yağışlar

listen to the pronunciation of yağışlar
Türkisch - Englisch
rainfall
yağ
oil

I bought a bottle of salad oil. - Bir şişe salata yağı aldım.

Oil and water don't blend. - Su ve yağ birbirine karışmaz.

yağış
precipitation

Tomorrow we expect variable weather with a likely chance of precipitation. - Yarın biz yağış ihtimali olan değişken bir hava bekliyoruz.

There is a high chance of precipitation. - Yüksek yağış olasılığı var.

yağ
fat

You had better cut out the fat. - Yağı kesip çıkarsan iyi olur.

This is a rather fatty cut of meat. - Bu oldukça yağlı bir et parçası.

yağ
{i} grease

The machine was clogged with grease. - Makine, yağdan tıkanmış.

yağış
{i} fall
yağ
(Biyokimya) lipid
yağ
(Otomotiv,Teknik) lube oil
yağ
ointment
yağ
essential oil
yağ
flattery

Imitation is the sincerest form of flattery. - Taklit en samimi yağcılık biçimidir.

Flattery won't get you anything. - Yağcılık sana hiçbir şey getirmeyecek.

yağış
precipitate
yağış
rain fall
yağış
snow

You can stay here till the snow stops. - Kar yağışı durana kadar, burada kalabilirsiniz.

It has finally stopped snowing and has warmed up. - Sonunda kar yağışı durdu ve hava ısındı.

yağış
snowing

It'll stop snowing sooner or later. - Er ya da geç kar yağışı duracak.

Will it start snowing at noon or later? - Öğleyin mi yoksa daha sonra mı kar yağışı başlayacak?

yağış
hail
yağ
shortening
yağış
rainfall

The town water supply was seriously obstructed by heavy rainfalls. - Kasaba su ikmali ağır yağışlar tarafından ciddi şekilde engellendi.

The heavy rainfall has caused vegetable prices to rise daily for the last two months. - Şiddetli yağış son iki ayın günlük sebze fiyatlarının artmasına sebep oldu.

yağ
the fat
yağış
precipitations
yağ
tallow
yağ
auto. motor oil; lubricating grease
yağ
(cooking) oil; shortening; grease; fat; lard; butter; margarine, oleo, oleomargarine
yağ
oil; fat; grease; lubricant; ointment; mineral/vegetable oil; attar, essential oil; flattery, blarney
yağ
dripping
yağ
{i} slush
yağ
adipose
yağ
(Anatomi) adeps
yağ
oil; fat; grease; tallow; suet
yağış
downfall
yağış
fall, falling (of rain, snow etc.)
yağış
{i} rains

We had flooding because of last week's heavy rains. - Geçen haftanın sağanak yağışları nedeniyle su baskınımız vardı.

After the heavy rains, the river overflowed its banks. - Sağanak yağışlardan sonra nehir yatağından taştı.

yağış
raining, snowing; precipitation, rain(fall), snow(fall)
yağış
precipitation; rain
Türkisch - Türkisch

Definition von yağışlar im Türkisch Türkisch wörterbuch

yağ
Birleşiminde stearik, oleik, palmitik asitlerle gliserin bulunan ve bunların oranlarına göre kıvamları değişen bitkisel veya hayvansal madde
yağ
Vücudun, atılması gereken amonyak, üre gibi bazı maddelerini içine alarak deriden sızan ve ter kokusunu veren madde
yağ
Birleşiminde stearik, oleik, palmitik asitlerle gliserin bulunan ve bunların oranlarına göre kıvamları değişen bitkisel veya hayvansal madde: "Yağ gelen yerden bal esirgenmez."- Atasözü
yağ
Vazelin, mazot gibi fizik nitelikleriyle yağları andıran ve sanayide kullanılan mineral madde: "Yağı tükenmiş motor gibi duraklamış, kalmıştı."- E. E. Talu
yağ
Güzel kokulu bitkilerden çıkarılan uçucu, kokulu ve sıvı madde
yağ
Vazelin, mazot gibi fizik nitelikleriyle yağları andıran ve sanayide kullanılan mineral madde
yağ
Itırlı bitkilerden çıkarılan uçucu, kokulu ve sıvı madde
yağış
Yağan yağmur veya kar miktarı
yağış
Havadaki su buğusunun yoğunlaşma sonunda sıvı veya katı durumda yere düşmesi
yağış
Yağmur

Şiddetli yağmur yüzünden baraj kapakları patladı. - Yoğun yağış sebebiyle baraj taştı.

yağışlar
Favoriten