to her

listen to the pronunciation of to her
Englisch - Türkisch
ona
ona

O, ona nerede yaşadığını sordu. - He asked her where she lived.

Ona kendi odamı gösterdim. - I showed her my room.

to them
onlara

O, onlara karşı çok nazikti. - He was very kind to them.

Onlar gitmeden önce onlara hoşça kal demeye git. - Go say goodbye to them before they leave.

her
o
her
onun

Onunla kahve dükkanında buluşmaya söz verdi. - She promised to meet her at the coffee shop.

Onun ailesi ile ilgili hiçbir şey bilmiyorum. - I don't know anything about her family.

her
kendine

Kız bayıldı, fakat biz onun yüzüne su döktüğümüzde o kendine geldi. - The girl fainted, but she came to when we threw water on her face.

Jane'nin hayali kendine yaşlı ve zengin bir sevgili bulmaktı. - Jane's dream was to find herself a sugar daddy.

her
onu

Onu Kaliforniya'ya gönderiyorum. - I'm sending her to California.

Aşk onu rüyalarında görmektir. - Love is seeing her in your dreams.

her
dişil onun
her
{z} dişil onu; ona; ondan; onun: He loves her. Onu seviyor. He looked at her. Ona baktı. They hated her. Ondan nefret ettiler. It pleased
her
kendisi

Kendisini ateşle ısıttı. - She warmed herself by the fire.

Ben, o kızın kendisine yeni bir görünüm vermek için saçını kestiğini düşünüyorum. - I think that girl cut her hair to give herself a new look.

her
ondan

Bu eski madeni paraları ondan aldım. - I got these old coins from her.

Seni ondan daha çok seviyorum. - I love you more than her.

her
dişil onu
to me
bana göre

O bana göre altı yıl kıdemli. - She is senior to me by six years.

O, bana göre üç yıl kıdemli. - She is senior to me by three years.

to you
sana

Bu kitap sana epey faydalı olabilir. - This book may well be useful to you.

Bir kuş olsam, sana uçabilirim. - If I were a bird, I would have been able to fly to you.

to us
bize

Bay Hasimoto bize karşı adil. - Mr. Hashimoto is fair to us.

Tom bize yazacağını söyledi. - Tom said he would write to us.

her
kendi

Kız bayıldı, fakat biz onun yüzüne su döktüğümüzde o kendine geldi. - The girl fainted, but she came to when we threw water on her face.

Yumi oraya kendi gitti. - Yumi went there by herself.

to it
ona
to somebody
birini

Birlikte çalıştığım birinin yanında yaşıyorsun - You live next to somebody I work with.

to somebody
birine

Bunu başka birine söyle. - Tell it to somebody else.

Çek birine para ödeme yöntemidir. - A check is a method of paying money to somebody.

to someone
birini

Tom tanımadığı birinin yanında oturdu. - Tom sat down next to someone he didn't know.

to you
size

Siz sadece onu istemek zorundasınız ve o size verilecektir. - You have only to ask for it and it will be given to you.

Ben size yazabildiğim kadar kısa sürede yazacağım. - I will write to you as soon as I can.

her
(dişil) onu
to someone
birine

Eğer uçağın kaza yapacağını birine söylersen, bu söylem hiç bir şey ifade etmeyecek. - If you say this to someone whose plane is going to crash, this phrase is not going to mean anything.

Yara izini herhangi birine hiç gösterdin mi? - Have you ever shown your scar to someone?

Toher
İrlandalı Çingene
to it
o
to me
bendene
to this
Bunun

Bunun anahtarının nerede olduğunu biliyor musunuz? - Do you know where the key to this is?

Bunun için anahtarınız var mı? - Do you have the key to this?

to you
senine
to you
sizlerin
to your
için
to him
ona

Meseleyi ona bırakmaktan başka çaremiz yoktu. - We had no choice but to leave the matter to him.

Ona beş dolar ödedim. - I paid five dollars to him.

to someone
hatır için as a favor
to this
buna

Buna alışkın değilim. - I'm not used to this.

Buna asla alışmayacağım. - I'll never get used to this.

