girmek

listen to the pronunciation of girmek
Türkisch - Englisch
go into

She wanted to go into the carriage. - O arabaya girmek istedi.

Do you think it's safe to go into this cave? - Sence bu mağaraya girmek güvenli mi?

enter

It is known all over the world that, in Japan, students have to take difficult entrance examinations to enter universities. - Japonya'da öğrencilerin üniversitelere girmek için zor sınavlara girmeleri gerektiği tüm dünyada bilinmektedir.

We were just about to enter the room. - Tam odaya girmek üzereydik.

get in

I'd like to get into journalism in the future. - Gelecekte gazetecilik işine girmek istiyorum.

I was about to get in the bath when I heard someone knocking on the door. - Birinin kapıyı çaldığını duyduğumda banyoya girmek üzereydim.

come in

Don't you want to come inside? - İçeri girmek istemez misiniz?

Would you like to come in for a drink? - Bir içki için girmek ister miydiniz?

enter into

The researchers use the portal to enter into a different part of the universe. - Araştırmacılar evrenin farklı bir bölümüne girmek için kapı kullanırlar.

happen in
penetrate
get into
start
insert
(Politika, Siyaset) adhere
run into
participate in
fit
queue
break into
cost too much
join
put
walk into
step in
walk in
go in

You don't have to go in if you don't want to. - İstemiyorsan içeri girmek zorunda değilsin.

Do you want to go in? - İçeri girmek ister misin?

slide into
strike in
incur
pull
to enter into, participate in, join in; to join
enter on
enter upon
come into
gain admission
to begin
(for armed forces) to enter, invade, penetrate
to become (a certain age)
step
(for a contagion) to spread among, attack
to stop by, drop in for a minute
to go into (a matter) deeply
to enter; to come in(to), to go in(to); to break into; to fit; to join, to participate in; to go into (details); to enter upon, to begin; to start; to reach (the age of ...); to cost too much; to penetrate; to teac
keyboard
to be enrolled, enroll (in/at); to be admitted to; to be enlisted in, enlist in, join (the armed forces). girecek delik aramak to look for a hole to crawl into or hide in. girip çıkmak
be enroled
to frequent, visit (a place) often
type into
slip into
(for pain) to come to; (for an ache) to appear in
sail in
to become, turn, be transformed into
to enter, go in, go into
to fit into, go into; to fit, fit onto
(for a period, season, etc.) to come, begin
to go into, enter into (a subject)
(koma vb.) sink into
go
to enter, come in, come into
/birbirine/ to go at each other, go for each other
to enter into, go into the making of
come

Don't you want to come inside? - İçeri girmek istemez misiniz?

Please make an appointment to come in and discuss this further. - İçeriye girmek ve bunu daha fazla görüşmek için bir randevu al lütfen.

infiltrate
key in
be enrolled
sink

Tom wished to sink into the ground for shame. - Tom, utancından yerin dibine girmek istedi.

Tom wanted to sink through the floor. - Tom yerin dibine girmek istedi.

draw into
izinsiz girmek
intrude

We didn't mean to intrude. - Biz izinsiz girmek istemedik.

I didn't mean to intrude. - Ben izinsiz girmek istemedim.

içeri girmek
enter
girmek yasak
no trespassing
Girmek yasak
No admittance; No Trespassing
gizlice girmek
penetrate
gizlice girmek
to sneak in/on/into/onto
gizlice girmek
sneak
gizlice girmek
infiltrate
zorla girmek
break into

The thief used a screwdriver to break into the car. - Hırsız arabaya zorla girmek için bir tornavida kullandı.

The police were forced to break into the apartment through the window. - Polis daireye pencereden zorla girmek için zorlandı.

araya girmek
intervene
içine girmek
penetrate
kuyruğa girmek
queue
cinsel ilişkiye girmek
shag
sıraya girmek
line up
cinsel ilişkiye girmek
have sex
gir
come in

May I come in? Yes, certainly. - İçeri girebilir miyim? Evet, kesinlikle.

