çekilmez

listen to the pronunciation of çekilmez
Türkçe - İngilizce
insufferable
unbearable

Life without humor would be unbearable. This applies to love as well. - Mizah olmadan hayat çekilmez olurdu. Bu sevgi için de geçerlidir.

The older Mary gets, the more unbearable she becomes. - Mary ne kadar yaşlanırsa o kadar çekilmez olur.

beyond endurance
unbearable, intolerable
unendurable
provoking
past endurance
beyond all bearing
intolerable

The bureaucracy was intolerable. I'm glad I left. - Bürokrasi çekilmezdi. Terk ettiğime memnun oldum.

Your behavior is intolerable. - Senin davranışın çekilmez.

unbearable, intolerable, insufferable
unacceptable
beyond bearing
impossible
insupportable
forbidding
indeclinable
çekilmez kadın
bag
çekilmez tip
shocker
çek
cheque

Tom wrote Mary's name as the cheque payee. - Tom çek alacaklısı olarak Mary'nin adını yazdı.

Someone stole my wallet. I no longer have a cheque book or a credit card. - Birisi benim cüzdanımı çaldı. Artık bir çek defterim ya da bir kredi kartım yok.

çek
drafting
çek
(Kanun) bill of exchange
çek
(Otomotiv) non-return valve
çek
draught
çek
(Ticaret) check cheque
çek
acquittance
çek
attract

I find her appearance attractive. - Onun görünümünü çekici bulurum.

Jon is far more attractive than Tom. - Jon, Tom'dan çok daha çekicidir.

çek
{f} hauling
çek
shrink back
çek
pop
çek
roll up

Roll up your right sleeve. - Sağ elbise kolunu yukarı çek.

çek
draw away
çek
{f} haul
çek
drew

Madonna's concert drew a large audience. - Madonna'nın konseri büyük bir dinleyici çekti.

She drew her gun and said: - Silahını çekti ve dedi :

çek
{f} shrinking
çek
{f} shrunk

My jeans have shrunk. - Kot pantolonum çekti.

Tom's new shirt shrunk when he washed it and now it doesn't fit. - Tom yeni gömleğini yıkadığında çekti ve şimdi uymuyor.

çek
pull on
çek
suffer from

Black Americans continued to suffer from racism. - Siyah Amerikalılar, ırkçılıktan dolayı acı çekmeye devam ettiler.

He used to suffer from severe nasal congestion. - O şiddetli burun tıkanıklığından dolayı acı çekti.

çek
pull

He pulled up the weed and threw it away. - O, otu çekti ve onu attı.

The two children pulled at the rope until it broke. - İki çocuk kopartıncaya kadar ipi çektiler.

çek
yank

Tom gave the rope a yank. - Tom halata ani bir çekiş verdi.

Stop yanking my hair, it hurts! - Saçımı çekmeyi durdur, acıyor!

çek
cheques
çek
of check
çek
inflect

In that language, adjectives and nouns are inflected for gender. - O dilde, sıfatlar ve isimler cinsiyete göre çekilir.

kahırı çekilmez
unbearable, insupportable, insufferable
Çek
{i} Czech

Prague is the capital of the Czech Republic. - Çek cumhuriyetinin başkenti Prag'dır.

The professor teaches Czech. - Öğretmen, Çekçe öğretiyor.

Çek
(a) Czech
Çek
czechoslovak
Çek
Czech, of the Czechs
çek
pull#on
çek
pullon
çek
{i} check

May I pay with a travelers' check? - Seyahat çekiyle ödeyebilir miyim?

I will pay for it by check. - Ben onu çek ile ödeyeceğim.

çek
cheque, check
çek
written order from one party directing a bank to pay a specified amount of money to another party
çek
rollup
çek
lure

Layla lured Sami to her house. - Leyla, Sami'yi evine çekti.

The music lured everyone. - Müzik herkesin ilgisini çekti.

çek
of the Czech Republic; of the former nation of Czechoslovakia
çek
native or resident of the Czech Republic; resident of the former nation of Czechoslovakia; check
çek
drawaway
Türkçe - Türkçe

çekilmez teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

ÇEK
(Osmanlı Dönemi) Çekoslovakya, Bohemya ahalisinden olan ve Çek'ce konuşan kavim ki, Osmanlı metinlerinde "çeh" diye geçer
Çek
Çek halkına özgü olan
Çek
Slavların batı kolundan olan bir ulus veya bu ulusun soyundan gelen kimse
çek
Bir kimsenin, bankadaki parasının dilediği kimseye ödenmesi için bankaya gönderdiği yazılı belge
çekilmez