ruhsuz

listen to the pronunciation of ruhsuz
Türkisch - Englisch
flabby
passionless
deadpan
vapid
spirit
emotionless
dead alive
stagnant
spiritless
impassive
wooden
insipid, flat; dead, lifeless
inanimate
dull
spiritless, lifeless, lacking in energy or vigor
soulless

Fadil was a soulless ex-con. - Fadıl ruhsuz bir eski mahkumdu.

Sami was a soulless ex-con. - Sami ruhsuz bir eski mahkumdu.

inanimate, lifeless; impassive, soulless, lifeless, stolid
toneless
stolid
lifeless
bloodless
ruh
soul

A man's body dies, but his soul is immortal. - Bir insanın vücudu ölür, ama ruhu ölümsüzdür.

There was not a bloody soul. - Lanet olası bir ruh yoktu.

ruh
ghost

Mary felt as if a ghost or spirit had touched her back. - Mary bir hayalet ya da ruhu sırtına dokunmuş gibi hissetti.

ruh
{i} spirit

I'll be with you in spirit. - Ben ruhen sizinle birlikte olacağım.

When one lucky spirit abandons you another picks you up. I just passed an exam for a job. - Şanslı bir ruh seni terk ettiği zaman, bir başkası seni alır.Ben az önce bir iş sınavını geçtim.

ruhsuz bir biçimde
spiritlessly
ruhsuz bir halde
impassively
ruhsuz bir şekilde
wanly
ruhsuz ve sıkıcı
as dull as ditch water
ruh
spirits

The talisman he's wearing is supposed to ward off evil spirits. - Onun taktığı tılsım kötü ruhları uzaklaştırması gerekiyor.

Do you believe in spirits? - Ruhlara inanıyor musun?

ruh
aura
ruh
{i} essence
ruh
{i} Psyche

Reality and irreality are both important for one's psyche. - Gerçeklik ve gerçek dışılık, kişinin ruhu için önemlidir.

Ruh
(Tıp) animus
ruh
the inner man
ruh
ethos
ruh
inner
ruh
mind

This is a dangerous state of mind for a man to be in. - Bu, içinde bulunacak bir adam için tehlikeli bir ruh halidir.

Dan was worried about Linda's state of mind. - Dan, Linda'nın ruhsal durumu hakkında endişeliydi.

ruh
psych

My father was committed to a psychiatric hospital. - Babam bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesine teslim edildi.

Your yelling and howling is called a psychosis. I ask, I beg you to see a therapist before you get instituonalized. - Bağırman ve uluman ruhsal bir bozukluk. Soruyorum, hastaneye kaldırılmadan önce terapiste gitmen için sana yalvarıyorum.

ruh
shade
ruh
shadow
ruh
extract
ruh
zombie
ruh
animation
ruh
expression

Judging from his expression, he's in a bad mood. - Onun ifadesine bakılırsa, o kötü bir ruh hali içinde.

ruh
cabbage
ruh
kernel
ruh
essential oil
ruh
atman
ruh
jazz
ruh
pith and marrow
ruh
psycho

Your yelling and howling is called a psychosis. I ask, I beg you to see a therapist before you get instituonalized. - Bağırman ve uluman ruhsal bir bozukluk. Soruyorum, hastaneye kaldırılmadan önce terapiste gitmen için sana yalvarıyorum.

His illness was mainly psychological. - Onun hastalığı aslında ruhsaldı.

ruh
liveliness, spirit, animation, life
ruh
{i} heartbeat
ruh
essence, spirit (of a volatile substance); extract, concentrated solution. R
ruh
genius
ruh
astral body
ruh
soul, spirit; essence, extract; animation, liveliness, spirit; zombie
ruh
spirit of a dead person
ruh
inner man
ruh
heart (of a matter), essence (of a matter)
ruh
pith
ruh
(koklatılan) smelling salts
ruh
esprit
ruh
manes
ruh
psych. psyche
ruh
soul, spirit (of a living person or thing)
ruh
(a person's) character or nature
ruh
pneuma
Türkisch - Türkisch
Cansız, güçsüz, etkisiz, miskin
RUH
(Osmanlı Dönemi) His
ruh
Hayalet, görünmeyecek kadar zayıf kimse: "Doktor Hikmet, zayıflaya zayıflaya, âdeta bir ruh hâlini almıştı."- Y. K. Karaosmanoğlu
RUH
(Osmanlı Dönemi) Cebrail (A.S.)
RUH
(Osmanlı Dönemi) Arabçada: Efsânevi bir kuş. (Bak: Ruhsâr)RUH : Can, nefes, canlılık
RUH
(Osmanlı Dönemi) Öz, hülâsa, en mühim nokta
RUH
(Osmanlı Dönemi) İsa (A.S.)
RUH
(Osmanlı Dönemi) f. Yanak, yüz, çehre
RUH
(Osmanlı Dönemi) Kur'an
RUH
(Osmanlı Dönemi) Korkmak. (Bak: Vicdan)(Ruh, bir kanun-u zivücud-u haricîdir. Bir namus-u zişuurdur. Sabit ve dâim fıtrî kanunlar gibi, ruh dahi âlem-i emirden, sıfat-ı iradeden gelmiş, kudret ona vücud-u hissî giydirmiştir. Bir seyyale-i lâtifeyi o cevhere sadef etmiştir. Mevcud ruh, mâkul kanunun kardeşidir. İkisi hem dâimî, hem âlem-i emirden gelmiş
Ruh
tin
Ruh
urvan
Ruh
çora
Ruh
can kuşu
ruh
Esans
ruh
Esans: "Bazısı ruh koklatır, bazısı alnına sirke sürer, bazısı kollarını, bileklerini ovuşturur."- H. R. Gürpınar
ruh
Canlılık, duygu
ruh
Canlılık, duygu: "Nesri gibi güzel bir ruhu olan Falih Rıfkı Türk gazeteciliğini bir vatan hizmeti telakki etmiş ve kutsi bir vazife gibi ifa ediyor."- Y. K. Beyatlı
ruh
Bedeni etkin kılan canlılık ilkesi, bedenin hayat gücü
ruh
En önemli nokta, öz
ruh
Hayalet, görünmeyecek kadar zayıf
ruh
Bedenin yaşama gücü
ruh
En önemli nokta, öz: "Lakin oyunun ruhunu anlamak mümkün değil."- M. Ş. Esendal
ruh
Anka kuşu
ruh
Dinlerin ve dinci felsefelerin insanda vücuttan ayrı bir varlık olarak kabul ettiği öz, tin
Englisch - Türkisch
ruhsuz
Favoriten