sürem

listen to the pronunciation of sürem
Turkish - English
season
(Biyokimya) continuum
süre
period

Many have suffered oppression and misery for a long period of time under the rule of colonialism. - Birçoğu sömürgeciliğin egemenliği altında uzun bir süre baskı ve sefaletten çekmiştir.

If I'm away from home for a period of time, I will stop mail delivery. - Eğer bir süre evden uzak olursam, posta servisini bırakacağım.

süre
duration
süre
time

If I'm away from home for a period of time, I will stop mail delivery. - Eğer bir süre evden uzak olursam, posta servisini bırakacağım.

They have lived here for a long time. - Onlar uzun süredir burada yaşıyor.

süre
span

She has a short attention span. - Onun kısa bir dikkat süresi var.

Tom has a short attention span. - Tom'un kısa bir dikkat süresi var.

süre
timetable
süre
{i} term

I suppose it's different when you think about it over the long term. - Sanırım onun hakkında uzun süre düşündüğünde o farklıdır.

The president's term lasts four years. - Cumhurbaşkanının görev süresi dört yıl sürer.

süre
(Ticaret) time limit
süre
limitation
süre
life

While there is life, there is hope. - Yaşam olduğu sürece umut da olacaktır.

As long as there's life, there is hope. - Hayat olduğu sürece, ümit vardır.

süre
grace
süre
(Bilgisayar) for

I've been in China for less than a month. - Bir aydan kısa bir süredir Çin'de bulunuyorum.

I want to leave these packages for a while. - Bu paketleri kısa bir süreliğine bırakmak istiyorum.

süre
(Bilgisayar) progress

Tom has made steady progress. - Tom sürekli ilerleme kaydetti.

süre
headway
süre
period of time

Dan dated Linda for a very short period of time. - Dan çok kısa bir süre için Linda'yla flört etti.

Many have suffered oppression and misery for a long period of time under the rule of colonialism. - Birçoğu sömürgeciliğin egemenliği altında uzun bir süre baskı ve sefaletten çekmiştir.

süre
(Bilgisayar) dur

They went skiing during their date. - Onlar buluşmaları süresince kayak yapmaya gittiler.

I'd like to go to Takayama during festival time. - Ben festival süresince Takayama'ya gitmek istiyorum.

süre
interval
süre
gamut
süre
distance

Keep distance from trucks and other vehicles when driving. - Araba sürerken kamyonlardan ve diğer araçlardan uzak durun.

süre
due

Applications are due by Monday. - Başvurular için süre sonu pazartesi.

Her deathly paleness is due to long illness. - Uzun süredir hasta olduğundan rengi bembeyaz olmuş.

süre
gange
süre
(Bilgisayar) time period
süre
while

It's so muggy; I think it will thunder in a short while. - Hava çok sıkıntılı;sanırım kısa süre içinde gök gürleyecek.

While there is life, there is hope. - Yaşam olduğu sürece umut da olacaktır.

süre
meantime

In the meantime you can just put on a sweater if you're cold. - Bu süre zarfında eğer üşüyorsan sadece bir kazak giy.

süre
season

My season ticket expires on March 31. - Benim sezon biletimin süresi 31 Martta doluyor.

süre
spell

The natives were tormented by a long spell of dry weather. - Yerlilere uzun süre kurak havayla işkence yapıldı.

süre
space

Dr. Valeri Polyakov, a Russian cosmonaut, was in space from January 8, 1994 to March 1995. He holds the record for the longest continuous stay in space. - Dr. Valeri 8 ocak 1994 ten Mart 1995 e kadar uzayda kalan bir Rus kozmonottur. Uzayda en uzun süre kalma rekorunu elinde bulunduruyor.

Air atoms and molecules are constantly escaping to space from the exosphere. - Hava atomları ve molekülleri sürekli egzosferden uzaya kaçmaktadır.

süre
duration length
süre
(Latin) dies
süre
for the duration
süre
while for
süre
length of time
süre
respite
süre
{i} continuance
süre
{i} stretch
süre
{i} length

The length of our stay there will be one week. - Bizim orada kalma süremiz bir hafta olacak.

süre
{i} bout

A bout lasts about five minutes. - Bir nöbet yaklaşık beş dakika sürer.

süre
{i} run

He did his best but soon saw that he could not compete with such a fast runner. - O elinden geleni yaptı ama kısa sürede böyle bir hızlı atlet ile rekabet edemeyeceğini gördü.

How long can we survive in here before we run out of air? - Havayı bitirmeden önce ne kadar süre burada yaşayabiliriz?

süre
period, duration, space
süre
(tanınan) notice
süre
(film) screen time
süre
(Hukuk) term, time
Turkish - Turkish

Definition of sürem in Turkish Turkish dictionary

Süre
müddet
süre
Gelin giysizi yapılan bir çeşit kumaş
süre
Bir olayın başı ile sonu arasında geçen zaman parçası, zaman aralığı, zaman bölümü, müddet: "Hükümdar gibi davrandığınız sürece hükümdar sayılırsınız."- T. Oflazoğlu
süre
Bir olayın başı ile sonu arasında geçen zaman parçası, zaman aralığı, zaman bölümü, müddet
sürem
Favorites