Life without humor would be unbearable. This applies to love as well.
- Mizah olmadan hayat çekilmez olurdu. Bu sevgi için de geçerlidir.
The older Mary gets, the more unbearable she becomes.
- Mary ne kadar yaşlanırsa o kadar çekilmez olur.
The bureaucracy was intolerable. I'm glad I left.
- Bürokrasi çekilmezdi. Terk ettiğime memnun oldum.
Your behavior is intolerable.
- Senin davranışın çekilmez.
She opened her purse and took out her chequebook.
- Cüzdanını açtı ve çek defterini çıkardı.
Tom wrote Mary's name as the cheque payee.
- Tom çek alacaklısı olarak Mary'nin adını yazdı.
When rain's fallen and the soil is moist, it becomes easier to pull out weeds.
- Yağmur yağarsa ve toprak nemli olursa, otları çekmek daha kolay olur.
I need a tool for pulling weeds in my garden.
- Benim bahçemdeki yabani otları çekmek için bir alete ihtiyacım var.
My jeans have shrunk.
- Kot pantolonum çekti.
Tom's new shirt shrunk when he washed it and now it doesn't fit.
- Tom yeni gömleğini yıkadığında çekti ve şimdi uymuyor.
Some people in the world suffer from hunger.
- Dünyada bazı insanlar, açlıktan çeker.
He used to suffer from severe nasal congestion.
- O şiddetli burun tıkanıklığından dolayı acı çekti.
The card you drew was a red, wasn't it?
- Çektiğin kart bir kırmızıydı, değil mi?
She drew her gun and said:
- Silahını çekti ve dedi :
Roll up your right sleeve.
- Sağ elbise kolunu yukarı çek.
I did not want to attract attention.
- Ben dikkat çekmek istemiyordum.
I find her appearance attractive.
- Onun görünümünü çekici bulurum.
Tom yanked Mary's hair.
- Tom, Mary'nin saçını çekti.
Tom gave the rope a yank.
- Tom halata ani bir çekiş verdi.
In that language, adjectives and nouns are inflected for gender.
- O dilde, sıfatlar ve isimler cinsiyete göre çekilir.
Prague is the capital of the Czech Republic.
- Çek cumhuriyetinin başkenti Prag'dır.
The professor teaches Czech.
- Öğretmen, Çekçe öğretiyor.
He opened a checking account with the bank.
- O, bankada bir çek hesabı açtı.
I'd like to pay by check.
- Çek ile ödeme yapmak istiyorum.
The music lured everyone.
- Müzik herkesin ilgisini çekti.
Layla lured Sami to her house.
- Leyla, Sami'yi evine çekti.