Definition von artık im Türkisch Englisch wörterbuch
- residual
One must wait for the residuals to converge before being able to use the simulation's results.
- Simülasyon sonuçlarını kullanmadan önce artıkların biraraya gelmesini beklemek gerekir.
- no longer
He could no longer contain his anger.
- O artık öfkesini tutamadı.
I no longer love you.
- Artık seni sevmiyorum.
- anymore
I don't love you anymore.
- Artık seni sevmiyorum.
I don't like him anymore.
- Artık onu sevmiyorum.
- remnant
- longer
I no longer love him.
- Artık onu sevmiyorum.
I no longer love you.
- Artık seni sevmiyorum.
- no more
You'll have no more problems.
- Artık sorunların olmayacak.
The noise grew fainter, till it was heard no more.
- Ses gittikçe zayıfladı, artık duyulmayıncaya kadar.
- (Çevre) debris
- any longer
When Tom couldn't bear the pain any longer, he went to the hospital.
- Tom artık ağrıya tahammül edemediği zaman, hastaneye gitti.
I can't put up with his violence any longer.
- Ben artık onun zorbalığına katlanamam.
- remaining
- as late as
- left over
- (Madencilik) gob
- any more
I don’t smoke any more.
- Ben artık sigara içmiyorum.
I can't stand this pain any more.
- Ben bu acıya artık dayanamıyorum.
- (İnşaat) remanent
- hog-wash
- orphan
- (Jeoloji) tailing
- wastes
- redundant
- resudial
- remains
- (Ticaret) balance
- fag-end
- (Muzik) augment
- residuum
- leftovers
Tom fed his leftovers to his dog.
- Tom, artıkları ile köpeği besledi.
Tom ate leftovers for dinner.
- Tom akşam yemeği için yemek artıklarını yedi.
- (Hukuk) residue
- waste
Let's not waste any more of each other's time.
- Artık birbirimizin zamanını boşa harcamayalım.
I can't afford to waste any more time.
- Artık daha fazla zaman harcamayı göze alamam.
- waste, waste material, refuse; leftovers, remains; residue; remnant; waste; left over, remaining; residual
- superfluous, redundant, extra
- last part of something after the best part of it has been used
- leftover
I think I have some leftover pizza in the fridge.
- Sanırım fırında biraz artık pizzam var.
Tom didn't know what to do with the leftover food.
- Tom artık yemeği ne yapacağını bilmiyordu.
- residue; shoddy
- discard
- dregs
- refuse
I refuse to obey you any longer.
- Artık sana itaat etmeyi reddediyorum.
I refuse to herd geese any longer with that girl.
- Ben artık o kızla kazları gütmeyi reddediyorum.
- depot
- remainder
- tag end
- dross
- remnant, residue
- fag end
- left, left over
- leftover of cloth (British)
- scraps
Tom feeds table scraps to his dog.
- Tom masa artıklarıyla köpeğini besler.
He didn't know what to do with the scraps of food.
- Yemek artıklarını ne yapacağını bilmiyordu.
- at that
There were many things that I thought were important at that time that I no longer believe are important.
- Artık önemli olduğuna inanmadığım, o zamanlar önemli olduğunu düşündüğüm çok şey vardı.
I'll leave it at that.
- Artık bir şey söylemeyeceğim.
- spoils
- {i} dreg
- {s} left
I fed the leftovers to my dog.
- Yemek artıklarıyla köpeğimi besledim.
Tom didn't know what to do with the leftover food.
- Tom artık yemeği ne yapacağını bilmiyordu.
- ever after
- {i} leaving
- offal
- scrap
He didn't know what to do with the scraps of food.
- Yemek artıklarını ne yapacağını bilmiyordu.
Tom feeds table scraps to his dog.
- Tom masa artıklarıyla köpeğini besler.
- oddment
- surplusage
- excess
- above
Deep water fish never see the light and live all their lives from the scraps that come from above.
- Derin su balıkları asla ışığı görmezler ve bütün hayatlarını yukarıdan gelen artıklarla yaşarlar.
- rump
- from now on
From now on, they can do whatever they like.
- Artık ne isterlerse yapabilirler.
I have to be careful from now on.
- Artık dikkatli olmak zorundayım.
- spilth
- megass
- {i} rest
Tom once ate at an cheap restaurant and got food poisoning, so now he is very careful about where he eats.
- Tom bir zamanlar ucuz bir restoranda yemek yedi ve gıda zehirlenmesi oldu, bu yüzden artık nerede yemek yediği hakkında çok dikkatli.
We no longer go to eat at the Indian restaurant.
- Biz artık Hint restoranında yemek yemeye gitmiyoruz.
- hog wash
- screenings
- spoil
- trash
- {i} effluent
- {i} shoddy
- over
It's all over for us.
- Bizim için artık yolun sonu.
Let's not go over that again.
- Artık onun hakkında konuşmayalım.
