sınırlamak

listen to the pronunciation of sınırlamak
Türkisch - Englisch
restrict
{f} limit

Labelling speech as hate speech is a way to limit free speech by means of social pressure. - Nefret söylemi olarak etiketleme konuşma sosyal baskı vasıtasıyla ifade özgürlüğünü sınırlamak için bir yoldur.

Renewable energy is essential for limiting the increase of the global temperature. - Yenilenebilir enerji, küresel sıcaklık artışını sınırlamak için gereklidir.

constrain
restrain
confine
bound
hem in
hold in
call off
line off
imprison
hedge around
straitjacket
hedge
circumscribe
to limit, set a limit to
localize
qualify
terminate
hedge about
tie
{f} border
limited
restrict to
delimit
verge
sınırlama
{i} restriction
sınırlama
limitation

There are some limitations. - Bazı sınırlamalar var.

sınırlama
restraint

You have more restraint than most people. - Çoğu insandan daha çok sınırlaman var.

sınırlamak, sınırlandırmak
to limit, to border, to restrict
sınırlama
{i} chain
sınırla
restrict

Freedom of speech was tightly restricted. - İfade özgürlüğü ciddi şekilde sınırlandı.

Entrance is restricted to those above 18. - Giriş 18 yaş üstü olanlara sınırlandırılmıştır.

sınırla
delimit
sınırlama
constraint

There are few legal constraints on the sale of firearms in the U.S. - ABD'de ateşli silah satışı üzerine birkaç yasal sınırlama vardır.

sınırla
{f} border

All countries have a responsibility to preserve the ancestral relics of every people group within their borders, and to pass these on to the coming generations. - Bütün ülkelerin sınırları dahilinde her insan gurubuyla ilgili tarihi eserleri korumak ve bunları gelecek nesillere aktarmak için bir sorumluluğu vardır.

Exporting is a commercial activity which transcends borders. - İhracaat sınırları aşan ticari bir etkinliktir.

sınırla
(Bilgisayar) limit to
sınırla
(Bilgisayar) limited to
sınırlama
bordering
sınırlama
(Dilbilim,Teknik) demarcation
sınırlama
limiting

Renewable energy is essential for limiting the increase of the global temperature. - Yenilenebilir enerji, küresel sıcaklık artışını sınırlamak için gereklidir.

sınırlama
impoundment
sınırlama
(Tıp) containment
sınırla
{f} delimited
sınırla
{f} bordering
sınırla
{f} localized

The firemen localized the fire. - İtfaiyeciler yangını sınırladılar.

sınırla
circumscribe
sınırla
localise
sınırlama
delimitation
sınırlama
clampdown
sınırlama
confinement
sınırlama
localisation
sınırlama
narrowness
girdi sınırlamak
(Bilgisayar) input limited
sınırla
restricted

Entrance is restricted to those above 18. - Giriş 18 yaş üstü olanlara sınırlandırılmıştır.

Freedom of speech was tightly restricted. - İfade özgürlüğü ciddi şekilde sınırlandı.

sınırla
limiting

Renewable energy is essential for limiting the increase of the global temperature. - Yenilenebilir enerji, küresel sıcaklık artışını sınırlamak için gereklidir.

sınırla
limited

Those children have limited verbal skills. - Şu çocuklar sözlü becerilerini sınırladı.

Our freedoms are being limited. - Özgürlüklerimiz sınırlanıyor.

sınırla
{f} limit

Everyone has the right to rest and leisure, including reasonable limitation of working hours and periodic holidays with pay. - Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, bilhassa çalışma müddetinin makul surette sınırlandırılmasına ve muayyen devrelerde ücretli tatillere hakkı vardır.

Tom doesn't actually live within Boston city limits. - Tom aslında Boston şehri sınırları içinde yaşamıyor.

sınırla
circumscribed
sınırlama
{i} termination
sınırlama
localization
sınırlama
circumscription
sınırlama
restriction, limitation
sınırlama
qualification
sınırlama
stricture
Türkisch - Türkisch
Belli bir sınır içinde bırakmak, belirlemek
Sınırını çizmek, sınırını belirtmek veya belirlemek
(Osmanlı Dönemi) KAYD
tahdit etmek
sınırlama
Sınırlamak işi
sınırlamak
Favoriten