Rahatsız edilmeden bir gün geçirebilecek miyim?
- Werde ich einmal einen Tag ungestört verbringen können?
Bir kere hiç gibidir, iki kere onlarcasıdır.
- Einmal ist wie nichts, zweimal wie zehn.
Tom köpeğini günde en az bir kere gezdirir.
- Tom geht mindestens einmal am Tag mit seinem Hund spazieren.
Bir kez başladım mı, hiçbir şey beni durduramaz.
- Wenn ich einmal angefangen habe, kann mich nichts mehr aufhalten.
Tom'u bir kez daha görmek isterdim.
- Ich würde Tom gerne noch einmal sehen.
Bir keresinde bir panda gördüm.
- I have seen a panda once.
Bir kerede iki yerde olamazsın.
- You can't be at two places at once.
Mary'nin açıklamaları beni büyüledi ve birdenbire beni üzdü.
- Mary's explanations enchanted me and desolated me all at once.
Bu birdenbire olmadı.
- It didn't happen all at once.
Kimse bir defada iki şeyi yapamaz.
- Nobody can do two things at once.
Senin bir defa televizyona çıktığını hatırlıyorum.
- I remember you appeared on television once.
Onu bir zamanlar trende gördüm.
- I have seen him once on the train.
O tartışma bir zamanlar karara bağlandı ve herkes için.
- That dispute has been settled once and for all.
Sana eskiden hiç söz etmedim.
- I never mentioned you once.
Emekli olur olmaz insanlar seni nadiren görmeye gelirler.
- People rarely come to see you once you are retired.
Sarhoş olur olmaz terbiyesini takınmaz.
- He doesn't behave himself once he's drunk.
I have been to Kyoto one time.
- Ich war einmal in Kyōto.
How many books can I take out at one time?
- Wie viele Bücher kann ich auf einmal mitnehmen?
I'd like to meet Tom sometime.
- Ich möchte Tom irgendwann einmal kennenlernen.
We will visit you sometime.
- Wir werden euch irgendwann einmal besuchen.