yansız

listen to the pronunciation of yansız
Türkisch - Englisch
{s} impartial
{s} neutral
impartial, unbiased
(Elektrik) neutral, neither positive nor negative
noncommittal
pol. neutral
chem. neutral, neither acid nor alkaline
impartial, objective, detached, disinterested, dispassionate " tarafsız, bitaraf; neutral" nötr
disinterested
objective
detached
neuter
evenhanded
dispassionate
unbiased
colorless
yan
side

You're by my side; everything's fine now. - Yanımdasın; şimdi her şey iyi.

We walked along side by side. - Biz yan yana yürüdük.

yansız alaz
neutral flame
yansız atmosfer
neutral atmosphere
yansız çözelti
neutral solution
yan
lateral
yan
side; direction; place; auxiliary, subsidiary; askew, sidelong
yan
{s} collateral
yan
auxiliary
yan
(Biyokimya) neighbouring
yan
(Biyokimya) para

This paragraph is well written, but there is a mistake in the last sentence. - Bu paragraf iyi yazılmış ama son cümlede bir yanlışlık var.

yan
subsidiary
yan
direction

By mistake I boarded a train going in the opposite direction. - Yanlışlıkla ters yöne giden bir trene bindim.

The forest fire began to spread in all directions. - Orman yangını tüm yönlerde yayılmaya başladı.

yan
party

I suggest we go over to Tom's and help him get ready for the party. - Tom'un yanına gitmemizi ve ona partiye hazırlanması için yardım etmemizi öneriyorum.

A party will be held next Saturday, that is to say, on August 25th. - Gelecek Cumartesi, yani 25 Ağustos'ta bir parti düzenlenecek.

yan
place

So ultimately, with Tatoeba we are only building the foundations… to make the Web a better place for language learning. - Yani sonuçta, Web'i dil öğrenmede daha iyi bir yer yapmak için biz Tatoeba ile sadece temelleri inşa ediyoruz.

The wrong time, the wrong place. - Yanlış zamanda, yanlış yerde.

yan
sidewise
yan
part

I suggest we go over to Tom's and help him get ready for the party. - Tom'un yanına gitmemizi ve ona partiye hazırlanması için yardım etmemizi öneriyorum.

The house next door is a bit loud. I wonder if they're throwing a party. - Yandaki ev biraz gürültülü. Onların parti yapıp yapmadıklarını merak ediyorum.

yan
flank
yan
sideways

Inmates were forced to sleep in one cell, often sideways. - Tutuklular bir hücrede uyumaya zorlandı, sık sık yan yana.

Mary tilted her head sideways. - Mary başını yana yatırdı.

yan
{f} glowing
yan
{f} glow
yan
cockeyed
yan
awry
yan
laterality
yan
skew
yan
wall

His bed is next to the wall. - Onun yatağı duvarın yanında.

Tom was leaning against the wall near the door. - Tom kapının yanındaki duvara dayanıyordu.

nötr, yansız, tarafsız
neutral, unbiased, objective
yan
burned

Both buildings burned down. - Her iki bina da yandı.

Ten houses were burned down. - On ev yanıp kül oldu.

yan
by side

The two houses stand side by side. - İki ev yan yana durur.

They sat side by side. - Onlar yan yana oturdular.

yan
(Biyokimya) neighbour

The neighbours have been banging about next door all morning. - Yan komşular sabahtan beri gürültü yapıyor.

I'll leave a key with my next-door neighbour in case you get here before I do. - Buraya gelmeden önce buraya gelme ihtimaline karşı, yanımdaki kapı komşuma bir anahtar bırakacağım.

yan
asquint
yan
neighborhood, vicinity, diggings: O yanlarda oturuyor. He lives in that area
yan
ancillary
yan
subordinate

The sentence has got too long again. Then just take out a few of the subordinate clauses. - Cümle tekrar uzun sürdü. O zaman birkaç yan cümleyi çokarın.

According to some experts the spoken language uses few subordinate clauses. - Bazı uzmanlara göre, konuşulan dil çok az sayıda yan cümleler kullanır.

yan
part (of one's body): Her yanım ağrıyor. I ache all over
yan
secondary
yan
parietal
yan
sidelong
yan
by
yan
bye
yan
aspect, side (of a matter)
yan
sideward
yan
with; alongside, alongside of: Yanına hiç para alma! Don't take any money with you! Yanımda çalışıyor. He works alongside me
yan
astray
yan
aslant
yan
(a) side
yan
rakish
yan
direction (line or course extending away from a given point)
yan
flanking
yan
lateral, side, located at or towards a side
yan
in comparison with, alongside of: Hüsnü, Zühtü'nün yanında bir sıfırdır. Hüsnü's nothing compared to Zühtü
Englisch - Englisch

Definition von yansız im Englisch Englisch wörterbuch

yan
one in common dialect (from Cumbrian sheep counting)
yan
one in common dialect
Türkisch - Türkisch
Birinden yana olmayan veya bir düşünceye, bir isteğe katılmayan, onu desteklemeyen, yan tutmayan, tarafsız, bîtaraf
YANSIZ
Birinden yana olmayan veya bir düşünceye, bir isteğe katılmayan, onu desteklemeyen, yan tutmayan, tarafsız, bitaraf: "Gerçeklere daha yansız ve sağlıklı gözle bakabiliyorum."- H. Taner
YANSIZ
Elektriğe karşı hiçbir tepkisi olmayan, nötr
YANSIZ
Turnusol gibi bir ayıraç karşısında, ne asit ne alkali tepkisi göstermeyen, nötr
YAN
(Osmanlı Dönemi) f. Hastanın sayıklaması
Yan
nezt
Yan
kenar
Yan
(Osmanlı Dönemi) HİZVE
yan
Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü: "Yolcuların girdiği iskele yanından kendini denize attı."- M. Ş. Esendal
yan
Yer
yan
Bedenin bir bölümü
yan
Birlikte, beraberinde olma
yan
Üst
yan
Tali
yan
Yön, sağ ve solun ortak adı, taraf
yan
İkinci derece olan
yan
Bedenin bir bölümü. Üstte, altta, arkada veya önde olmayan
yan
Bir yana yönelerek
yan
Ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü
yan
Yön, sağ ve solun ortak adı, taraf: "Yaşlı garson yanımıza geldi."- Y. K. Karaosmanoğlu
yan
Tali: "Siyasi partiler kadın kolu, gençlik kolu ve benzeri şekilde ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar meydana getiremezler."- Anayasa
yan
Üstte, altta, arkada veya önde olmayan
yan
Birlikte, beraberinde olma: "Bir ara acıkıp yanlarında getirdikleri ekmek peyniri yediler."- N. Cumalı
yan
Bir denklemde "=" işaretiyle ayrılmış olan iki anlatımdan her biri
yan
Savaş düzenindeki ordunun iki kanadından her biri
yan
Hastanın sayıklaması
yan
İstekleri karşıt olan iki kişiden veya topluluktan biri
yan
Ciltlenecek bir kitabın başına ve sonuna yerleştirilen beyaz ya da renkli kağıda verilen ad
yansız
Favoriten