in action

listen to the pronunciation of in action
Englisch - Türkisch
eylem halinde
eylem

Oğlumuz eylemde öldürüldü. - Our son was killed in action.

Asker eylemde öldürüldü. - The soldier was killed in action.

(Askeri) MUHAREBEDE, SAVAŞ HALİNDE: Bir kıtanın düşmanla fiilen muharebede bulunması hali
working
{i} çalışma

Onlar yeni binada çalışmaktalar. - They have been working on the new building.

Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, bilhassa çalışma müddetinin makul surette sınırlandırılmasına ve muayyen devrelerde ücretli tatillere hakkı vardır. - Everyone has the right to rest and leisure, including reasonable limitation of working hours and periodic holidays with pay.

inaction
{i} hareketsizlik
inaction
eylemsizlik
working
çalış durumda olan
working
çalıştırma

Makineleri çalıştırmaya devam etmeliyiz. - We have to keep the machines working.

inaction
hareketsizlik faaliyetsizlik
working
işleyiş

Paranın bir hükmü kalmadığında sistemin tüm işleyişi durur. - When money ceases to have value, the entire system stops working.

working
çalışma jüyesi
working

İş hayatının çoğunluğunu bir diplomat olarak geçirdi. - He has spent most of his working life as a diplomat.

Sen her ne zaman hazır olursan, ben işe başlamaya hazırım. - I'm ready to start working whenever you are.

inaction
(Tıp) Uyarılara cevap verme hali, kayıtsızlık
inaction
avere olarak
inaction
{i} tembellik
inaction
{i} etkisizlik
inaction
atıl
inaction
inactivityhareketsizlik
inaction
inactivelyhareketsiz olarak
inaction
inactivehareketsiz
inaction
{i} durgunluk
inaction
atalet avarelik
working
{s} çalışan

Ben Manny tarafından yönetilen, veri transferi üzerine çalışan çalışma grubu, 14 Ocak 1999'da bir toplantı yapacak. - The working group on data transfer, led by Ben Manny, will hold a meeting on Jan 14, 1999.

Cuma akşamları, deniz aşırı ülkelerde eşleriyle birlikte çalışan bir grubumuz Chuck's Bar and Grill'de buluşurlar. - On Friday evenings, a group of us with spouses working overseas meet at Chuck's Bar and Grill.

working
{i} işletme

İşletme mastırımı bitirme üzerinde çalışıyorum. - I'm working on finishing my MBA.

working
(sıfat) çalışan, işleyen, temel, yeterli, çalışma, iş
working
{i} işleme
working
{i} işleme tarzı
working
(isim) çalışma, işleme, iş, işletme, üretme, halletme, çaba, mayalanma, kazı (maden)
working
köpüren
working
working conditions ç
working
{i} çaba
working
working class işçi sınıfı
working
{i} halletme

Şunu halletmek üzerine çalışıyoruz. - We're working on getting that done.

working
{s} yeterli

Yeterli zamanım olduğundan emin olmak için deli gibi çalışıyorum. - I'm working like crazy to make sure I have enough time.

Englisch - Englisch
working

The steam engine in action was very impressive.

during combat

Many men were missing in action.

in the midst of carrying out an operation of some sort; while in a battle
inaction
Want of action or activity; forbearance from labor; idleness; rest; inertness
inaction
{i} inactive state; state of non-action; inactiveness; inertness
inaction
disapproval If you refer to someone's inaction, you disapprove of the fact that they are doing nothing. He is bitter about the inaction of the other political parties. the fact that someone is not doing anything
inaction
the state of being inactive
inaction
a state of no activity the state of being inactive
inaction
a state of no activity
in action

    Silbentrennung

    in ac·tion

    Türkische aussprache

    în äkşın

    Aussprache

    /ən ˈaksʜən/ /ɪn ˈækʃən/

    Videos

    ... North Dakota. What was his participation there? The administration brought a criminal action ...
    ... And then Newton had a third law of motion.  For every action, there's an equal and opposite ...
Favoriten