okuma

listen to the pronunciation of okuma
Türkçe - İngilizce
reading

I like reading American novels. - Amerikan romanları okumayı severim.

Students should develop their reading skills. - Öğrenciler, okuma yeteneklerini geliştirmeliler.

(dikkatle) perusal
(Bilgisayar) not read

I've not read today's paper yet. - Ben henüz bugünkü gazeteyi okumadım.

You had better not read this book. - Bu kitabı okumasan iyi olur.

readout
read

I have never read that book. - O kitabı hiç okumadım.

My father told me not to read a book in my bed. - Babam yatakta kitap okumamamı söyledi.

study

What do you want to study at college? - Üniversitede ne okumak istiyorsun?

I made a decision to study abroad. - Yurtdışında okumaya karar verdim.

reads

Tom reads nothing but fiction. - Tom kurgudan başka bir şey okumaz.

Tom never reads the newspaper. - Tom asla gazete okumaz.

{i} perusal
okumak
read

It took me three days to read through this book. - Bu kitabı okumak üç günümü aldı.

This story is short enough to read in one lesson. - Bu hikaye bir derste okumak için yeterince kısa.

okuma yazma bilmeyen
illiterate

Almost 60% of illiterate youth are female. - Okuma yazma bilmeyen gençlerin neredeyse % 60'ı kadındır.

Tom isn't illiterate. - Tom okuma yazma bilmeyen değil.

okuma becerisi
reading skill
okuma denetimi
(Bilgisayar) read control
okuma değeri
reading
okuma güçlüğü
reading disability
okuma güçlüğü
(Dilbilim) dyslexia
okuma hatası
(Bilgisayar) read fault error
okuma hatası
(Bilgisayar) read error
okuma hatası
(Bilgisayar) read failure
okuma hızı
(Bilgisayar,Teknik) reading rate
okuma hızı
(Bilgisayar,Teknik) read rate
okuma kafası
(Bilgisayar) replay head
okuma kafası
(Bilgisayar,Teknik) reading head
okuma kitabı
textbook
okuma lambası
reading light
okuma oranı
(Bilgisayar,Teknik) read rate
okuma parçası
reading
okuma parçası
(Eğitim) reading text
okuma salonu
reading hall
okuma sistemi
(Spor) reading system
okuma süresi
(Askeri,Bilgisayar) read time
okuma yöntemi
(Dilbilim) reading method
okuma öğretimi
(Dilbilim) teaching reading
okuma/yazma
(Bilgisayar) write/read
okuma/yazma
(Bilgisayar) read/write
okuma saati
reading time
okuma yazma bilmeme
illiteracy
okuma yazma oranı
Literacy rate

It can be hard to find skilled employers in southeast of Turkey where the literacy rate is low.

okuma aralığı
reading interval
okuma aralığı
reading range
okuma bilmeyen
nonreader
okuma bozukluğu
reading disorder
okuma doğruluğu
accuracy of reading
okuma gözlükleri
reading glasses
okuma hızı
read rate, reading rate
okuma istasyonu
reading station
okuma kafası
reading head; replay head
okuma kalemi
wand
okuma kalemi
wand reader
okuma kalemi
(Bilgisayar) reader wand
okuma kitabı
primer, reader (book used to teach someone to read)
okuma kitabı
reader
okuma körlüğü
(Tıp) word blindness
okuma körlüğü
(Tıp) alexia
okuma materyali
(Eğitim) reading material
okuma odası
lecture room
okuma odası
reading room
okuma oluşturma
(Bilgisayar) read create
okuma oranı
reading rate, read rate
okuma oyunu
(Tiyatro) closet drama
okuma parçaları derlemesi
chrestomathy
okuma pozisyonu
reading position
okuma provası
(Tiyatro) reading rehearsal
okuma ritmi
(Dilbilim) reading rhythm
okuma salonu
reading room

The Geneva University Library has a good reading room. - Cenevre Üniversitesi Kütüphanesi'nin iyi bir okuma salonu vardır.

okuma sayımı
(Bilgisayar) read count
okuma sırası
(Bilgisayar) reading order
okuma uyarısı
(Bilgisayar) read warning
okuma ve yürütme
(Bilgisayar) read execute
okuma yaklaşımı
(Dilbilim) reading approach
okuma yazma
read write
okuma yazma ve aritmetik
the three R's
okuma yetkisi
(Bilgisayar) read authority
okuma yitimi
word blindness, alexia
okuma yitimi
alexia
okuma yürütme
(Bilgisayar) read execute
okuma zamanı
read time
okuma özelliği
(Bilgisayar) read property
okuma-yazma
read-write
okuma-yazma kafası
read-write head
oku
read

I have never read that book. - O kitabı hiç okumadım.

