Rahatsız edilmeden bir gün geçirebilecek miyim?
- Werde ich einmal einen Tag ungestört verbringen können?
Bir kere daha uyuyacağız ve sonra Paskalya. İyi geceler ve tatlı rüyalar.
- Noch einmal schlafen und dann ist Ostern. Gute Nacht und süße Träume.
Tom köpeğini günde en az bir kere gezdirir.
- Tom geht mindestens einmal am Tag mit seinem Hund spazieren.
Haftada bir kez yüzmeye gidiyorum.
- Ich gehe einmal in der Woche schwimmen.
Öğrenci olduğu zamanlar diskoya sadece bir kez gitti.
- Als sie Studentin war, ging sie nur einmal in die Disko.
Bir kerede iki yerde olamazsın.
- You can't be two places at once.
Bir kerede iki yerde olamazsın.
- You can't be at two places at once.
Her şey birdenbire oldu.
- Everything happened all at once.
Birdenbire, tiz bir çığlık duydum.
- All at once, I heard a shrill cry.
Bu işlerin hepsini bir defada yapmaya çalışma.
- Don't try to do all these things at once.
Kimse bir defada iki şeyi yapamaz.
- Nobody can do two things at once.
Bir zamanlar bir öğrenci iken onunla tanıştım.
- I once met him when I was a student.
O tartışma bir zamanlar karara bağlandı ve herkes için.
- That dispute has been settled once and for all.
Sana eskiden hiç söz etmedim.
- I never mentioned you once.
Emekli olur olmaz tüm zamanımı Tatoeba'ya ayıracağım.
- Once I retire, I will dedicate my whole time to Tatoeba.
Çocukların olur olmaz anlayacaksın.
- You'll understand once you have kids.
How many books can I take out at one time?
- Wie viele Bücher kann ich auf einmal mitnehmen?
I have been to Kyoto one time.
- Ich war einmal in Kyōto.
We will visit you sometime.
- Wir werden euch irgendwann einmal besuchen.
We'll visit you sometime.
- Wir werden euch irgendwann einmal besuchen.