Türkisch - Türkisch
(Osmanlı Dönemi) f. Bütün, hep, tamamen
Tekil isimlere tamlayan görevinde getirilerek birer birer olarak, "...-in hepsi" anlamını verir: "Bir hafta, her gece çalışmak suretiyle hikâyesini bitirdi."- H. E. Adıvar
Tekil isimlere tamlayan görevinde getirilerek birer birer olarak, "...-in hepsi" anlamını verir
Englisch - Englisch
The form of she used after a preposition or as the object of a verb; that woman, that ship, etc

The lady with the green feathers in her hat. A big Gainsborough hat. I am quite sure it was Miss Hartuff..

Belonging to her

This is her book.

High Efficiency Red
adv: here 32
The hard error rate is the frequency of errors caused by permanent physical defect in the memory system The hard error rate is usually much lower than the soft error rate
Sah'english | adronato
her WEAK STRONG Her is a third person singular pronoun. Her is used as the object of a verb or a preposition. Her is also a possessive determiner
You use her to refer to a woman, girl, or female animal. I went in the room and told her I had something to say to her I really thought I'd lost her. Everybody kept asking me, `Have you found your cat?' Her is also a possessive determiner. Liz travelled round the world for a year with her boyfriend James
pron. specific female; possessive form of she
Of them; their
{p} belonging to a female or woman
To it
thereto
To that
thereto
her
Her is sometimes used to refer to a country or nation. Her is also a possessive determiner. Our reporter looks at reactions to Britain's apparently deep-rooted distrust of her EU partner
her
adj [{referring to something that belongs to a female} (This is ~ book )] punya dia (dia) 2 pron [{object pron referring to a female} (Please give ~ this letter )] dia
her
Herpa 1: 43 resin Germany
her
In written English, her is sometimes used to refer to a person without saying whether that person is a man or a woman. Some people dislike this use and prefer to use `him or her' or `them'. Talk to your baby, play games, and show her how much you enjoy her company. Her is also a possessive determiner. The non-drinking, non smoking model should do nothing to risk her reputation
her
The form of the objective and the possessive case of the personal pronoun she; as, I saw her with her purse out
her
le
to it
to that; "with all the appurtenances fitting thereto"
to this
hereto
Türkisch - Englisch
every

These are on sale everywhere. - Bunlar her yerde satılıyor.

She goes running every morning. - O her sabah koşmaya gider.

any

His daughter is eager to go with him anywhere. - Kızı onunla her yere gitmeye hevesli.

Give help to anyone who needs it. - Her kimin ihtiyacı olursa ona yardım et.

(Askeri) each

How many times does the bus run each day? - Otobüs her gün kaç kez çalışır?

Brush your teeth after each meal. - Her yemekten sonra dişlerini fırçala.

all

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

All that glitters is not gold. - Parlayan her şey altın değildir.

pan

She planted some pansies in the flower bed. - Çiçekliğe bazı hercai menekşeler dikti.

Tom came into the living room, not wearing any pants. - Tom herhangi bir pantolon giymeden oturma odasına girdi.

omni

How many omnivorous children are patients in hospital? - Hastanede her şeyi yiyen kaç çocuk hasta var?

Only God can safely be omnipotent. - Sadece Tanrı güvenle her şeye gücü yeter olabilir.

ladyship
per

Each person paid one thousand dollars. - Her biri bin dolar ödedi.

Although each person follows a different path, our destinations are the same. - Her insan farklı bir yol izlesede, hedeflerimiz aynıdır.

every single

Every single word you say is a lie. - Söylediğin her söz bir yalan.

I think about that every single day. - Her gün onu düşünürüm.

soever
(Bilgisayar) recur every
(Bilgisayar) refresh every
(Bilgisayar) for all

The law is equal for all. - Kanun herkes için aynıdır.

For all his genius, he is as unknown as ever. - Bütün dehasına rağmen, o her zaman olduğu kadar bilinmiyor.

(Bilgisayar) start every
either

You may take either of the two books. - İki kitaptan herhangi birini alabilirsin.

I don't like either of them. - Ben, onlardan herhangi birini sevmiyorum.

whatever

I will lend you whatever book you need. - İhtiyacın olan her kitabı sana ödünç vereceğim.

You can eat whatever you like. - Her ne istiyorsanız yiyebilirsiniz.

whoever

Give it to whoever wants it. - Onu her kim isterse ona ver.

His parents helped whoever asked for their help. - Onun ebeveynleri yardımlarını isteyen herkese yardım etti.

every; each
to her

    Türkische aussprache

    tı hır

    Aussprache

    /tə hər/ /tə hɜr/

    Videos

    ... So everything about her is feminine. ...
    ... Her positioning. ...
Favoriten