Some read books just to pass time. - Bazıları yalnızca zaman geçsin diye kitap okurlar.

ezberden okuma
repetition
lânet okuma
swear
meydan okuma
confrontation

Confrontations are part of Fadil's everyday life. - Meydan okumalar Fadıl'ın gündelik hayatının bir parçasıdır.

dudak okuma
lip-reading
dudak okuma
(Spor) dig lips
dudak okuma
(Dilbilim) lip reading
ezbere okuma
(Muzik) recitation
gazete okuma
newspaper reading
ilahi okuma
(Muzik) hymnody
metin okuma
(Bilgisayar) text to speech
meydan okuma
challenging

I love challenging myself. - Ben kendime meydan okumayı severim.

Tom just kept challenging me. - Tom bana meydan okumaya devam etti.

meydan okuma
tarting
meydan okuma
defying
okumak
con

You should take the time to read the contract carefully. - Sözleşmeyi dikkatli bir şekilde okumak için zaman ayırmalısın.

Tom put on his glasses to read the contract. - Tom sözleşmeyi okumak için gözlüğünü taktı.

okumak
say

Tom says that he hasn't yet had time to read the report. - Tom, raporu okumak için henüz zamanı olmadığını söylüyor.

Tom says he wants to study French. - Tom Fransızca okumak istediğini söylüyor.

okumak
(Bilgisayar) retrieve
okumak
make out
okumak
sing
sesli okuma
oral reading
sürekli okuma
(Bilgisayar) continuous play
veri okuma
(Bilgisayar) read data
yanlış okuma
misreading
oku
{f} reading

They are reading their newspapers. - Onlar kendi gazetelerini okuyor.

Is she reading a book? Yes, she is. - O bir kitap okuyor mu? Evet, o okuyor.

okuma yazma bilmeyen
unlearned
ezberden okuma
recitation
kitap okuma
reading
alet okuma
instrument reading
anahtar okuma
(Bilgisayar) key read
bela okuma
execrating
bozucu okuma
destructive readout
bozucu okuma
destructive reading
bozucu olmayan okuma
nondestructive read
dinlendirici okuma
escape reading
direkt okuma
direct reading
disk okuma/sn
(Bilgisayar) disk reads/sec
dizin okuma hatası
(Bilgisayar) error reading directory
doğrudan okuma
direct reading
düşünce okuma
mind reading
dışarıya okuma
readout
ezberden okuma
recital
genel okuma
(Bilgisayar) generic read
geriye okuma denetimi
read-back check
geç okuma
(Bilgisayar,Teknik) late read
hararetli okuma
descant
harita okuma lambası
map reading lamp
hızlı okuma
speed reading
iki kelimeyi birleşik okuma
synalepha
iki kelimeyi birleşik okuma
synaloepha [Brit.]
ileriye okuma/sn
(Bilgisayar) read aheads/sec
ilk okuma
first reading
ilk okuma kitabı
primer
işaret okuma
mark reading
kadının okuma yazma bilmeyişi
(Hukuk) female illiteracy
konum okuma
(Bilgisayar,Teknik) position read out
konuşur gibi okuma
recitative
lanet okuma
cursing
lanet okuma
swearing
meydan okuma
defiance

His brazen act of defiance almost cost him his life. - Onun yüzsüzce meydan okuma hareketi neredeyse hayatına mal oluyordu.

meydan okuma
challenge

Tom accepted the challenge. - Tom meydan okumayı kabul etti.

Tom is facing a challenge. - Tom bir meydan okuma ile karşı karşıya.

meydan okuma
bravado
meydan okuma
challenge, defying
mezmur okuma sanatı
psalmody
notaya bakarak okuma
sol fa
numara okuma yöntemi
numeration
okumak
to study, attend school
okumak
prov. to invite (someone)
okumak
announce
okumak
to read; to be able to read
okumak
to incant a spell over
okumak
to read; to study; to sing; (dua) to say; to decipher; to understand
okumak
to sing; to chant, recite
okumak
(şiir) sing
okumak
{f} peruse
okumak
study

I've been studying in China for ten months. - On aydır Çin'de okumaktayım.

