durgunluk

listen to the pronunciation of durgunluk
Türkisch - Englisch
stagnation

Stagnation means regression. - Durgunluk gerileme anlamına gelir.

stillness
recessions

This law mitigates the negative effects of economic recessions. - Bu yasa ekonomik durgunlukların olumsuz etkilerini hafifletir.

Economists have predicted five of the last three recessions. - Ekonomistler gerçekten olduğundan daha fazla durgunluk tahmin ettiler.

slowness
(Konuşma Dili) a low ebb
languishment
flatness
self-denying
sereneness
heaviness
deadlock

The deadlock was inevitable. - Durgunluk kaçınılmazdı.

inanimation
slump
languor
stagnancy
calm
slackness
recessional
(Hukuk) recession

The recession caused many businesses to close. - Durgunluk birçok işletmenin kapanmasına neden oldu.

The American economy suffered a recession. - Amerikan ekonomisi bir durgunluk yaşadı.

calmness; heaviness; dullness; stagnation
calmness
placidity
deadness
inaction
inactivity
inertness
serenity
heaviness, dullness
backwater
slack
(piyasa) recession
depression
emotionality
dullness
tranquillity
quiet
recessionary
{i} lull
durgun
still

In spite of the depression, the prices of commodities are still high. - Ekonomik durgunluğa karşın, ticari ürün fiyatları hala yüksek.

Japan is still struggling to emerge from recession. - Japonya durgunluktan kurtulmak için hala mücadele veriyor.

durgun
stagnant

The housing market is stagnant. - Konut piyasası durgun.

You shouldn't drink stagnant water. - Durgun su içmemelisin.

durgun
calm
durgunluk (işlerde)
slowdown
durgunluk (piyasa)
slump
durgunluk (piyasa)
recession
durgunluk (sularda)
stillness
durgunluk içinde enflasyon
stagflation
durgunluk dönemi
(Ticaret) period of recession
durgunluk yaşamak
come to a standstill
durgunluk ısısı
(Askeri) stagnation temperature
durgun
tranquil
durgun
{s} halcyon
durgun
standing
durgun
{s} languid
durgun
(Ticaret) off-peak
durgun
ditchwater
durgun
at a standstill

My business is at a standstill because of the recession. - Benim iş durgunluktan dolayı işlemez halde.

durgun
sluggish

He is a sluggish student. - O durgun bir öğrenci.

durgun
slough
durgun
at standstill
durgun
dreamless
durgun
(Biyokimya) latent
durgun
ditch-water
durgun
stock-still
durgun
stili
durgun
placid
durgun
sedate
durgun
serene
durgun
statical
durgun
untroubled
durgun
stilly
durgun
windless
durgun
hushed
durgun
quiet
alışverişte durgunluk
stands in shopping
durgun
static
akıllara durgunluk veren
mind-blowing, mind-boggling
akıllara durgunluk vermek
(for something) to blow one's mind
durgun
dull
durgun
flat

Jane spent a very flat weekend. - Jane durgun bir hafta sonu geçirdi.

durgun
subdued, withdrawn
durgun
quiescent
durgun
in the doldrums
durgun
bovine
durgun
ditch water
durgun
{s} airless
durgun
inactive

The inactive child is far more inclined to live in a world of fantasy. - Durgun olan çocuk bir hayal dünyasında yaşamaya daha meyillidir.

durgun
sultry
durgun
slack
durgun
sleepy
durgun
stock still
durgun
stockstill
durgun
{s} settled
durgun
unruffled
durgun
(Nükleer Bilimler) steady
durgun
lifeless
durgun
calm, quiet
durgun
depressed

The stock market is severely depressed. - Borsa ciddi biçimde durgun.

durgun
calm, quiet, still, placid, serene; stagnant, flat, dull
ekonomik durgunluk
shake out
piyasadaki durgunluk
shake out
durgunluk
Favoriten