to her

listen to the pronunciation of to her
İngilizce - Türkçe
ona
ona

Banka ona 500 dolar ödünç verdi. - The bank loaned her 500 dollars.

Ona kendi odamı gösterdim. - I showed her my room.

to them
onlara

Tom romanı onlara önerdi. - Tom recommended the novel to them.

O, onlara karşı çok nazikti. - He was very kind to them.

her
o
her
onun

Onun ailesi ile ilgili hiçbir şey bilmiyorum. - I don't know anything about her family.

Onun görünümünü çekici bulurum. - I find her appearance attractive.

her
kendine

O, sırrı kendine sakladı. - She kept the secret to herself.

O kendi kendine mırıldanıyor. - She is muttering to herself.

her
onu

Onu Kaliforniya'ya gönderiyorum. - I'm sending her to California.

Onu sevip sevmediğini bilmiyorum. - I don't know whether you like her or not.

her
dişil onun
her
{z} dişil onu; ona; ondan; onun: He loves her. Onu seviyor. He looked at her. Ona baktı. They hated her. Ondan nefret ettiler. It pleased
her
kendisi

Kendisine HAYIR dedi. Yüksek sesle EVET dedi. - She said NO to herself. She said YES aloud.

Kendisini ateşle ısıttı. - She warmed herself by the fire.

her
ondan

Seni ondan daha çok seviyorum. - I love you more than her.

Siz ondan daha uzun boylusunuz. - You are taller than her.

her
dişil onu
to me
bana göre

Sen bana göre her şeysin. - You are everything to me.

Bana göre bir anlamı yok. - It doesn't make sense to me.

to you
sana

Bu kitap sana epey faydalı olabilir. - This book may well be useful to you.

Bir kuş olsam, sana uçabilirim. - If I were a bird, I would have been able to fly to you.

to us
bize

Niçin geç kaldığını bize açıklamasını talep ettik. - We demanded that he explain to us why he was late.

Tom bize yazacağını söyledi. - Tom said he would write to us.

her
kendi

Kendisine HAYIR dedi. Yüksek sesle EVET dedi. - She said NO to herself. She said YES aloud.

Bu, onun kendi çizimi olan bir resimdir. - This is a picture of her own painting.

to it
ona
to somebody
birini

Birlikte çalıştığım birinin yanında yaşıyorsun - You live next to somebody I work with.

to somebody
birine

Bunu başka birine söyle. - Tell it to somebody else.

Çek birine para ödeme yöntemidir. - A check is a method of paying money to somebody.

to someone
birini

Tom tanımadığı birinin yanında oturdu. - Tom sat down next to someone he didn't know.

to you
size

Ben size yazabildiğim kadar kısa sürede yazacağım. - I will write to you as soon as I can.

Üzgünüm size yazmam uzun sürdü. - Sorry it took me so long to write to you.

her
(dişil) onu
to someone
birine

Yara izini herhangi birine hiç gösterdin mi? - Have you ever shown your scar to someone?

Amerika Birleşik Devletlerinde, hapşırdıklarında birine çok yaşa deriz. - In the U.S., we say bless you to someone when they sneeze.

Toher
İrlandalı Çingene
to it
o
to me
bendene
to this
Bunun

Bununla ilgili olarak, ben suçlu değilim. - In relation to this, I am to blame.

Tom hâlâ hayatta olsaydı bugün nasıl görünürdü?Aşağıdaki fotograf kullanımı, bunun bir cevabını bulmaya çalışıyor. - How would Tom look today if he were still alive? The following photomanipulation attempts to find an answer to this.

to you
senine
to you
sizlerin
to your
için
to him
ona

Ona söyleyecek hiçbir şeyim yok. - I've got nothing to say to him.

Siz de ona önceden söyleyebilirsiniz. - You may as well say it to him in advance.

to someone
hatır için as a favor
to this
buna

O elbiseyi buna tercih ederim. - I prefer that dress to this one.

Buna asla alışmayacağım. - I'll never get used to this.

Türkçe - Türkçe
(Osmanlı Dönemi) f. Bütün, hep, tamamen
Tekil isimlere tamlayan görevinde getirilerek birer birer olarak, "...-in hepsi" anlamını verir: "Bir hafta, her gece çalışmak suretiyle hikâyesini bitirdi."- H. E. Adıvar
Tekil isimlere tamlayan görevinde getirilerek birer birer olarak, "...-in hepsi" anlamını verir
İngilizce - İngilizce
The form of she used after a preposition or as the object of a verb; that woman, that ship, etc

The lady with the green feathers in her hat. A big Gainsborough hat. I am quite sure it was Miss Hartuff..

