takılmak

listen to the pronunciation of takılmak
Türkçe - İngilizce
be attached
haunt
guy

Tom is exactly the sort of guy Mary wants to hang out with. - Tom tam olarak Mary'nin takılmak istediği adam türü.

Don't you guys hang out? - Siz çocuklar takılmak istemez misiniz?

rot
josh
kid
jam
(makine) seize
to be delayed in, get hung up in (a place). takılıp kalmak
lark

Don't come to school to lark around. - Takılmak için okula gelme.

sport
to get stuck on, get hung up on, get snagged on (a problem)
catch
stick around

Tom didn't want to stick around. - Tom takılmak istemiyordu.

Tom wanted to stick around to see what would happen. Unfortunately, he had to leave. - Tom ne olacağını görmek için takılmak istiyordu. Ne yazık ki, gitmek zorunda kaldı.

chaff
be affixed
to be stopped by (someone) for a friendly chat, be waylaid by (someone)
snag
to tease, kid (in a good-natured way)
(for one's eyes, one's mind) to remain fixed on
to be attached, to be fastened; to get caught, to catch; to banter, to chaff, to josh, to tease, to jest, to joke, to kid; to hang out, to frequent, to haunt; to go round with sb, to go about with sb, to hobnob, to consort (with sb); to dabble (at/in sth)
chip
to be attached to, be fastened to, be affixed to, be put on; to be pinned to; to be hung on
tease
stick

Tom wants to stick around. - Tom takılmak istiyor.

I'd like to stick around a little longer to see what happens. - Ne olduğunu görmek için biraz daha takılmak istiyorum.

to remain hung up on, remain stuck on
lark around

Don't come to school to lark around. - Takılmak için okula gelme.

rib
lark about
jam in
seize up
impose oneself on
banter
to be delayed in (a place) for a considerable length of time
hang out

Tom doesn't like to hang out with people who smoke. - Tom sigara içen insanlarla takılmaktan hoşlanmaz.

Who's your favorite person to hang out with? - Takılmak için favori kişin kim?

lock
hook
lock on
rally
to be waylaid by (someone) for a considerable length of time
jolly
(Dilbilim) attach oneself to
go round with
hobnob
wedge
crack a joke
lodge
attached
put in
frequent
jest
consort
trip
joke
run around
dabble
tag

Tom probably won't want to tag along. - Tom muhtemelen peşine takılmak istemeyecek.

go around with
razz
rag
seize
pull smb.'s leg
hook up with
ayağı takılmak
stumble
kafasına takılmak
prepossess
takıl
lodge
ayağı takılmak
trip
takılma
kidding
takılma
trip
takılma
badinage
takılma
raillery
takılma
banter
gümrüğe takılmak
Be stucked at the customs
aklına takılmak
to obsess
arkasına düşmek/ takılmak
1. to follow up (a matter). 2. to follow (someone)
birlikte takılmak
hobnob
birlikte takılmak
keep company with
birlikte takılmak
hang together
boğazına takılmak
stick in one's throat
entel takılmak
1. to associate with intellectuals, hang out with intellectuals. 2. to try to act like an intellectual
entel takılmak
associate with intellectuals
gönülü ilişmek/takılmak
to be attracted by
kafasına takılmak
prey on
kafasına takılmak
to obsess
kafasına takılmak
fester
peşine takılmak
to tail after, to tag along
peşine takılmak
follow about
peşine takılmak
tail
peşine takılmak
to follow along after (someone), follow (someone) around
takıl
twit
takıl
chaff
takıl
ribbing
takılma
being attached
takılma
twit
takılma
{i} Josh
takılma
persiflage
takılma
hesitation
takılma
teasing

Stop teasing your sister! - Kız kardeşine takılmayı kes!

Tom likes teasing Mary. - Tom Mary'ye takılmayı seviyor.

takılma
put on
takılma
{i} quiz
takılma
lark

Don't come to school to lark around. - Takılmak için okula gelme.

zihini takılmak
to be unable to put (something) out of (one's) mind
zihinine takılmak
for a thought to keep recurring to (one)
Türkçe - Türkçe
Karşı cins ile ilişki kurmayı veya arkadaş olmayı istemek
Denge bozulacak bir biçimde bir yere ilişip aksaklık ortaya çıkmak: "Önünü çok iyi göremeyen hayvanın ayağı bir taşa takıldı."- O. C. Kaygılı
Bir yere ilişip veya dokunup kalmak: "İğne bir müddetten beri plağın bozuk yerine takılmış, ha babam ha, bir melodiyi tekrar edip duruyordu."- H. Taner
Kızdırmak, üzmek, şaşırtmak amacıyla şaka yollu konuşmak
Kızdırmak, üzmek, şaşırtmak amacıyla şaka yollu konuşmak: "İstasyon memuru onun şehre seyrek indiğini bildiğinden her seferinde takılır."- H. Taner
Denge bozulacak bir biçimde bir yere ilişip aksaklık ortaya çıkmak
Bir yere ilişip veya dokunup kalmak
Takmak işi yapılmak
Takma işi yapılmak: "Kendisine bu ad takılmış, takıldığı gibi de kalmıştır."- M. Ş. Esendal
Olumsuz veya aksayan, eksik bir yanını görerek üstünde durmak: "Bu soru kafasına takıldıkça gülüşü mide spazmı geçirir gibi oluyordu."- T. Buğra
Olumsuz veya aksayan, eksik bir yanını görerek üstünde durmak
TAKILMA
Takılmak işi: "Kuru gevezeliği aşmayan türden takılmalar ile uzayıp giden komediler..."- N. Cumalı
takılma
Takılmak işi
takılmak