zenginlik

listen to the pronunciation of zenginlik
Türkisch - Englisch
wealth

Despite their great wealth, they are not happy. - Onların büyük zenginliklerine rağmen, onlar mutlu değil.

I don't have much desire for wealth. - Zenginlik için fazla arzum yok.

circumstance
affluence
circumstances
means
resource
lushness
prosperousness
riches

When you die, all your riches will become worthless to you. - Öldüğünüz zaman, tüm zenginlikleriniz sizin için değersiz hale gelecektir.

Brazil is very rich; its richness is immense; coffee is one of its greatest riches. - Brezilya çok zengindir; onun zenginliği çok büyüktür; kahve onun en büyük zenginliklerinden biridir.

opulence
substantiality
richness

Brazil is very rich; its richness is immense; coffee is one of its greatest riches. - Brezilya çok zengindir; onun zenginliği çok büyüktür; kahve onun en büyük zenginliklerinden biridir.

richness, abundance, profusion
richness, wealth, affluence, opulence
richness, sumptuousness, costliness and gorgeousness
riches, wealth
richness, wealthiness, affluence, opulence
fortune
substance
richness, productiveness, fertility
(Hukuk) abundance
prosperity
financial privilege
havings
zengin
{s} rich

She married a rich old man. - O, zengin yaşlı bir adamla evlendi.

The Van Horn family was rich. - Van Horn ailesi zengindi.

zengin
wealthy

Tom is a wealthy man. - Tom, zengin bir adam.

Tom has a desire to be wealthy. - Tom'un zengin olma arzusu var.

zenginlik etkisi
wealth effect
zenginlik katmak
enrich
zenginlik içinde olmak
in the money
zenginlik korkusu
(Pisikoloji, Ruhbilim) plutophobia
zengin
{s} affluent
zengin
prosperous

This country has never been so prosperous. - Bu ülke hiç bu kadar zengin olmamıştı.

The doctor, who is prosperous, is not happy. - Zengin doktor mutlu değildir.

zengin
affluence

The affluence of the United States is often contrasted with the poverty of undeveloped countries. - ABD'nin zenginliği genellikle gelişmemiş ülkelerin fakirliği ile karşılaştırılır.

zengin
haves
zengin
{s} generous

You should not play on his generous nature. - Zengin doğasında oynamamalısın.

zengin
superb
zengin
well-off
zengin
well-endowed

Mary confessed that she prefers well-endowed men. - Mary zengin erkekleri tercih ettiğini itiraf etti.

zengin
well-to-do
zengin
richer

The richer he became, the more he wanted. - O, ne kadar çok istediyse o kadar çok zengin oldu.

She dumped him for a richer man. - O, onu daha zengin bir adam için terk etti.

zengin
well-heeled
zengin
deep pocket
zengin
well off

Tom must be well off. He drives a very nice car. - Tom zengin olmalı. O çok güzel bir araba sürüyor.

zengin
loaded
zengin
in clover
zengin
gracious
zengin
moneyed
mutluluk, refah, huzur, zenginlik
happiness, prosperity, peace, prosperity
zengin
{s} well endowed
ulusal zenginlik
(Politika, Siyaset) national treasure
zengin
sumptuous
zengin
rich person

Tom is a very rich person. - Tom çok zengin birisidir.

zengin
rich in, abounding in, amply supplied with: zengin bir kitaplık a library which contains a large collection of books. zengin bir dil a language with an extensive vocabulary. zengin bir altın damarı a rich vein of gold
zengin
rich, wealthy, affluent, opulent
zengin
bonanza
zengin
fertile
zengin
in the money
zengin
well heeled
zengin
rich, sumptuous, costly and gorgeous
zengin
{s} propertied
zengin
in the chips

The Van Horn family was in the chips. - Van Horn ailesi zengindi.

zengin
wellheeled
zengin
welltodo
zengin
rich, wealthy, well-off, well-to-do, affluent, well-heeled, opulent; rich, productive, fertile; showy; rich person
zengin
rich, productive, fertile
zengin
{s} opulent
Türkisch - Türkisch
Zengin ve varlıklı olma durumu: "Bugün genel Türk dilinin zenginliklerinden biri olan renk isimlerini yazmayı düşünürken..."- B. Felek
Zengin ve varlıklı olma durumu
(Osmanlı Dönemi) KUDRET
baylanlık
(Osmanlı Dönemi) YESARET
(Osmanlı Dönemi) GUNYET
(Osmanlı Dönemi) CAHFEL
Zengin
(Osmanlı Dönemi) BITN
Zengin
gönç
Zengin
varsıl
zengin
Yararlı veya kendisinden beklenilen, istenilen nitelikleri çok olan
zengin
Verimli
zengin
Gösterişli
zengin
Parası, malı çok olan, varlıklı
zengin
Parası, malı çok olan, varlıklı: "Şık, zengin, keyfi yerinde, yazı Avrupa'da ve kışı Beyrut'ta geçiren Suriyelilerden biri idi."- F. R. Atay
zenginlik
Favoriten