- artıklar
- remains
- artık yok
- no more
- artık anımsatma
- (Bilgisayar) dismiss
- artık değer
- (Askeri) excess capacity
- artık değer
- (Ticaret) residual
- artık değer
- (Ticaret) residual value
- artık gerilme
- (Fizik,Teknik) residual stress
- artık gün
- leap day
- artık kapasite
- (Askeri) excess capacity
- artık kısıt
- (Bilgisayar,Teknik) redundant constraint
- artık madde
- waste
- artık risk
- (Tıp) residual risk
- artık satır
- (Bilgisayar) orphan
- artık su
- waste water
- artık taşıma
- overhaul
- artık yemek
- (Gıda) left over
- artık yetmek
- have had it
- artık yok
- not anymore
- artık zamanı
- it's high time
- artık değil
- no
- artık yıl
- leap year
Except for leap years, February has only 28 days.
- Artık yıllar dışında şubat sadece 28 gün çeker.
How many days does a leap year have?
- Bir artık yılda kaç gün vardır?
- artık aktiflik
- (Fizik) residual activity
- artık aktivite
- residual activity
- artık akım
- residual current
- artık aralık
- (Muzik) augmented interval
- artık beton
- waste concrete
- artık bilgi
- redundant information
- artık bölüğü
- (Matematik) residue class
- artık bırakılmış olmak
- fall into disuse
- artık denetimi
- residue check
- artık direnç
- (Fizik) residual resistance
- artık diş
- (Diş Hekimliği) supernumerary tooth
- artık dolgusu
- waste fill
- artık element
- impurity element
- artık emek
- surplus labor
- artık enerji
- waste energy
- artık eskidi
- it has seen better days
- artık eskidi
- yesterday's news
- artık etkinlik
- residual activity
- artık gaz
- waste gas
- artık gazlar
- residual gases
- artık genç olmayan (kadın)
- (Argo) no chicken anymore
- artık gerginlik
- residual stress
- artık gerilim
- residual voltage
- artık güç
- surplus power
- artık hatası
- residual error
- artık hesabı
- (Ticaret) surplus account
- artık indüksiyon
- residual induction
- artık iplerle örülmüş
- shoddy
- artık istememek
- have done with
- artık iyonlaşma
- (Kimya) residual ionization
- artık kasım
- path. extrasystole
- artık kereste
- waste wood
- artık kirlenme
- (Askeri) residual contamination
- artık klor
- chlorine residual
- artık klor
- (Kimya) residual chlorine
- artık kullanılmayan
- archaic
- artık kullanılmayan deyim
- shibboleth
- artık kullanılmayan deyim
- archaism
- artık kumaşlardan yapılmış
- shoddy
- artık malzeme
- waste material
- artık malzeme
- surplus material
- artık memnun olmayan
- out of conceit with
- artık mıknatıslık
- residual magnetism
- artık nitrojen
- (Askeri) residual nitrogen
- artık numarası
- (Otomotiv) residue number
- artık oran
- (Kanun) surplus ratio
- artık pay
- (Ticaret) residual interest
- artık radyasyon
- residual radiation
- artık savı
- (Matematik) residue theorem
- artık sene
- leap year
- artık su
- surplus water
- artık sözcük
- optional word
- artık teoremi
- (Matematik) residue theorem
- artık titreşim
- residual vibration
- artık toprak
- residual soil
- artık uzama
- residual elongation
- artık uzatma
- (Konuşma Dili) don't push it
- artık var
- it's available now
- artık yakıt
- residual oil
- artık yakıtlar
- residual fuels
- artık yanbant
- (Televizyon) vestigal-side band
- artık yağlar
- waste oils
- artık yemek
- leftover
- artık yemek torbası
- doggie bag
- artık yeter
- no more
- artık yük
- residual charge
- artık yük
- (Askeri) overfreight
- artık yıl
- bissextile year
- artık yıl
- intercalary year
- artık yıl
- bissextile
- artık çok geç
- (Argo) walkabout, it's gone
- artık öge
- (Dilbilim) floating element
- artık önemi yok
- it doesn't matter anymore
- artık önemi yok
- it's not important anymore
- artık ısı
- waste heat
- artık ısı
- after-heat
- artık ışınım
- residual radiation
- artık şey
- fag end
- artık/fazla mal göz çıkarmaz
- (Atasözü) A little extra does no harm
- artıklar
- refuse
- bile artık
- at that
- bıktım artık
- i am pissed off
- seni artık sevmiyorum
- i don't love you anymore
- yeter artık demek
- cry quits
- yeter artık!
- (deyim) enough is enough!
- artıklar
- leavings
- artıklar
- leftovers
Tom ate leftovers for dinner.
- Tom akşam yemeği için yemek artıklarını yedi.
Dan ate the leftovers.
- Dan yemek artıklarını yedi.
- artıklar
- residuals
One must wait for the residuals to converge before being able to use the simulation's results.
- Simülasyon sonuçlarını kullanmadan önce artıkların biraraya gelmesini beklemek gerekir.
- bıktım artık
- enough is enough
- git artık
- leave already
- artıklar
- oddments
- biyolojik artık
- (Çevre) bioresearch waste
- bıktım artık
- that will do
- bırak artık
- there is an end of it
- ekinin artık bölümü
- roughage
- fazla/artık mal göz çıkarmaz
- (Atasözü) Although you don't need it now, it'll probably come in handy later on
- gidiyorum artık
- i'll go along now
- uzatma artık
- don't push it
- yeter artık
- drop it!
- yeter artık
- that's enough
- yetti artık
- less of that