tutuş

listen to the pronunciation of tutuş
Türkçe - İngilizce
take
grip
entire
{i} hold

We were just holding hands. - Sadece el ele tutuşuyorduk.

Tom saw Mary and John holding hands. - Tom, Mary ve John'un el tutuştuğunu gördü.

catch fire

Wooden houses catch fire easily. - Ahşap evler kolayca tutuşurlar.

take&advantage&of
tut
held

The picture was held on by a pin. - Resim bir iğne ile tutturuldu.

They held her in high esteem as their benefactor. - Onlar, hayırseverleri olarak onu yüksek itibarda tuttu.

tut
{f} fix

They fixed the sign to the wall. - Onlar tabelayı duvara tutturdular.

tut
cost

How much will it cost you to go by air? - Hava yoluyla gitmen ne kadar tutar?

How much does a beer cost? - Bir bira ne kadar tutar?

tut
{f} retained
tut
{f} seizing
tut
held back

The police held back the protesters. - Polis protestocuları geri tuttu.

The police held back the crowd. - Polisler kalabalığı geride tuttu.

tut
held down
tut
hold back

Tom couldn't hold back his tears. - Tom gözyaşlarını tutamadı.

Tom couldn't hold back his anger. - Tom öfkesini tutamadı.

tut
withhold
tut
{f} holding

You're holding my hand in the photo. - Fotoğrafta elimi tutuyorsun.

To put it bluntly, the reason this team won't win is because you're holding them back. - Açık söylemek gerekirse, bu takımın kazanamayacak olmasının sebebi onları geride tutmanızdır.

tut
hold down

Tom can't hold down a job. He's always getting fired. - Tom bir mesleği tutamaz. O her zaman kovuluyor.

tut
maintain at
tut
get hold of

Sami tried to get hold of his brother. - Sami erkek kardeşini tutmaya çalıştı.

Where can I get hold of a good tax lawyer? - Nerede iyi bir vergi avukatı tutabilirim?

tut
choke back
tut
got hold of
tut
{f} restrained

I barely restrained myself from vomiting. - Kusmamak için kendimi zar zor tuttum.

tut
{f} sustaining
tut
retain

We had to retain a lawyer. - Biz bir avukat tutmak zorunda kaldık.

tut
{f} hold

Hold your tongue, or you'll be killed. - Dilini tut, yoksa öldürüleceksin.

You're holding my hand in the photo. - Fotoğrafta elimi tutuyorsun.

tut
{f} withholding
tut
{f} withheld
tut
restrain

I barely restrained myself from vomiting. - Kusmamak için kendimi zar zor tuttum.

He could no longer restrain himself. - O artık kendini tutamadı.

tut
helddown
tut
chokeback
tut
support

Reason promises us its support, but it does not always keep its promise. - Sebep bize destek sözü verir ancak her zaman sözünü tutmaz.

tut
heldback
yüksek tutuş
(Askeri) high port
İngilizce - İngilizce

tutuş teriminin İngilizce İngilizce sözlükte anlamı

tut
A tutorial
tut
To make a tut tut sound of disapproval
tut
{e} expressing dislike
tut
See tut tut
tut
Be still; hush; an exclamation used for checking or rebuking
tut
A word used in Lincolnshire for a phantom, as the Spittal Hill Tut Tom Tut will get you is a threat to frighten children Tut-gotten is panic-struck Our tush is derived from the word tut
tut
If you tut, you make a sound with your tongue touching the top of your mouth when you want to indicate disapproval, annoyance, or sympathy. He tutted and shook his head. tut-'tut tutted tutting to express disapproval by making a tut sound
tut
Tut is used in writing to represent the sound that you make with your tongue touching the top of your mouth when you want to indicate disapproval, annoyance, or sympathy
tut
Society Alt Ntul
tut
A hassock
tut
An imperial ensign consisting of a golden globe with a cross on it
Türkçe - Türkçe
Tutmak işi veya biçimi
TUT
(Osmanlı Dönemi) f. Dut
tut
Eski Mısır'da kullanılan Kıpti takviminin ilk ayı
İngilizce - Türkçe

tutuş teriminin İngilizce Türkçe sözlükte anlamı

tut
hay aksi!
tut
tüh!
Udu tutuş, Sağ el ( mızrap ) Açık teller
(Muzik) Udu tutuş, Sağ el ( mızrap ) Açık teller
tut
vah!
tut
cik cik
tut
tut! Vah
tut
{ü} Tut, tut! Bir şeyin onaylanmadığını vurgulamak için söylenir: Tut, tut, you shouldn't be reading other people's mail! A, başkalarının
tut
Sus! Adam sen de! Tut
tutuş