savunmak

listen to the pronunciation of savunmak
Türkçe - İngilizce
defend

The natives have to defend their land against invaders. - Yerliler topraklarını istilacılara karşı savunmak zorundalar.

You have to defend yourself. - Kendini savunmak zorundasın.

advocate
argue
support
maintain
(Politika, Siyaset) advocate to
take up cudgels for
buffering
argue for something
peaceful
argue that
stand somebody up for
hold
justify
protect
to defend

It is more difficult to defend oneself than to defend someone else. Those who doubt it may look at lawyers. - Kendini savunmak başka birini savunmaktan daha zordur. Şüphe edenler avukatlarına bakabilirler.

The natives have to defend their land against invaders. - Yerliler topraklarını istilacılara karşı savunmak zorundalar.

to defend; to advocate, to champion, to maintain, to stand sb up for sb/sth
line up with
declare oneself
argue for smth
fight
fence
stick up for
(hak) assert
plead

The man pleaded self-defence. - Adam kendini savunmak için yalvardı.

vindicate

Sami wanted to vindicate himself. - Sami kendini savunmak istiyordu.

stand up
champion
stand up for
argue for
assert
savunma
{i} defense

The Germans had strong defenses. - Almanların güçlü savunmaları vardı.

He did not want such a defense. - O, böyle bir savunma istemedi.

savunma
plea

The defense attorney was pleased by the verdict. - Savunma avukatı karardan memnundu.

The man pleaded self-defence. - Adam kendini savunmak için yalvardı.

savunma
{i} defence

He practised the natural defence style. - O doğal savunma stili egzersizi yaptı.

Ignorance of the law is not accepted as a defence. - Yasayı bilmemek bir savunma gerekçesi olarak kabul edilmez.

savunma
defending

She's not here for the purpose of defending herself against these accusations. - O bu suçlamalara karşı kendini savunmak amacıyla burada değil.

The most perfidious way of harming a cause consists of defending it deliberately with faulty arguments. - Bir sebebe zarar vermenin en haince yolu kasten yanlış görüşleri savunmaktan oluşur.

savunma
justification
savun
{f} advocate

He advocated abolishing class distinctions. - O, sınıf ayrımlarının ortadan kaldırılmasını savundu.

He advocates reform in university education. - Üniversite eğitiminde reformu savunuyor.

savunma
apology
rakip oyuncuyu savunmak
(Spor) covering a man
savunma
self-defense

Tom told the police that he shot Mary in self-defense. - Tom polise Mary'yi kendini savunma amacıyla vurduğunu söyledi.

You should learn self-defense. - Kendini savunmayı öğrenmelisin.

savunma
self-defence

The man pleaded self-defence. - Adam kendini savunmak için yalvardı.

Dan claimed that he acted in self-defence. - Dan kendini savunmak için hareket ettiğini iddia etti.

savunma
advocating
savunma
maintenance
savunma
defenses

Our army broke through the enemy defenses. - Ordumuz düşman savunmasını yardı geçti.

The Germans had strong defenses. - Almanların güçlü savunmaları vardı.

savunma
(Politika, Siyaset) protection
savun
argue for
savun
stick up for

I will never forgive you because you did not stick up for me at the meeting. - Beni toplantıda savunmadığın için seni asla affetmeyeceğim.

savun
defend

They defended their country against the invaders. - Onlar istilacılara karşı ülkelerini savundular.

I disapprove of what you say, but I will defend to the death your right to say it. - Ben söylediğini doğru bulmuyorum fakat onu söyleme hakkını ölünceye kadar savunacağım.

savun
{f} defending

I was defending myself. - Kendimi savunuyordum.

Tom was green behind the ears when it came to defending himself in court. - Tom, mahkemede kendini savunma konusunda daha çok toydu.

savunma
advocacy
savunma
apologia
savunma
pleading
savunma
fullback
savunma
defence of
savunma
in defence
savunma
{i} argument

The most perfidious way of harming a cause consists of defending it deliberately with faulty arguments. - Bir sebebe zarar vermenin en haince yolu kasten yanlış görüşleri savunmaktan oluşur.

This data is immaterial to the argument. - Bu bilgi savunma için önemsizdir.

savunma
the defence
savunma
in defense

They fought in defense of their country. - Ülkelerinin savunmasında savaştılar.

barikat kurarak savunmak
barricade
fikir savunmak
defend opinion
kendini iyi savunmak
keep one's end up
kendini savunmak
speak for oneself
mahkemede savunmak
hold a brief for smb
savunma
self defense

She allegedly killed him in self defense. - İddialara göre o onu kendini savunmak için öldürdü.

savunma
self defence
savunma
rampart
savunma
defence [Brit.]
savunma
speech
savunma
defense, defending
savunma
defence, defense; plea
savunma
(Hukuk) protection, shielding
savunma
pleadings
savunma
self defence [Brit.]
savunma
vindication
savunma
defensive

Tom was very defensive. - Tom çok savunmacıydı.

Why is Tom being so defensive? - Tom neden bu kadar savunmacı oluyor?

savunma
hearing
tekrar savunmak
reassert
Türkçe - Türkçe
Hareket veya düşünceyi doğru, haklı göstermeye çalışmak
Kendi kalesini korumak için oyun süresince bir takım çaba göstermek
Herhangi bir saldırıya karşı koymak, saldırıya karşı korumak, müdafaa etmek
Bir kişiyi desteklemek, ona arka çıkmak
Futbolda kendi kalesini korumak için oyun süresince bir takım çaba göstermek
Söz veya yazı ile hareket veya düşünceyi doğru, haklı göstermeye çalışmak
Yapılan bir suçlamaya veya ithama karşı kendi haklı gösterecek sebepler ileri sürmek
Savunma
defans
Savunma
müdafaaname
Savunma
savunu
savunma
Bir kişi veya düşünceyi doğru, haklı göstermeyi amaçlayan yazı veya konuşma, savunu, müdafaaname
savunma
Saldırıya karşı koyma, müdafaa
savunma
Kendi kalesini korumak için oyun süresince bir takımın gösterdiği çaba, defans
savunma
Futbolda kendi kalesini korumak için oyun süresince bir takımın gösterdiği çaba, defans
savunma
Saldırıya karşı koyma, müdafaa: "Mustafa Kemal'in orada seçtiği savunma hattı, Millî Misak'taki Türkiye sınırı idi."- F. R. Atay
savunma
(Osmanlı Dönemi) müdâfaa
savunmak