ilerisinde

listen to the pronunciation of ilerisinde
Türkçe - İngilizce
up from
ahead of

We're way ahead of schedule. - Biz programın çok ilerisindeyiz.

She was ahead of her time. - O, zamanının ilerisindeydi.

before
peri
ileri
advanced

She teaches English to advanced students. - O ileri öğrencilere İngilizce öğretiyor.

Osteoporosis is more common in advanced age, and is often a concern for post-menopausal women. - Osteoporoz ileri yaşlarda daha yaygındır ve genellikle menopoz sonrası kadınlar için bir sorundur.

ileri
{s} forward

I dared not go forward. - İleri gitmeye cesaret edemedim.

Jessie urged the little donkey forward. - Jessie küçük eşeği ileriye doğru sürdü.

ilerisinde olmak
(Dilbilim) be ahead
ilerisinde olmak
keep ahead of
ileri
ahead

A gas station is one kilometer ahead. - Benzin istasyonu bir kilometre ileride.

I set my watch ahead one hour. - Saatimi bir saat ileri aldım.

ileri
{s} high
ileri
sophisticate
ileri
advanced; beyond the elementary stage; ahead of others
ileri
way out
ileri
on
ileri
future

He wants to be a policeman in the future. - İleride polis olmak istiyor.

I want to become a TV announcer in the future. - İleride bir TV sunucusu olmak istiyorum.

ileri
further

He could not walk any further. - O, daha ileriye yürüyemedi.

I'm too tired to walk any further. - Daha ileri yürüyemeyecek kadar çok yorgunum.

ileri
along with
ileri
(Bilgisayar) forward to
ileri
pro-
ileri
the future part
ileri
forward part
ileri
next

Nobody knows what will happen next. - İleride ne olacağını hiç kimse bilmiyor.

ileri
(Bilgisayar) advance

He is taking an advanced course in Esperanto. - O ileri düzey bir Esperanto dersi alıyor.

We advanced the date of the meeting. - Buluşma tarihini ileri aldık.

ileri
beyond
ileri
onwards
ileri
forth

He shook his head back and forth. - Başını ileri geri salladı.

In an earthquake, the ground can shake up and down, or back and forth. - Bir depremde, yer yukarı ve aşağı ya da geriye ve ileriye sallanabilir.

zamanının ilerisinde olmak
Be ahead of time
ileri
up
ileri
forrader
ileri
forwards

Life can only be understood backwards, but it must be lived forwards. - Hayat sadece geriye doğru anlaşılabilir ama ileriye doğru yaşanmalıdır.

His handwriting slants forwards, whereas hers slants backwards. - Onunki geriye doğru eğimli iken onun el yazısı ileri doğru eğimlidir.

ileri
{s} onward
ileri
{s} sophisticated
ileri
{s} higher
ileri
progressive

Hey, remember the progressive one? - Hey, ilerici olanı hatırlıyor musunuz?

I'm pretty progressive. - Ben oldukça ilericiydim.

ileri
wayout
ileri
along
ileri
the future, the time yet to come; the time which lies just ahead: İlerimiz kış. Winter is just around the corner. İleriyi hiç düşünmedin mi? Haven't you ever thought about the future?
ileri
Forward!/Onward!
ileri
front part, forward part; future, the future part, the part to come; forward; advanced; (saat) fast; forward, forth, ahead
ileri
(Askeriye) advance, forward, situated near the front: ileri komuta yeri advance command post
ileri
the front, the area or part which lies to the front: Trenin ilerisini göremiyoruz. We can't see the front section of the train
ileri
the next part (of a road, a course, a job): İlerimizde deniz vardı. In front of us lay the sea. Yolun ilerisi çok virajlı. The next part of the road is full of curves. Bu işin ilerisi pek kolay olmaz. The next part of this job won't be very easy
ileri
ahead of, before, (something) which precedes: Tacimah bizden ileri sınıflardan birindeydi. Tacimah was in one of the classes ahead of us
ileri
forward, forwards, to the front; out in front; onward, onwards
ileri
fast (clock, watch, etc.): Saatim iki dakika ileri. My watch is two minutes fast
ileri
advanced , forward
ileri
advanced (age, years): Hoşkadem oldukça ileri bir yaşta aşka düştü. Hoşkadem fell in love at a rather advanced age
ileri
(saat) fast
zamanın ilerisinde
ahead of the times
ilerisinde