meydanda

listen to the pronunciation of meydanda
Turkish - English
overt
1. obvious, evident, clear. 2. in sight, within view, around
a) obvious, evident, clear, patent b) in sight, within view, around
palpable
around
in sight
exposed
in evidence
pikestaff
patent
meydanda bırakmak
1. to leave (someone) homeless or without shelter. 2. to leave (something) out in the open, leave (something) out where anybody can see it
meydanda kalmak
to be left jobless or homeless, be in a bad way, Brit. be in Queer Street
meydan
{i} square

There are many pigeons in the City Square. - Şehir meydanında çok sayıda güvercin vardır.

They're building a new square. - Yeni bir meydan inşa ediyorlar.

meydan
open
meydan
place

A traffic accident took place this morning. - Bu sabah bir trafik kazası meydana geldi.

When did the accident take place? - Kaza ne zaman meydana geldi?

meydan
(Kimya) area
meydan
yard
meydan
occasion
meydan
(Havacılık) aerodrome
meydan
opportunity
meydan
concourse
meydan
piazza

Saint Peter's square, or the Piazza San Pietro, is located in front of St. Peter's Basilica in the Vatican. - Aziz Petrus meydanı, ya da Piazza San Pietro, Vatikan'daki Aziz Petrus Bazilikasının önünde yer almaktadır.

meydan
clearing
meydan
circus
meydan
range
meydan
plaza

The well is in the middle of this plaza. - Kuyu, bu meydanın ortasındadır.

meydan
room

Everyone in the room was stunned by what happened. - Odadaki herkes ne meydana geldiğiyle ilgili sersemledi.

meydan
defied

They defied the laws of the king. - Onlar kralın yasalarına meydan okudular.

meydan
aerodromes
baldır bacak meydanda
(a woman who appears in public) with her bare legs showing
hesap meydanda
It's obvious
mal meydanda
(Konuşma Dili) It's there for all the world to see
meydan
{i} esplanade
meydan
{i} common
meydan
arena
meydan
square, circus; arena, ring, ground; field; opportunity, occasion, possibility
meydan
open space
meydan
section of a Bektashi or Mevlevi lodge in which the dervishes perform the religious ceremonies
meydan
agora
meydan
Sufism the universe
meydan
maidan
meydan
arena; ring
meydan
theater
meydan
(a) wide, flat, open, outside area; open space; (public) square
meydan
opportunity, occasion; possibility
Turkish - Turkish
Ortada bulunan, gözle görülen şey: "Bu genç bir deve idi
Semeri yoktu. Çok tüylü kamburu meydandaydı."- Ö. Seyfettin
Ortada, belli, açık, aşikâr
MEYDAN
(Osmanlı Dönemi) Arsa
MEYDAN
(Osmanlı Dönemi) Etrafı çevrilmiş, üstü açık geniş yer
MEYDAN
(Osmanlı Dönemi) Geniş yer
meydan
Yarışma, eğlence veya karşılaşma yeri
meydan
Bulunulan yer ve çevresi, ortalık
meydan
Ayin yapılan yer
meydan
Adana'nın Aladağ ilçesinde yayla
meydan
Mevlevi tekkelerinde ayin yapılan yer
meydan
Alan, saha: "Yüz binlerce asker sokakları, meydanları, kırları dolduruyordu."- Ö. Seyfettin
meydan
Bulunulan yer ve çevresi, ortalık: "Kileri kilitlemezdi, paraları meydanda dururdu."- Ö. Seyfettin
meydan
Fırsat, imkân veya vakit
meydan
Saz şairlerinin karşılıklı saz çalıp söyleştikleri alan
meydan
Alan, saha
meydan
Yarışma, eğlence veya karşılaşma yeri: "Şehir kapılarının önündeki meydanlarda davul zurna çalınıyor, cirit, bar oynanıyordu."- A. H. Tanpınar
meydanda
Favorites