ferahla

listen to the pronunciation of ferahla
Türkçe - İngilizce
relief
cheer up
ferah
spacious

The children occupied the large and spacious classroom. - Çocuklar geniş ve ferah sınıf işgal etti.

A mirror wall in the room creates an illusion of spaciousness. - Odadaki bir ayna duvar bir ferahlık yanılsaması yaratır.

ferahlamak
freshen up

Give me a minute to freshen up. - Ferahlamak için bana bir dakika ver.

ferahlamak
{f} refresh
ferah
wide
ferahlamak
rise
ferah
capacious

I found the suites capacious, the sofas commodious, the sandwiches copious. - Ben, suitleri ferah, kanapeleri geniş sandviçleri bol buldum.

ferahlamak
(Konuşma Dili) be off the hook
ferahlamak
{f} cheer
ferah
refreshing

It's quite refreshing. - O oldukça ferahlatıcı.

It has a refreshing taste. - Ferahlatıcı bir tadı var.

ferah
ease
ferah
relief

This is such a relief. - Bu böyle bir ferahlık.

ferah
happiness
ferah
contentment
ferah
comfortably spacious
ferah
relieved
ferah
roomy
ferah
commodious

I found the suites capacious, the sofas commodious, the sandwiches copious. - Ben, suitleri ferah, kanapeleri geniş sandviçleri bol buldum.

ferahlamak
unburden
Ferah
(isim) Joy, pleasure, cheerfulness
ferah
contented, at ease, relieved
ferah
richness
ferah
light well
ferah
contentment, relief
ferah
spacious and well-lighted and airy
ferah
{s} open
ferahlamak
relieve one's feelings
ferahlamak
draw a breath
ferahlamak
draw breath
ferahlamak
{f} freshen

Give me a minute to freshen up. - Ferahlamak için bana bir dakika ver.

ferahlamak
to become spacious; to feel relieved
Türkçe - Türkçe

ferahla teriminin Türkçe Türkçe sözlükte anlamı

FERAH
(Osmanlı Dönemi) İnşirah. Sevinç
FERAH
(Osmanlı Dönemi) Şen, sıkıntıda olmayan. İç açıcı. Şenlendiren
ferah
Havadar, aydınlık, iç açıcı (yer): "Bu kahvenin ferah ve sevimli bir taraçası vardı."- Y. K. Karaosmanoğlu
ferah
Sıkıntısız, tasasız, sevinçli olma durumu, sevinme, sevinç, iç rahatlığı, gönül açıklığı
ferah
Havadar, aydınlık, iç açıcı
ferah
Bol, geniş
ferah
Sıkıntısız, tasasız, sevinçli (kalp, gönül, iç vb.): "Bugün başım ne kadar dinç, gönlüm ne kadar ferah."- O. C. Kaygılı
ferahlamak
Genişlemek, açılmak
ferahlamak
Sıkıntısı, tasası dağılmak
ferahla