ders saati ve konusu içinde
ders yapmak
Sınıfta verilen ödevi daha sonra yapmak
ders yapmak
Sınıfta belli bir programa bağlı olarak herhangi bir konuyu işlemek
Ders anlatmak
takrir etmek
ek ders
Haftalık zorunlu ders yükünün dışında kalan ders
seçimlik ders
Seçmeli ders
seçmeli ders
Seçmeli olarak alınabilecek ders, seçimlik ders
yardımcı ders
Esas eğitimi ve dersleri destekler nitelikte alınan veya okunan ders
İngilizce - Türkçe

ders teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

ders çalışmak
Study lesson