sınırlama

listen to the pronunciation of sınırlama
Türkisch - Englisch
{i} restriction
limitation

There are some limitations. - Bazı sınırlamalar var.

restraint

You have more restraint than most people. - Çoğu insandan daha çok sınırlaman var.

constraint

There are few legal constraints on the sale of firearms in the U.S. - ABD'de ateşli silah satışı üzerine birkaç yasal sınırlama vardır.

chain
confinement
termination
qualification
restriction, limitation
circumscription
delimitation
localization
impoundment
(Tıp) containment
(Dilbilim,Teknik) demarcation
bordering
limiting

Renewable energy is essential for limiting the increase of the global temperature. - Yenilenebilir enerji, küresel sıcaklık artışını sınırlamak için gereklidir.

localisation
clampdown
narrowness
stricture
sınırlamak
restrict
sınırlamak
{f} limit

Brian intends to strictly limit the money he uses. - Brian kullandığı parayı kesinlikle sınırlamak niyetinde.

Renewable energy is essential for limiting the increase of the global temperature. - Yenilenebilir enerji, küresel sıcaklık artışını sınırlamak için gereklidir.

sınırlama getirmek
restrict
sınırlama getirmek
limit
sınırlama yoğunluğu
limiting density
sınırlamak
constrain
sınırlamak
{f} confine
sınırlamak
restrain
sınırla
restrict

Entrance is restricted to those above 18. - Giriş 18 yaş üstü olanlara sınırlandırılmıştır.

Freedom of speech was tightly restricted. - İfade özgürlüğü ciddi şekilde sınırlandı.

sınırla
delimit
sınırlamak
{f} bound
sınırlamak
{f} qualify
sınırlamak
{f} border
sınırla
{f} border

The path is bordered with hedges. - Yol çitlerle sınırlanmıştır.

Mexico is bordered on the north by the United States. - Meksika kuzeyde Abd tarafından sınırlanmıştır.

sınırla
(Bilgisayar) limited to
sınırla
(Bilgisayar) limit to
sınırlamak
limited
sınırlamak
restrict to
sınırla
localise
sınırla
{f} delimited
sınırla
{f} bordering
sınırla
{f} localized

The firemen localized the fire. - İtfaiyeciler yangını sınırladılar.

sınırla
circumscribe
sınırlamak
circumscribe
sınırlamak
delimit
sınırla
restricted

Entrance is restricted to those above 18. - Giriş 18 yaş üstü olanlara sınırlandırılmıştır.

Freedom of speech was tightly restricted. - İfade özgürlüğü ciddi şekilde sınırlandı.

sınırla
limiting

Renewable energy is essential for limiting the increase of the global temperature. - Yenilenebilir enerji, küresel sıcaklık artışını sınırlamak için gereklidir.

sınırla
{f} limit

Tom doesn't actually live within Boston city limits. - Tom aslında Boston şehri sınırları içinde yaşamıyor.

Tom likes to push the limits. - Tom sınırları zorlamayı sever.

sınırla
limited

Our freedoms are being limited. - Özgürlüklerimiz sınırlanıyor.

Those children have limited verbal skills. - Şu çocuklar sözlü becerilerini sınırladı.

sınırla
circumscribed
sınırlamak
terminate
sınırlamak
{f} tie
sınırlamak
line off
sınırlamak
hedge about
sınırlamak
{f} call off
sınırlamak
hedge around
sınırlamak
straitjacket
sınırlamak
{f} hedge
sınırlamak
{f} imprison
sınırlamak
hold in
sınırlamak
hem in
sınırlamak
to limit, set a limit to
sınırlamak
{f} localize
sınırlamak
verge
Türkisch - Türkisch
sınırlama
Favoriten