yetersizce

listen to the pronunciation of yetersizce
Türkisch - Englisch
scantily
deficiently
thinly
incommensurate
yetersiz
{s} inadequate

The road is inadequate for the amount of traffic which it carries. - Yol taşıdığı trafik miktarı için yetersizdir.

Our school facilities are inadequate for foreign students. - Okul olanaklarımız yabancı öğrenciler için yetersizdir.

yetersiz
{s} scanty
yetersiz
meager

It was difficult to live on his meager earnings. - Onun yetersiz kazançlarıyla yaşamak zordu.

yetersiz
deficient

My car is deficient in horsepower. - Arabam beygir gücünde yetersiz.

yetersiz
{s} incompetent

Ted is incompetent to teach English. - Ted İngilizce öğretmekte yetersiz.

yetersiz
insufficient

His knowledge of geography is insufficient. - Onun coğrafya bilgisi yetersizdir.

There is insufficient light to take pictures. - Fotoğraf çekmek için yetersiz ışık var.

yetersiz
poorly

Tom is poorly educated. - Tom yetersiz eğitimliydi.

It's no wonder Tom's sleeping poorly; he drinks up to twelve cups of coffee a day. - Tom'un yetersiz uyuması şaşılacak bir şey değil; o, günde on iki fincana kadar kahve içer.

yetersiz
{s} incapable
yetersiz
{s} scant
yetersiz
substandard
yetersiz
skimpier
yetersiz
suboptimal
yetersiz
under-
yetersiz
beggarly
yetersiz
sponginess
yetersiz
weak

Lack of food had left him weak and exhausted. - Gıda yetersizliği onu zayıf ve bitkin düşürdü.

yetersiz
(deyim) out of bounds
yetersiz
inexpert
yetersiz
insubstantial
yetersiz
lack
yetersiz
impotent
yetersiz
incommensurate
yetersiz
poor

What with overwork and poor meals, she fell ill. - Aşırı çalışma ve yetersiz yemeklerden dolayı, o hastalandı.

He managed to pass his driving test even though he was a poor driver. - Yetersiz bir sürücü olmasına rağmen sürücü sınavını geçebildi.

yetersiz
{s} unfit

They consider him unfit for that job. - O iş için onun yetersiz olduğunu düşünüyorlar.

Tom thought Mary was an unfit mother. - Tom Mary'nin yetersiz bir anne olduğunu düşünüyordu.

yetersiz
halfway
yetersiz
subnormal
yetersiz
inconclusive

Current data is inconclusive. - Güncel veriler yetersiz.

The result of the experiment was inconclusive. - Deneyin sonucu yetersizdi.

yetersiz
meagre

Despite her meagre salary, she works very hard. - O yetersiz maaşına rağmen çok çalışıyor.

yetersiz
skimpy
yetersiz
short

The greatest shortcoming of the human race is our inability to understand the exponential function. - İnsan ırkının en büyük eksikliği üstel işlevi anlamak için bizim yetersizliğimizdir.

Our water supply is very short. - Bizim su kaynağımız çok yetersiz.

yetersiz
unsatisfactory
yetersiz
ınadequate
yetersiz
ınsufficient

The Japanese are often criticized for being inward looking and insufficiently international in their outlook. - Japonya görünüşte içe dönük ve yetersiz uluslararası yapıya sahip olduğundan dolayı sık sık eleştirilmektedir.

The width of the road is insufficient for safe driving. - Yolun genişliği güvenli sürüş için yetersiz.

yetersiz
powerless
yetersiz
{s} disqualified
yetersiz
exiguous
yetersiz
half way
yetersiz
{s} defective
yetersiz
{s} spare
yetersiz
{s} handicapped
yetersiz
{s} unequal
yetersiz
starveling
yetersiz
half-way
yetersiz
{s} inefficient

This design is too inefficient to prototype. - Bu tasarı prototip için çok yetersiz.

yetersiz
unsatisfying
yetersiz
{s} scrimpy
yetersiz
{s} skimp
yetersiz
shoestring
yetersiz
scrimp
yetersiz
insufficient, inadequate, skimpy; incapable, inefficient, incompetent
yetersiz
not sufficiently qualified (to do a job)
yetersiz
{s} unsatisfied
yetersiz
{s} slim
yetersiz
{s} unqualified

Tom is unqualified for that job. - Tom o iş için yetersiz.

yetersiz
{s} ineligible
yetersiz
{s} slender
yetersiz
sad
yetersiz
insufficient, inadequate
yetersizce
Favoriten