yağışlar

listen to the pronunciation of yağışlar
Türkçe - İngilizce
rainfall
yağ
oil

4. Heat the sesame oil in the wok and melt the butter. - 4. Susam yağını wokta ısıtın ve tereyağını eritin.

Give me the metal bucket with the oil in it. - Bana içinde yağ olan metal kovayı ver.

yağış
precipitation

There is a high chance of precipitation. - Yüksek yağış olasılığı var.

Tomorrow we expect variable weather with a likely chance of precipitation. - Yarın biz yağış ihtimali olan değişken bir hava bekliyoruz.

yağ
fat

Does your diet have too much fat? - Diyetin çok fazla yağlı mıdır?

I don't like a fat diet. - Yağlı bir diyeti sevmiyorum.

yağ
{i} grease

The machine was clogged with grease. - Makine, yağdan tıkanmış.

yağış
{i} fall
yağ
(Biyokimya) lipid
yağ
(Otomotiv,Teknik) lube oil
yağ
ointment
yağ
essential oil
yağ
flattery

Imitation is the sincerest form of flattery. - Taklit en samimi yağcılık biçimidir.

Flattery won't get you anything. - Yağcılık sana hiçbir şey getirmeyecek.

yağış
precipitate
yağış
rain fall
yağış
snow

It has finally stopped snowing and has warmed up. - Sonunda kar yağışı durdu ve hava ısındı.

It stopped snowing an hour ago. - Bir saat önce kar yağışı durdu.

yağış
snowing

Will it start snowing at noon or later? - Öğleyin mi yoksa daha sonra mı kar yağışı başlayacak?

It has finally stopped snowing and has warmed up. - Sonunda kar yağışı durdu ve hava ısındı.

yağış
hail
yağ
shortening
yağış
rainfall

The leaves are fresh after a rainfall. - Yapraklar yağıştan sonra taze.

The heavy rainfall has caused vegetable prices to rise daily for the last two months. - Şiddetli yağış son iki ayın günlük sebze fiyatlarının artmasına sebep oldu.

yağ
the fat
yağış
precipitations
yağ
tallow
yağ
auto. motor oil; lubricating grease
yağ
(cooking) oil; shortening; grease; fat; lard; butter; margarine, oleo, oleomargarine
yağ
oil; fat; grease; lubricant; ointment; mineral/vegetable oil; attar, essential oil; flattery, blarney
yağ
dripping
yağ
{i} slush
yağ
adipose
yağ
(Anatomi) adeps
yağ
oil; fat; grease; tallow; suet
yağış
downfall
yağış
fall, falling (of rain, snow etc.)
yağış
{i} rains

The roof leaks every time it rains. - Her yağmur yağışında çatı sızar.

They've had heavy rains for over a week. - Bir haftadan daha fazla bir süredir şiddetli yağışlar vardı.

yağış
raining, snowing; precipitation, rain(fall), snow(fall)
yağış
precipitation; rain
Türkçe - Türkçe

yağışlar teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

yağ
Birleşiminde stearik, oleik, palmitik asitlerle gliserin bulunan ve bunların oranlarına göre kıvamları değişen bitkisel veya hayvansal madde
yağ
Vücudun, atılması gereken amonyak, üre gibi bazı maddelerini içine alarak deriden sızan ve ter kokusunu veren madde
yağ
Birleşiminde stearik, oleik, palmitik asitlerle gliserin bulunan ve bunların oranlarına göre kıvamları değişen bitkisel veya hayvansal madde: "Yağ gelen yerden bal esirgenmez."- Atasözü
yağ
Vazelin, mazot gibi fizik nitelikleriyle yağları andıran ve sanayide kullanılan mineral madde: "Yağı tükenmiş motor gibi duraklamış, kalmıştı."- E. E. Talu
yağ
Güzel kokulu bitkilerden çıkarılan uçucu, kokulu ve sıvı madde
yağ
Vazelin, mazot gibi fizik nitelikleriyle yağları andıran ve sanayide kullanılan mineral madde
yağ
Itırlı bitkilerden çıkarılan uçucu, kokulu ve sıvı madde
yağış
Yağan yağmur veya kar miktarı
yağış
Havadaki su buğusunun yoğunlaşma sonunda sıvı veya katı durumda yere düşmesi
yağış
Yağmur

Şiddetli yağmur yüzünden baraj kapakları patladı. - Yoğun yağış sebebiyle baraj taştı.

yağışlar