She beckoned me to come in. - O bana içeri girmem için işaret etti.

halden hale girmek
(Ev ile ilgili) Move between different states of being; shift from a state of being to another
araya girmek
intercede
araya girmek
come between
araya girmek
1. to work to reconcile two people. 2. (for something unexpected) to interfere suddenly with the work in hand
birbirine girmek
snarl
denize girmek
to go swimming, to have a swim
devreye girmek
step in
girme
{i} entering

Knock on the door before entering the room. - Odaya girmeden önce kapıyı tıklat.

You must remove your shoes before entering a house. - Eve girmeden önce ayakkabılarınızı çıkarmanız gerekir.

günaha girmek
stumble
havuza girmek
to go into dry dock
içeri girmek
come in

Don't you want to come inside? - İçeri girmek istemez misiniz?

Did you want to come in? - İçeri girmek istedin mi?

tribe girmek
trip
yoluna girmek
to come right
zorla girmek
obtrude
üniversite sınavına girmek
matriculate
bahse girmek
lay
cinsel ilişkiye girmek
hump
(tren) istasyona girmek
pull in
birbirine girmek
(deyim) go at hammer and tongs
birbirine girmek
(deyim) fight like kilkenny cats
birbirine girmek
(deyim) get up against
birbirine girmek
(deyim) fall out with
birbirine girmek
(deyim) be at hammer and tongs
denize girmek
go swimming
denize girmek
have a swim
dereceye girmek
place (in a competition)
dereceye girmek
rank (first/second etc) in
dereceye girmek
be placed (in a competition)
dereceye girmek
come out (in a competition)
dereceye girmek
come in (in a competition)
devreye girmek
become a part of an activity
gir
(Bilgisayar) sign in
gir
(Bilgisayar) retype
girme
(Politika, Siyaset) adherence
girme
foray
girme
(Politika, Siyaset) access

Everyone has the right of equal access to public service in his country. - Her şahıs memleketin kamu hizmetlerine eşitlikle girme hakkını haizdir.

gönüllü girmek
volunteer
izinsiz girmek
trespass
riske girmek
(deyim) chance one's arm
riske girmek
(Konuşma Dili) chance it
riske girmek
(deyim) go out on a limb

I don't want to go out on a limb. - Başkası için riske girmek istemiyorum.

riske girmek
take chances

You've got to take chances. - Riske girmek zorundasın.

riske girmek
take a chance
riske girmek
take chance

You've got to take chances. - Riske girmek zorundasın.

riske girmek
stick one's neck out
sidik yarışına girmek
(deyim) keep up with the joneses
sınava girmek
to take an exam, to sit for an exam
tatile girmek (okul)
break up
tribe girmek
be peeved
veri girmek
enter data
veri girmek
(Bilgisayar) key in
veri girmek
(Bilgisayar) input data
zorla girmek
intrude
zorla içeri girmek
break into
gir
incur
gir
got into

Would you mind telling me how you got into my office? - Sakıncası yoksa ofisime nasıl girdiğini bana söyler misin?

He got into this school in September last year. - Geçen yıl eylül ayında bu okula girdi.

gir
get into

Tom studied hard so he could get into college. - Tom çok çalıştı böylece üniversiteye girebildi.

Tom tried to get into the locked room. - Tom kilitli odaya girmeye çalıştı.

gir
fallen under
gir
{f} enter

An Englishman, a Belgian and a Dutchman enter a pub and sit down at the counter. Says the barkeeper, Wait a minute, is this a joke or what? - İngiliz, Belçikalı ve Hollandalı bir meyhaneye girer ve tezgahta otururlar. Barmen söyler, Bir dakika bekleyin, bu bir şaka mı ne?

This ticket allows two people to enter. - Bu bilet iki kişinin girmesine olanak tanır.

gir
gone into
gir
fell under
gir
fall under
gir
go into

The system will go into operation in a short time. - Sistem kısa bir süre içinde hizmete girecek.

