all that

listen to the pronunciation of all that
Englisch - Türkisch
o kadar çok

Tom'un parası var. Fakat o kadar çok mutlu değil. - Tom has money. However, he's not all that happy.

Tom o kadar çok başarılı değil. - Tom hasn't been all that successful.

öylesine
very
zilzurna

We got very drunk. - Zilzurna sarhoş olduk.

very
tümüyle

I am very against the legalisation of drugs - Uyuşturucuların yasalaşmasına tümüyle karşıyım.

very
köp

Bir köpek çok aç olduğu zaman, yemeğini bir çırpıda bitirir. - When a dog is very hungry, it devours its food.

Ben köpekleri çok severim. - I like dogs very much.

very
tam

He left his last job for very this reason - İşinde tam bu yüzden ayrıldı.

O, tam çalma anında tespit edildi. - He was detected in the very act of stealing.

Tam sonuna kadar vazgeçme. - Never give up till the very end.

very
cüda
very
ta kendisi

You are the very definition of love - Sen aşkın ta kendisisin.

very
çok

Bu kravat sana çok iyi uyuyor. - That tie suits you very well.

Tokyo çok büyük bir şehirdir. - Tokyo is a very big city.

very
pek

Senin ve benim aramda, Tom'un fikri pek ilgimi çekmiyor. - Between you and me, Tom's idea doesn't appeal to me very much.

Bugünün Pekin'i bende çok derin bir etki bıraktı ve merakımı uyandırdı. - Today's Beijing has given me a very deep impression and aroused my curiosity.

very
en

Those were his very last words - Bunlar onun en son sözleriydi.

very
aynı

Marcus had scratched a door; the very one I had just entered moments ago, with a pen that had run out of ink - Marcus birkaç dakika önce girmiş olduğum aynı kapıyı mürekkebi tükenmiş bir kalemle çizdi.

Tom'un yaptığı çok emniyetli olmayan tek şey her Web sitesi için aynı şifreyi kullanmasıdır. - One thing Tom does that isn't very safe is that he uses the same password for every website.

Avrupa'ya gitmek çok heyecan verici ama aynı zamanda korkutucu. - Going to Europe is very exciting, but also scary.

very
yaman
all my
herime
all my
herim
very
Marriage is the very thing for you Evlilik se
very
(sıfat) tam, bile, sırf, salt, mutlâk, çok, gerçek, aynı, özel
very
kati

This is the very proof of God's grace - Bu Tanrı'nın lütfunun kati kanıtıdır.

Leyla ve Sami çok korkunç bir katil çiftiydi. - Layla and Sami were a very gruesome couple of killers.

Seri katillerin çoğu, çocukluklarında şiddete maruz kalmışlardır, ama çocukluklarında şiddete maruz kalan çok az insan, sonradan seri katil olmuştur. - Most serial killers have experienced brutal childhoods, but very few people who experienced brutal childhoods later become serial killers.

very
{s} salt

O salt melodi bana gençliğimi hatırlattı. - That very tune reminded me of my adolescence.

very
{s} bile

Mayısta bile hava çok soğuk. - It's even very cold in May.

Mayısta bile burada hava çok soğuk olabilir. - It can be very cold here even in May.

very
hususi
very
çok, pek, gayet: very good çok iyi. very warm pek sıcak. He speaks English very well. İngilizceyi gayet iyi konuşuyor
Englisch - Englisch
possessing remarkable social acumen (also, all that and a bag of chips)

She's all that and a bag of chips; also as in the title of an American children's sketch comedy television program, made by Nickelodeon.

very

We do not have all that much time to finish.

everything that; special, extraordinary, superior (Slang)
all that

    Türkische aussprache

    ôl dhıt

    Aussprache

    /ˈôl ᴛʜət/ /ˈɔːl ðət/

    Etymologie

    [ 'ol ] (adjective.) before 12th century. Middle English all, al, from Old English eall; akin to Old High German all all.

    Videos

    ... line, we will show you all that in comparison to China ...
    ... So all that context that's in your life, all these different ...

    Wort des Tages

    teknonym
Favoriten