ayrılmaz

listen to the pronunciation of ayrılmaz
Türkçe - İngilizce
{s} inseparable

Power and money are inseparable. - Güç ve para ayrılmaz.

He and I were inseparable friends during our time together in school. - O ve ben okulda birlikteki zamanımız boyunca ayrılmaz arkadaşlardık.

fast
indissoluble
integral

Improvisation is an integral part of jazz. - Doğaçlama cazın ayrılmaz bir parçasıdır.

Travel and public speaking are integral parts of Tom's job. - Seyahat ve toplum önünde konuşma, Tom'un işinin ayrılmaz parçalarıdır.

inherent
close-knit
{s} inextricable
ayır
break into
birbirinden ayrılmaz
indissociable
Ayır
allocate

Allocate a room for research purposes. - Araştırma amaçları için bir oda ayırın.

ayır
discriminate

Subtle differences in tone discriminate the original from the copy. - Tondaki ince farklar orijinali fotokopiden ayırt eder.

ayır
demarcate
ayır
{f} abstract
ayır
{f} allocated
ayır
{f} parted
ayır
{f} parting
ayır
{f} spare

Since there wasn't much time to spare, she took a taxi. - Ayıracak çok zamanı olmadığı için, taksiye bindi.

Tom has time to spare. - Tom'un ayıracak zamanı vardı.

ayır
disjoin
ayır
{f} separating

English is one language separating two nations. - İngilizce iki ulusu ayıran bir dildir.

Why is politics separating us, when we ourselves know who is good and who isn't? - Kimin iyi olduğunu ve kimin olmadığını biz kendimiz bildiğimizde politika neden bizi ayırıyor?

ayır
{f} separated

Tom separated the items into three piles. - Tom eşyaları üç kümeye ayırdı.

The mother separated the fighting children. - Anne dövüşen çocukları ayırdı.

ayır
{f} discriminating
ayır
{f} detached
ayır
{f} reserve

I reserved my hotel room three weeks in advance. - Otel odamı üç hafta önceden ayırttım.

I'd like to reserve a table for four at six. - Saat altıda dört kişilik bir masa ayırtmak istiyorum.

ayır
{f} abstracted
ayır
split into

Let's decide what needs to be decided, then let's split into two teams, OK? - Neye karar verilmesi gerektiğine karar verelim, sonra iki takıma ayıralım.

ayır
{f} earmark

They earmarked enough money for research work. - Araştırma çalışması için yeterli para ayırdılar.

ayır
break down into
ayır
segregate
ayır
set apart
ayır
allocate to
ayır
{f} disconnected

Dan disconnected Linda from her respirator. - Dan, Linda'yı solunum cihazından ayırdı.

ayır
sever from
ayır
spaced at
ayır
detach

I didn't detach them. - Ben onları ayırmadım.

ayır
{f} spaced
ayır
{f} isolated
ayır
{f} separate

We must separate politics from religion. - Siyaseti dinden ayırmalıyız.

You can't separate language from culture. - Dili kültürden ayıramazsınız.

ayır
differentiate

We must be able to differentiate between objects and situations. - Nesneler ve durumlar arasında ayırım yapabilmeliyiz.

ayır
{f} segregated
ayır
{f} resolving
ayır
{f} disconnecting

I'm not disconnecting their printers. - Onların yazıcılarını ayırmıyorum.

ayır
{f} reserved

We should have phoned ahead and reserved a table. - Önceden telefon etmeliydik ve bir masa ayırtmalıydık.

I reserved my hotel room three weeks in advance. - Otel odamı üç hafta önceden ayırttım.

ayır
cut into
ayır
{f} sparing

Would you mind sparing me thirty minutes of the day? - Bana günün otuz dakikasını ayırır mısın?

ayır
sever

I removed her number after severing our friendship. - Dostluğumuzu kestikten sonra onun numarasını ayırdım.

ayır
make disjoint
ayır
disconnect

Disconnect the power cable from the modem, wait for approximately one minute, then reconnect the cable. - Enerji kablosunu modemden ayır, yaklaşık bir dakika bekle, sonra kabloyu tekrar bağla.

I'm not disconnecting their printers. - Onların yazıcılarını ayırmıyorum.

ayır
isolate
ayır
make disconnected
ayır
{f} part

The seats were reserved for the party. - Parti için sandalyeler ayırtıldı.

These devices are distinguished by particularly high-quality workmanship. - Bu cihazlar özellikle yüksek kaliteli işçilikle ayırt edilir.

ayır
separate into
Et tırnaktan ayrılmaz
(Atasözü) Blood is thicker than water

Kan bağı herşeyden kuvvetlidir.

ayır
unstuck
ayır
distinguished

The original and the copy are easily distinguished since the one is much more vivid than the other. - Biri diğerinden çok daha canlı olduğundan, orijinal ve kopya kolayca ayırt edilirler.

The original and the copy are easily distinguished. - Orijinal ve kopya kolayca ayırt edilirler.

ayır
uncouple
ayır
zoning
ayır
unsphere
ayır
allocateto
ayır
sunder
ayır
disjoined
ayır
differentiated
ayır
disarticulate
ayır
splitinto
ayır
(Biyoloji) dissect

We dissected a frog to examine its internal organs. - Bir kurbağayı, iç organlarını incelemek için kesip parçalara ayırdık.

ayır
disengage
ayır
disengaged
ayır
seclude
ayır
separateinto
ayır
secluded
ayır
setapart
ayır
unstick
ayrılmaz