geçmişe

listen to the pronunciation of geçmişe
Türkçe - İngilizce
backward
back

It is considered impossible to travel back to the past. - Zamanda geçmişe seyahat etmenin imkansız olduğu düşünülüyor.

Tom traveled back in time. - Tom geçmişe seyahat etti.

retro

In retrospect, it may seem obvious that we shouldn't have been burning our trash so close to our house. - Geçmişe bakıldığında, çöplerimizi evlerimize çok yakın yakmamamız gerektiği apaçık ortadadır.

In retrospect, I should have treated her with more respect. - Geçmişe bakıldığında, ona daha saygılı davranmalıydım.

backwards
geçmiş
history

Our company has a long, long history. - Firmamızın uzun, uzun bir geçmişi var.

Latin Americans know very little about the history of the indigenous peoples who used to live here several centuries ago. - Latin Amerikalılar birkaç asır önce burada yaşamış olan yerlilerin geçmişi hakkında çok az şey bilmektedir.

geçmiş
{i} past

It is considered impossible to travel back to the past. - Zamanda geçmişe seyahat etmenin imkansız olduğu düşünülüyor.

You should try to forget your unhappy past. - Mutsuz geçmişini unutmaya çalışmalısın.

geçmişe duyulan özlem
nostalgia
Geçmişe mazi derler
(Atasözü) Let bygones be bygones
geçmişe yolculuk
Backwards travel, backwards journey, journey to the past
Geçmişe mazi yenmişe kuzu derler
Let bygones be bygones
geçmişe ait
retrospective
geçmişe bakma
retrospect
geçmişe bakmak
look back
geçmişe bakıldığında
in the retrospect
geçmişe bakıldığında
in retrospect

In retrospect, I should have treated her with more respect. - Geçmişe bakıldığında, ona daha saygılı davranmalıydım.

In retrospect, it may seem obvious that we shouldn't have been burning our trash so close to our house. - Geçmişe bakıldığında, çöplerimizi evlerimize çok yakın yakmamamız gerektiği apaçık ortadadır.

geçmişe bakış
retrospection
geçmişe dayanmak
date from
geçmişe dayanmak
date back to
geçmişe doğru
downward
geçmişe dönüş
flashback
geçmişe götürmek
take back
geçmişe götürmek
take back to
geçmişe göz atmak
dip deep into the past
geçmişe sünger çekmek
clean the slate
geçmişe uzanmak
date back to
geçmişe yönelik
retrospective
geçmişe özlem
nostalgia
geçmişe özlem belirten
nostalgic
geçmiş
background

She always prides herself on her academic background. - O, hep akademik geçmişiyle övünür.

I checked on Tom's background and he seems to be a well-respected man. - Tom'un geçmişine bir göz attım ve o oldukça saygı duyulan bir adam gibi görünüyor.

geçmiş
{s} previous

No previous experience is required. - Geçmiş deneyim gerekli değil.

geçmiş
{i} departing
geçmiş
former

In former days, men sold themselves to the Devil to acquire magical powers. Nowadays they acquire those powers from science, and find themselves compelled to become devils. - Geçmişte insanlar sihirli güçler kazanmak için kendilerini şeytana satarlardı. Şimdilerde bu güçleri bilimden kazanıyorlar ve kendilerini şeytanlaşmak zorunda buluyorlar.

geçmiş
yore
geçmiş
passed

I must have passed out. - Kendimden geçmiş olmalıyım.

I must've passed out. - Kendimden geçmiş olmalıyım.

geçmiş
{i} antecedents
geçmiş
(Bilgisayar) retro
geçmiş
excelled
geçmiş
departed
geçmiş
foregone
geçmiş
gone

The summer had gone before I knew it. - Ben tanımadan önce yaz geçmişti.

The only thing that matters is what you do today, yesterday is gone. - Önemli olan bugün ne yaptığındır, dün geçmişte kalmıştır.

geçmiş
geared
geçmiş
bygone

Let's let bygones be bygones. - Bırak geçmişte kalsın.

No one can bring back a bygone era. - Kimse geçmiş dönemi geri getiremez.

geçmiş
lost
geçmişe doğru
toward the past
geçmişe git
gone past
geçmişe git
went past
geçmişe git
go past
geçmiş
forefathers, ancestors
geçmiş
the dead, the deceased
geçmiş
past, passed
geçmiş
passe

He can not have passed the exam. - O, sınavı geçmiş olamaz.

I must've passed out. - Kendimden geçmiş olmalıyım.

geçmiş
lang syne
geçmiş
standing
geçmiş
past its prime, passé (flower)
geçmiş
overripe, overmature (fruit)
geçmiş
past, bygone; past, background; history
geçmiş
past; bygone
geçmiş
past, the past
geçmiş
belated
geçmiş
yesterdays
geçmiş
case history
geçmiş
olden
geçmiş
pluperfect
geçmiş
preterite

Sometimes Tom uses the preterite incorrectly. - Bazen Tom geçmiş zamanı yanlış kullanıyor.

geçmiş
perfect
Türkçe - Türkçe

geçmişe teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

Geçmiş
(Hukuk) MAZİ
Geçmiş
(Osmanlı Dönemi) NADİB
Geçmiş
dün
Geçmiş
geçkin
Geçmiş
cemaziyülevvel
geçmiş
Arkada kalan hayat, mazi: "Perde perde örtülü olan eski bir geçmişten kulaklarına garip bir fısıltı gelmişti."- O. C. Kaygılı
geçmiş
Zaman bakımından geride kalmış
geçmiş
Birinin ölmüş ana, baba ve yakınları
geçmiş
Bugüne göre geride kalmış olan zaman, mazi: "Onlar bu davranışlarıyla geçmişte sadece huzursuzluk yarattı."- N. Cumalı
geçmiş
Zaman bakımından geride kalmış: "Bu eski sesler içinde geçmiş zamanlar uyuyor, uyanıyor, geriniyor, yaşıyor gibidir."- A. Ş. Hisar. Çürümeye yüz tutmuş
geçmiş
Arkada kalan hayat, mazi
geçmiş
Birinin ölmüş ana, baba ve yakınları: "Senin de yedi göbek geçmişine rahmet okusun ha?"- M. Ş. Esendal
geçmiş
Çürümeye yüz tutmuş
geçmiş
Geçme işini yapmış
geçmiş
Bu güne göre geride kalmış olan zaman, mazi
geçmişe