bozunum

listen to the pronunciation of bozunum
Türkçe - İngilizce
distortion
(Fizik) disintegration
disturbance
deformation
(Biyokimya) decomposition
(Tıp) deformity
(Denizbilim) decay
desintegration
deformation, desintegration
deterioration
boz
{i} grizzle
boz
{s} gray

Don't eat me, gray wolf, I'll sing a song for you. - Bozkurt, beni yeme, senin için bir şarkı söylerim.

bozunum değişmezi
(Fizik) decay constant
bozunum çözümleyici
(Bilgisayar,Teknik) distortion analyzer
bozunum gerilimi
(Elektrik, Elektronik,Teknik) disintegration voltage
bozunum katsayısı
decay factor
bozunum sabiti
(Fizik,Teknik) disintegration constant
bozunum yan-yaşamı
(Fizik) period of decay
bozunum zinciri
(Çevre) decay chain
bozunum ürünü
(Fizik,Teknik) decay product
bozunum ısısı
(Çevre) decay product
boz
disrupted

My sleep cycle has been disrupted. - Benim uyku döngüm bozuldu?

At the meeting he monopolized the discussion and completely disrupted the proceeding. - Toplantıda o, tartışmayı tekeline aldı ve davayı tamamen bozdu.

boz
discomposed
geometrik bozunum
geometric distortion
plastik bozunum
plastic deformation
boz
disarrange
boz
{f} spoiled

When I opened the refrigerator, I noticed the meat had spoiled. - Buzdolabını açtığımda, etin bozulduğunu gördüm.

I haven't had anything to eat for three days other than a stale sandwich, a rotten apple, and some spoiled yogurt. - Üç gündür, bayat bir sandviç, çürük bir elma ve biraz bozuk yoğurt dışında hiçbir şey yemedim.

boz
deface
boz
{f} hashing
boz
{f} disrupting
boz
distort
boz
impair

He has some cognitive impairment. - Onun biraz bilişsel bozukluğu var.

Sami's vision was severely impaired. - Sami'nin görüşü ciddi şekilde bozulmuştu.

boz
grizzly

Layla thinks that a dingo is as big as a grizzly. - Leyla bir dingonun bir boz ayı kadar büyük olduğunu düşünüyor.

Tom was attacked by a grizzly bear. - Tom bir boz ayı tarafından saldırıya uğradı.

boz
annul
boz
discompose
boz
{f} spoilt
boz
check off
boz
{f} marred
boz
{f} corrupted

For some reason the message text was corrupted, so I restored it before reading. - Her nasılsa mesaj bozulmuş, bu yüzden okumadan önce düzelttik.

Voters must not be corrupted. - Seçmenler bozuk olmamalıdır.

boz
quash
boz
deprave
boz
{f} bungling
boz
{f} spoiling

I'm not spoiling their view. - Ben onların manzarasını bozmuyorum.

You're spoiling the mood. - Sen ruh halini bozuyorsun.

boz
bang up
boz
{f} blight
boz
mar

Tom was feeling down because Mary made fun of his hair style. - Tom'un morali bozuktu çünkü Mary onun saç sitiliyle dalga geçti.

Tom broke off his engagement to Mary. - Tom Mary ile nişanını bozdu.

boz
{f} spoil

When I opened the refrigerator, I noticed the meat had spoiled. - Buzdolabını açtığımda, etin bozulduğunu gördüm.

She has spoiled her work by being careless. - Dikkatsizliği ile işini bozdu.

boz
muck up
boz
{f} bungle
boz
{f} impaired

Sami's vision was severely impaired. - Sami'nin görüşü ciddi şekilde bozulmuştu.

boz
unmake
boz
infringe
boz
corrupt

For some reason the message text was corrupted, so I restored it before reading. - Her nasılsa mesaj bozulmuş, bu yüzden okumadan önce düzelttik.

Voters must not be corrupted. - Seçmenler bozuk olmamalıdır.

boz
{f} corrupting

These foreign words are corrupting our beautiful language. - Bu yabancı kelimeler güzel dilimizi bozuyor.

boz
addle
boz
make imperfect
boz
{f} depraved
boz
blemished
boz
{f} distorted
boz
dele
boz
deformed
boz
{s} grey
boz
dun
boz
earth-brown; brown; ash-gray; gray
boz
grey, gray; (toprak) uncultivated
boz
griseous
boz
muckup
boz
derange
boz
rumple
boz
deform
boz
defaced
boz
discomfit

Don't worry. Your joke did not really discomfit me. - Endişelenme. Şakan beni gerçekten bozmadı.

boz
rough, waste, uncultivated (land)
bozunum