Belonging to her

This is her book.

High Efficiency Red
adv: here 32
The hard error rate is the frequency of errors caused by permanent physical defect in the memory system The hard error rate is usually much lower than the soft error rate
Sah'english | adronato
her WEAK STRONG Her is a third person singular pronoun. Her is used as the object of a verb or a preposition. Her is also a possessive determiner
You use her to refer to a woman, girl, or female animal. I went in the room and told her I had something to say to her I really thought I'd lost her. Everybody kept asking me, `Have you found your cat?' Her is also a possessive determiner. Liz travelled round the world for a year with her boyfriend James
pron. specific female; possessive form of she
Of them; their
{p} belonging to a female or woman
To it
thereto
To that
thereto
her
Her is sometimes used to refer to a country or nation. Her is also a possessive determiner. Our reporter looks at reactions to Britain's apparently deep-rooted distrust of her EU partner
her
adj [{referring to something that belongs to a female} (This is ~ book )] punya dia (dia) 2 pron [{object pron referring to a female} (Please give ~ this letter )] dia
her
Herpa 1: 43 resin Germany
her
In written English, her is sometimes used to refer to a person without saying whether that person is a man or a woman. Some people dislike this use and prefer to use `him or her' or `them'. Talk to your baby, play games, and show her how much you enjoy her company. Her is also a possessive determiner. The non-drinking, non smoking model should do nothing to risk her reputation
her
The form of the objective and the possessive case of the personal pronoun she; as, I saw her with her purse out
her
le
to it
to that; "with all the appurtenances fitting thereto"
to this
hereto
Türkçe - İngilizce
every

Don't worry, everything will be OK. - Üzülmeyin, her şey düzelecek.

She goes running every morning. - O her sabah koşmaya gider.

any

His daughter is eager to go with him anywhere. - Kızı onunla her yere gitmeye hevesli.

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

(Askeri) each

Each person paid one thousand dollars. - Her biri bin dolar ödedi.

How many times does the bus run each day? - Otobüs her gün kaç kez çalışır?

all

Open an image and select an image layout. Click Open for opening an image. Click Quit for quitting the program. Image Layout feature allows you to view in any layout. - Bir resim açın ve bir resim düzeni seçin. Bir resim açmak için Aça tıklatın. Programdan çıkmak için Çıkışı tıklatın. Resim Düzeni özelliği herhangi bir düzende göstermenize olanak tanır.

Bill is honest all the time. - Bill her zaman dürüsttür.

pan

Tom came into the living room, not wearing any pants. - Tom herhangi bir pantolon giymeden oturma odasına girdi.

Above all, don't panic! - Her şeyden önce, panik yok!

omni

Tom is omnilingual. He can speak every language on Earth. - Tom omnilingualdir. O, Dünya'daki her dili konuşabilir.

Only God can safely be omnipotent. - Sadece Tanrı güvenle her şeye gücü yeter olabilir.

ladyship
per

Each person paid one thousand dollars. - Her biri bin dolar ödedi.

Everyone has the right to rest and leisure, including reasonable limitation of working hours and periodic holidays with pay. - Her şahsın dinlenmeye, eğlenmeye, bilhassa çalışma müddetinin makul surette sınırlandırılmasına ve muayyen devrelerde ücretli tatillere hakkı vardır.

every single

I think about that every single day. - Her gün onu düşünürüm.

Every single word you say is a lie. - Söylediğin her söz bir yalan.

soever
(Bilgisayar) recur every
(Bilgisayar) refresh every
(Bilgisayar) for all

The law is equal for all. - Kanun herkes için aynıdır.

For all his genius, he is as unknown as ever. - Bütün dehasına rağmen, o her zaman olduğu kadar bilinmiyor.

(Bilgisayar) start every
either

Do you know either of the two girls? - İki kızın her birini tanıyor musun?

Either way will lead you to the station. - Her iki yol da seni istasyona götürecektir.

whatever

I'll do whatever you want me to do. - Ben senin yapmamı istediğin her şeyi yapacağım.

Whatever has a beginning also has an end. - Her yokuşun bir de inişi vardır.

whoever

Whoever finds the bag must bring it here. - Her kim çantayı bulursa onu buraya getirmelidir.

Sam helps whoever asks him to. - Sam yardım isteyen herkese yardım eder.

every; each
to her

    Türkçe nasıl söylenir

    tı hır

    Telaffuz

    /tə hər/ /tə hɜr/

    Videolar

    ... >>Marissa Mayer: At Google, we've seen Gaga build her ...
    ... So Kris changed her diet. ...