niyetlenmek

listen to the pronunciation of niyetlenmek
Türkçe - İngilizce
intend
to intend, to plan
aim at
to intend, mean, aim, plan (to do something)
mean
propose
niyet
intent

The man attacked her with the intention of killing her. - Adam onu öldürmek niyeti ile ona saldırdı.

She says she has no intention of having a baby until she's in her thirties. - O, otuzlu yaşlara kadar bir bebek sahibi olma niyetinin olmadığını söylüyor.

niyet
intention

I have no intention of meddling in your affairs. - İşlerine karışmaya niyetim yok.

The man attacked her with the intention of killing her. - Adam onu öldürmek niyeti ile ona saldırdı.

niyet
{i} resolution
niyet
{i} idea

She has no idea what I intend to do. - Ne yapmaya niyet ettiğime dair bir fikri yok.

I intend to hammer this idea into the student's heads. - Ben bu fikri öğrencilerin kafalarına işlemek niyetindeyim.

niyet
thought
niyet
faith
niyet
scope
niyet
view

She is saving her money with a view to taking a trip around the world. - O, dünyada bir yolculuk yapma niyetiyle parasını tasarruf ediyor.

I would like to be viewed as well-intentioned. - İyi niyetli olarak görünmek istiyorum.

niyet
spirit
niyet
purport
niyet
intendment
niyet
purpose
niyet
will

With a bit of good will on both sides, our problems should be able to be resolved. - İki tarafın da iyi niyetiyle, sorunumuzun üstesinden gelinebilir.

niyet
contemplation
niyet
plan
niyet
resolve

With a bit of good will on both sides, our problems should be able to be resolved. - İki tarafın da iyi niyetiyle, sorunumuzun üstesinden gelinebilir.

niyet
curry favour
niyet
ıntent
niyet
ıntention
niyet
{i} design
niyet
{i} pulse
niyet
{i} aim
niyet
{i} sense

Tom didn't have the sense to come in out of the rain. - Tom'un yağmurdan dolayı içeri gelmeye niyeti yoktu.

I doubt your good sense. - İyi niyetinden şüpheliyim.

niyet
Islam repetition of a formula in which one avows one's intention to perform a religious act
niyet
counsel
niyet
intention, intent, purpose
niyet
(a) fortune written on a slip of paper
niyet
intention, intent, purpose, plan
niyet
determination

He was quite decided in his determination. - O, niyetinde oldukça kararlıydı.

Türkçe - Türkçe
Niyet etmek, tasarlamak
Oruç tutmaya karar vermek
Niyet etmek, tasarlamak: "Birkaç kere gitmeye niyetlendi."- Y. Z. Ortaç
Niyet
(Osmanlı Dönemi) ZAMİR
Niyet
yasan
Niyet
(Osmanlı Dönemi) SE'V
NİYET
(Osmanlı Dönemi) Kasd. Kalbin bir şeye yönelmesi
NİYET
(Osmanlı Dönemi) Fık: Yapılan bir vazife ile Cenab-ı Hakk'a taatta bulunmayı ve O'na mânen yaklaşmayı kasdetmektir.Niyet, ölü ve meyyit olan hâletleri ihya eden ve canlı, hayatlı ibadetlere çeviren bir ruhtur. Ve keza niyette öyle hâsiyet vardır ki; seyyiâtı hasenâta ve hasenâtı seyyiâta tahvil eder. Demek niyet, bir ruhtur. O ruhun ruhu da ihlâsdır. Öyle ise necat, halâs ancak ihlâs iledir. İşte bu hasiyete binaendir ki; az bir zamanda çok ameller husule gelir. Buna binâendir ki; az bir
niyet
(Osmanlı Dönemi) kast, kalbin bir şeye yönelmesi; (fıkıhta) yapılan bir vazife ile Allah'a taatta bulunmayı ve Ona mânen yaklaşmayı kasdetmektir
niyet
Fal gibi kullanılmak amacıyla içine mâni yazılıp katlanmış veya şekerlere sarılmış kâğıt parçası
niyet
Namaz kılmaya, oruç tutmaya ve abdest almaya karar verip başlangıç duası okuma
niyet
Bir şeyi yapmayı önceden isteyip düşünme, maksat: "Niyeti ilk önüne gelen telefonlu dükkâna dalmaktı."- H. Taner
niyet
Bir şeyi yapmayı önceden isteyip düşünme, maksat
niyetlenme
Niyetlenmek işi
niyetlenmek