yumuşak

listen to the pronunciation of yumuşak
Türkçe - İngilizce
soft

Her voice was soft and beautiful. - Onun sesi yumuşak ve güzeldi.

Tadashi has a soft voice. - Tadashi yumuşak bir sese sahip.

mild

This year, the winter is mild, isn't it? It's very nice. - Bu yıl kış yumuşak, değil mi? Bu çok hoş.

Since the climate here is very mild, it seldom snows here even in the winter. - Buradaki iklim çok yumuşak olduğu için burada kışın bile nadiren kar yağar.

easygoing

Tom used to be easygoing. - Tom yumuşak başlıydı.

supple
smooth

The sea looks calm and smooth. - Deniz sakin ve yumuşak görünüyor.

I was easily taken in by his smooth talk. - Onun yumuşak konuşmasıyla kolaylıkla içeri alındım.

malleable

Aluminum is a malleable metal. - Alüminyum bir yumuşak metaldir.

gentle

She spoke to the children in a gentle voice. - Çocuklarla yumuşak bir sesle konuştu.

His voice was soft and gentle. - Onun sesi yumuşak ve kibardı.

benignant
floppy
limp
kid glove
spongy
lenient
pulpy
velvet

If you pick up the velvet, you can feel how soft it is. - Kadife'yi alırsanız, ne kadar yumuşak olduğunu hissedebilirsiniz.

yielding
bland
flaccid
ductile
mellow
tender

The turkey was tender and juicy. - Hindi yumuşak ve sulu.

With a slow movement of his hand, he pushed aside a lock of her hair. Then, tenderly and softly, he kissed her neck below the ear. - Yavaş bir el hareketiyle onun bir tutam saçını kenara itti. Sonra, şefkatle ve yumuşak bir şekilde kulağının alt tarafından boynunu öptü.

flabby
kindly

Our teacher is at once stern and kindly. - Bizim öğretmenimiz hem sert hem de yumuşak huyludur.

light
soft; tender; gentle; flexible; yielding; mellifluous, mellifluent; (hava) genial, balmy; (iklim) benign, mild
lax
effeminate
soft boiled
milky
genial
(Askeri) mild slope equation
flexible
touchiness
mellifluous
squishy
wooly
urbane
feathery
gummy

Children like gummy bears. - Çocuklar yumuşak ve yapışkan ayıları severler.

balmy

The weather was balmy. - Hava ılık ve yumuşaktı.

fluffy

The snow was soft and fluffy. - Kar yumuşak ve kabarıktı.

subdued
good-natured
creamy
low
pliable
mushy
softer

He never spoke of the softer passions, save with a gibe and a sneer. - Bir incitici söz ve bir küçümseme hariç, asla daha yumuşak tutkularla konuşmadı.

Would you mind speaking a little softer please? - Biraz daha yumuşak konuşur musunuz?

smoother
(Tıp) malacotic
squashy
quiet
nonviolent
pliant
{s} loose
placid
melting
honey
pulp
yumuşak başlı
docile
yumuşak bir biçimde
gently

She laid the child down gently. - O, çocuğu yumuşak bir biçimde yere yatırdı.

yumuşak başlı
meek
yumuşak başlı
compliant; tractable; mild; docile
yumuşak (iklim)
benign
Yumuşak huylu atın çiftesi pek yavuz olur
(Atasözü) Still waters run deep
yumuşak karın
Soft spot
yumuşak karın
Achilles heel
yumuşak ünsüz
soft consonant
yumuşak ağızlı
(equine) that takes a bit easily
yumuşak başlı
flexile
yumuşak başlı
kind
yumuşak başlı
amenable
yumuşak başlı
sweet
yumuşak başlı
blancmange
yumuşak başlı
pliant
yumuşak başlı
soft

Tom is getting soft in his old age. - Tom yaşlılığında yumuşak başlı oluyor.