I want to study math. - Ben matematik okumak istiyorum.

okumak
slang to swear at, give (someone) down the country
okumak
(dua) say
otomatik işaretleme ve okuma sembolojisi lojistik uygulamaları
(Askeri) logistics applications of automated marking and reading symbols
salt-okuma erişimi
(Bilgisayar) read-only access
soluklu okuma
aspiration
tahmini okuma
reading by estimation
toplam okuma
(Bilgisayar) total reads
vurgulu okuma
accentuation
yakın okuma
close reading
yenilemeli okuma
regenerative reading
zaman okuma
(Bilgisayar) time reading
ıngilizce bir kolay okuma satın almak istiyorum
I would like to buy an easy reading in English
İngilizce - İngilizce

okuma teriminin İngilizce İngilizce sözlükte anlamı

Okuma Shigenobu
born March 11, 1838, Saga, Japan died Jan. 10, 1922, Tokyo Japanese politician of the Meiji period who twice served as prime minister. His initial contribution to the new government was to oversee the reorganization of Japan's fiscal system. Later, after making radical proposals for a new Japanese constitution and exposing corruption in proposed sales of government property, he was forced out of government. In 1882 he formed the Rikken Kaishint ("Progressive Party"), which favoured English parliamentary government. With Itagaki Taisuke he created a new party in 1898, the Kenseit ("Constitutional Party"). They formed a short-lived government with kuma as prime minister. kuma's second tenure as prime minister (1914-16) was more successful. He is also remembered as the founder of Waseda University (1882). See also Meiji Constitution
Okuma Shigenobu
{i} (1838-1922) Japanese politician who served twice as prime minister of Japan (first time in 1898 and 2nd time from 1914 to 1916)
Türkçe - Türkçe
Okumak işi, kıraat
kıraat
okuma kitabı
Okuma becerisini kazandırmak amacıyla içinde değişik metinlerin bulunduğu kitap
okuma saati
Zamanın belli bir bölümünü okumaya ayırma anı, okuma vakti
okuma yazma
Okuma ve yazma bilgisi
okuma yitimi
Görmede hiçbir bozukluk olmadığı hâlde okuma yetisinin yok olması, aleksi
Okumak
(Osmanlı Dönemi) MENY
Okumak
kıraat etmek
Okumak
mütalaa etmek
oku
Anadoluda küçük armağanlarla yapılan düğün çağrısı
okumak
Yazıya geçirilmiş bir metne bakarak bunu sessizce çözümleyip anlamak veya aynı zamanda seslere çevirmek: "Bana umutsuz bir sesle son raporları okudu."- F. R. Atay
okumak
Niçin? Çehresinde, melalinde aşkının matemini okumayayım, diye mi?"- Ö. Seyfettin
okumak
Davet etmek
okumak
Bazı belirtilerle bir anlamı, gizli bir duyguyu anlamak, kavramak
okumak
Bazı belirtilerle bir anlamı, gizli bir duyguyu anlamak, kavramak: "Yüzünü benden saklıyor
okumak
Sesli olarak veya ezgi ile söylemek
okumak
Bir yere çağırmak, davet etmek, okuntu göndermek
okumak
Bu biçimde yazılmış bir metnin iletmek istediği şeyleri öğrenmek: "Gazete bile okumak istemiyorum."- B. Felek
okumak
Hastalığı iyi edeceğini ileri sürerek okuyup üflemek, üfürükçülük etmek
okumak
Yazıya geçirilmiş bir metne bakarak bunu sessizce çözümleyip anlamak veya aynı zamanda seslere çevirmek
okumak
Bir konuyu öğrenmek için okulda, bir öğretmenin yanında veya yazılı şeyler üzerinde çalışmak, öğrenim görmek: "Çabuk dil öğrenmedi, okumak istemedi."- H. E. Adıvar. Şarkı, türkü veya şiir vb.ni sesli olarak veya ezgi ile söylemek: "Salon boşalmaya başladı, biz şiirler okuyup dinliyoruz."- R. H. Karay
okumak
Bir şeyin anlamını çözmek
okumak
Sövmek, küfretmek
okumak
Bu biçimde yazılmış bir metnin iletmek istediği şeyleri öğrenmek
okumak
Bir konuyu öğrenmek için okulda, bir öğretmenin yanında veya yazılı şeyler üzerinde çalışmak, öğrenim görmek
sesli okuma
Yüksek sesle okuma işi veya biçimi
sessiz okuma
Yüksek sesle değil, içinden okuma
okuma