geçmişe

listen to the pronunciation of geçmişe
Türkisch - Englisch
backward
back

Tom traveled back in time. - Tom geçmişe seyahat etti.

It is considered impossible to travel back to the past. - Zamanda geçmişe seyahat etmenin imkansız olduğu düşünülüyor.

backwards
retro

In retrospect, I think you were right. - Geçmişe bakıldığında, sanırım sen haklıydın.

In retrospect, it may seem obvious that we shouldn't have been burning our trash so close to our house. - Geçmişe bakıldığında, çöplerimizi evlerimize çok yakın yakmamamız gerektiği apaçık ortadadır.

geçmiş
history

History deals with the past. - Tarih geçmişle ilgilenir.

I'm doing some history research and would like to ask you a few questions. - Biraz geçmişi araştırma yapıyorum, ve size birkaç soru sormak istiyorum.

geçmiş
{i} past

You should try to forget your unhappy past. - Mutsuz geçmişini unutmaya çalışmalısın.

The past can only be known, not changed. The future can only be changed, not known. - Geçmiş sadece bilinir, değişmez. Gelecek ise sadece değişir, bilinmez.

geçmişe duyulan özlem
nostalgia
Geçmişe mazi derler
(Atasözü) Let bygones be bygones
geçmişe yolculuk
Backwards travel, backwards journey, journey to the past
Geçmişe mazi yenmişe kuzu derler
Let bygones be bygones
geçmişe ait
retrospective
geçmişe bakma
retrospect
geçmişe bakmak
look back
geçmişe bakıldığında
in the retrospect
geçmişe bakıldığında
in retrospect

In retrospect, it may seem obvious that we shouldn't have been burning our trash so close to our house. - Geçmişe bakıldığında, çöplerimizi evlerimize çok yakın yakmamamız gerektiği apaçık ortadadır.

In retrospect, I should have treated her with more respect. - Geçmişe bakıldığında, ona daha saygılı davranmalıydım.

geçmişe bakış
retrospection
geçmişe dayanmak
date back to
geçmişe dayanmak
date from
geçmişe doğru
downward
geçmişe dönüş
flashback
geçmişe götürmek
take back to
geçmişe götürmek
take back
geçmişe göz atmak
dip deep into the past
geçmişe sünger çekmek
clean the slate
geçmişe uzanmak
date back to
geçmişe yönelik
retrospective
geçmişe özlem
nostalgia
geçmişe özlem belirten
nostalgic
geçmiş
{s} previous

No previous experience is required. - Geçmiş deneyim gerekli değil.

geçmiş
background

No cultural background is necessary to understand art. - Hiçbir kültürel geçmiş, sanatı anlamak için gerekli değildir.

I checked on Tom's background and he seems to be a well-respected man. - Tom'un geçmişine bir göz attım ve o oldukça saygı duyulan bir adam gibi görünüyor.

geçmiş
{i} departing
geçmiş
passed

He can not have passed the exam. - O, sınavı geçmiş olamaz.

I must have passed out. - Kendimden geçmiş olmalıyım.

geçmiş
{i} antecedents
geçmiş
(Bilgisayar) retro
geçmiş
excelled
geçmiş
yore
geçmiş
former

In former days, men sold themselves to the Devil to acquire magical powers. Nowadays they acquire those powers from science, and find themselves compelled to become devils. - Geçmişte insanlar sihirli güçler kazanmak için kendilerini şeytana satarlardı. Şimdilerde bu güçleri bilimden kazanıyorlar ve kendilerini şeytanlaşmak zorunda buluyorlar.

geçmiş
lost
geçmiş
geared
geçmiş
bygone

No one can bring back a bygone era. - Kimse geçmiş dönemi geri getiremez.

Let's let bygones be bygones. - Bırak geçmişte kalsın.

geçmiş
foregone
geçmiş
gone

The only thing that matters is what you do today, yesterday is gone. - Önemli olan bugün ne yaptığındır, dün geçmişte kalmıştır.

The summer had gone before I knew it. - Ben tanımadan önce yaz geçmişti.

geçmiş
departed
geçmişe doğru
toward the past
geçmişe git
go past
geçmişe git
went past
geçmişe git
gone past
geçmiş
olden
geçmiş
the dead, the deceased
geçmiş
overripe, overmature (fruit)
geçmiş
lang syne
geçmiş
past, bygone; past, background; history
geçmiş
passe

He can not have passed the exam. - O, sınavı geçmiş olamaz.

Days turned into weeks, weeks turned into months and, before we knew it, another year had passed. - Günler haftaları, haftalar ayları kovaladı ve biz ne olduğunun farkına bile varmadan başka bir yıl daha geçmiş oldu.

geçmiş
case history
geçmiş
past, passed
geçmiş
past; bygone
geçmiş
past, the past
geçmiş
{i} standing
geçmiş
past its prime, passé (flower)
geçmiş
{s} belated
geçmiş
perfect
geçmiş
yesterdays
geçmiş
pluperfect
geçmiş
preterite

Sometimes Tom uses the preterite incorrectly. - Bazen Tom geçmiş zamanı yanlış kullanıyor.

geçmiş
forefathers, ancestors
Türkisch - Türkisch

Definition von geçmişe im Türkisch Türkisch wörterbuch

Geçmiş
(Hukuk) MAZİ
Geçmiş
(Osmanlı Dönemi) NADİB
Geçmiş
dün
Geçmiş
geçkin
Geçmiş
cemaziyülevvel
geçmiş
Arkada kalan hayat, mazi: "Perde perde örtülü olan eski bir geçmişten kulaklarına garip bir fısıltı gelmişti."- O. C. Kaygılı
geçmiş
Zaman bakımından geride kalmış
geçmiş
Birinin ölmüş ana, baba ve yakınları
geçmiş
Bugüne göre geride kalmış olan zaman, mazi: "Onlar bu davranışlarıyla geçmişte sadece huzursuzluk yarattı."- N. Cumalı
geçmiş
Zaman bakımından geride kalmış: "Bu eski sesler içinde geçmiş zamanlar uyuyor, uyanıyor, geriniyor, yaşıyor gibidir."- A. Ş. Hisar. Çürümeye yüz tutmuş
geçmiş
Arkada kalan hayat, mazi
geçmiş
Birinin ölmüş ana, baba ve yakınları: "Senin de yedi göbek geçmişine rahmet okusun ha?"- M. Ş. Esendal
geçmiş
Çürümeye yüz tutmuş
geçmiş
Geçme işini yapmış
geçmiş
Bu güne göre geride kalmış olan zaman, mazi
geçmişe
Favoriten