yumuşak başlı
flexible
yumuşak başlı
toward
yumuşak başlı
good tempered
yumuşak başlı
dovelike
yumuşak başlı
compliant
yumuşak başlı
pliable
yumuşak başlı
docile, meek, tractable, bland, mild, amenable, compliant
yumuşak başlı
obedient
yumuşak başlılık
milkiness
yumuşak başlılık
mansuetude
yumuşak başlılık
docility
yumuşak başlılıkla
compliantly
yumuşak başlılıkla
amenably
yumuşak başlılıkla
acquiescently
yumuşak bir tonda çalmak
tootle
yumuşak damak
anat . soft palate
yumuşak damak
velum
yumuşak damakla ilgili
velar
yumuşak davranmak
handle with kid gloves
yumuşak demir göbek
soft iron core
yumuşak deri
soft leather
yumuşak huylu
sweet-tempered
yumuşak huylu
sweet natured
yumuşak huylu atın çiftesi pek olur
(Atasözü) When a mild-mannered person blows his stack, he blows it in a big way
yumuşak iniş
soft landing
yumuşak iniş yapmak
soft land
yumuşak kabuklu yumurta
wind egg
yumuşak kalpli
softhearted
yumuşak kereste
softwood
yumuşak kireç taşı
malm
yumuşak kopya
soft copy
yumuşak kırılma
ductile fracture
yumuşak lehim
soft solder
yumuşak lehimle tutturmak
soft solder
yumuşak metal
soft metal
yumuşak nokta
soft spot
yumuşak odak
soft focus
yumuşak para
(Hukuk) soft currency
yumuşak perma lütfen
a soft perm please
yumuşak renkli
low tone
yumuşak renkli tablo
low tone picture
yumuşak sektörlü
soft-sectored
yumuşak sesli
soft spoken
yumuşak su
soft water
yumuşak tavlama
soft annealing
yumuşak tuğla
soft brick
yumuşak yüzlü
(someone) who is too kind to refuse a request
yumuşak zemin
soft ground
yumuşak şeker
soft sugar
Rahat bir vicdan yumuşak bir yastığa benzer
(Atasözü) Good conscience is a soft pillow
beyaz ve yumuşak örtü
fleece
gevşek dokunmuş yumuşak kumaş
sponge cloth
kalın ve yumuşak biftek
porter house steak
kokulu bir tür yumuşak ağaç
camphorwood
sivri tepeli yumuşak kep
(Askeri) cap, peaked, soft
tahtası yumuşak ağaçlar
softwood
tüy gibi yumuşak
fluffy
tüyün yumuşak kısmı
vane
yeterince yumuşak
soft enough
ılımlı olarak yumuşak
semisoft
Türkçe - Türkçe
Avuçla sıkıldığında buruşmayan, sert karşıtı
Kolaylıkla bükülen, sert karşıtı
Dokununca hoş bir duygu uyandıran
Kolaylıkla işlenebilen
Kolaylıkla işlenebilen: "Uzun gagasını yumuşak topraklara sokar, otların kökündeki yaşlılığı emerek yaşarmış."- M. Ş. Esendal
Sessiz, hafif
Okşayıcı, tatlı, hoş
Okşayıcı, tatlı, hoş: "Gözleri yan aralık, kirpiklerinin arasından bana her zamanki yumuşak, tatlı, sonsuz şefkatiyle bakıyor."- Y. Z. Ortaç
Ilıman
Dokunulduğunda veya üzerine basıldığında çukurlaşan, eski biçimini kaybeden
Kolay çiğnenen, kolay kesilen
Sessiz, hafif: "Onun içinde mutlaka sönüp yanan gizli yumuşak ışıklarla fosforlu bir parıldayış vardır."- A. Ş. Hisar
Dokunulduğunda veya üzerine basıldığında çukurlaşan, eski biçimini kaybeden, katı karşıtı
Dokununca hoş bir duygu uyandıran: "... yumuşak lepiska saçlarına amiyane bir perişanlık gelmişti."- Y. K. Karaosmanoğlu
Kaba, hırçın, sert olmayan, kolay yola gelen, uysal
naim
(Osmanlı Dönemi) GAMÎN
(Osmanlı Dönemi) RAHS
nerm
(Osmanlı Dönemi) HABRENCE
(Osmanlı Dönemi) TENÜK
(Osmanlı Dönemi) GAYDAK
(Osmanlı Dönemi) MA'D
(Osmanlı Dönemi) REHAH
(Osmanlı Dönemi) DİMASE
(Osmanlı Dönemi) GALFAK
(Osmanlı Dönemi) EYKE
(Osmanlı Dönemi) FETAH
yumuşak ağızlı
Kolay gem alan (hayvan)
yumuşak başlı
Uysal, kolay yola gelen
yumuşak buğday
Kırma ve öğütmeye karşı direnci daha az olan, öğütüldüğünde genelde daha ince un meydana getiren ve tane kesiti unsu yapıda, beyaz renkte ve mat görünüşlü olan buğday
yumuşak damak
Damağın boğaza yakın bölümü
yumuşak iniş
Uzay araçlarında ve uçaklarda aracın ustalıkla, çarpmaksızın yere inişi
yumuşak su
Az kireçli su
yumuşak yüzlü
Kendisinden istenilen bir şeyi geri çevirmeyen, yüzü tutmayan
yumuşak yüzlülük
Yüzü tutmaz olma durumu
yumuşak ünsüz
Ciğerlerden gelen havanın ses yolundaki sivrilmiş ve gerilmiş kapalı bir engele çarpmasıyla oluşan, titreşimli ses veren (ünsüz), sürekli, tonlu, sedalı, örtümlü, titreşimli: b, c, d, g
başı yumuşak
Uysal, söz dinler (kimse)
yüzü yumuşak
Kendisinden istenilenleri geri çeviremeyen
İngilizce - Türkçe

yumuşak teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

yumuşak doku travması
(Tıp, İlaç) Soft tissue trauma
yumuşak