I saw Jane go into her classroom with a smile. - Jane'nin tebessümle sınıfana girdiğini gördüm.

gir
went into
girme
entrance

It is known all over the world that, in Japan, students have to take difficult entrance examinations to enter universities. - Japonya'da öğrencilerin üniversitelere girmek için zor sınavlara girmeleri gerektiği tüm dünyada bilinmektedir.

I have to take the entrance examination today. - Bugün giriş sınavına girmek zorundayım.

girme
penetratoin
girme
initiation
girme
ingress
kanına girmek
seduce
çıkmaza girmek
be at bay
aklına girmek
To enter the mind
bahse girmek
go
başı belaya girmek
(deyim) Run into trouble
bilgisayara veri girmek
enter data into the computer
bilgisayara veri girmek
input data into the computer
devreye girmek
(for a machine) to be put into use
devreye girmek
Step in, enter into an activity or a situation, intervene
havaya girmek
Attitudinize
ilişkiye girmek
Copulate, have intercourse with, sleep with, couple, fuck
iç içe girmek
to enter the nest
kavgaya girmek
to enter into a fight
yadırganacak bir duruma girmek
to be entered into a strange situation
girme
recessed, indented, set in
girme
admission
girme
recess, indentation, recession
girme
entry

There were no signs of forced entry in the house. - Evde zorla girme işaretleri yoktu.

girme
intake
girme
hinge
girme
entrance, participation, joining in
girme
trespass

How dare you trespass on my property! - Mülkiyetime izinsiz girmeye nasıl cesaret edersin!

girme
entering, entrance, going in/into or coming in/into
girme
incoming
girme
intrusion

Please forgive my intrusion, but this is something that you're going to want to hear. - Lütfen izinsiz girmemi affedin ama bu duymak isteyeceğiniz bir şey.

Türkisch - Türkisch
Yazılmak, başlamak
Yeni bir duruma geçmek, dönüşmek: "Göğün morlaşan kenarı eriyor, menekşe rengine giriyordu."- Ö. Seyfettin. İyice anlamak, iyice bilmek
Bulaşmak
Yeni bir duruma geçmek, dönüşmek
Dışarıdan içeriye geçmek: "İçeri girdiklerinde birinci film çoktan başlamıştı."- H. Taner
Yemek yemek
Gelmek
Sığmak
İncelemek, ayrıntılara inmek
Kavgaya tutuşmak
Yer almak, katılmak, iltihak etmek: "Bugün edebiyat imtihanına girdim."- Y. Z. Ortaç
Başlamak
Girişmek, başlamak
Almak, fethetmek
Yer almak, katılmak, iltihak etmek
Zaman anlamlı kavramlar için gelmek
Ağrı, sancı başlamak, saplanmak
Başlamak, saplanmak
Almak, fethetmek: "Ordularımız İstanbul'a girdiler."- M. Ş. Esendal. İncelemek, ayrıntılara inmek
İyice anlamak, iyice bilmek
Bir şeyin yapımında, birleşiminde yer almak
Girişmek, başlamak: "Kaçırdım gene ipin ucunu, bir türlü konuya giremiyorum."- N. Ataç
Dışarıdan içeriye geçmek
Erişmek, ulaşmak
sokulmak
(Osmanlı Dönemi) NAKB
(Osmanlı Dönemi) ŞER'
kaçmak
intisap etmek
sülûk etmek
sülük etmek
remisyona girmek
(Tıp, İlaç) Kronik hastalığı olduğu bilinen kişilerde hastanın hastalık aktivitesinin bulunmadığı duruma girmesi
Girme
intisap
GÎR
(Osmanlı Dönemi) f. (Giriften) "Tutmak, yakalamak" mastarının emir köküdür. Türkçedeki: yapan, tutan, tutucu, dağılan, yayılan gibi mânalara gelir. Kelimenin sonuna eklenir
girme
Muğla'nın Yatağan ilçesinde bir kaplıca
girme
Girmek işi
girmek
Favoriten