biri

listen to the pronunciation of biri
Turkish - English
somebody

There's somebody coming up the stairs. - Merdivenlerden yukarı gelen birisi var.

We heard somebody shout. - Birinin bağırdığını duyduk.

one

The view of the Earth from the Moon is one of the iconic images of the 20th century. - Dünya'nın Ay'dan görüntüsü, 20. yüzyılın ikonik resimlerinden birisidir.

I know one of them but not the other. - Birini tanıyorum da ötekini değil.

any

Is there anybody who would like to go see a live concert of Lady Gaga with me? - Benimle Lady Gaga'nın bir canlı konserini seyretmeye gitmek isteyen biri varmı?

Anyone could do that. - Herhangi biri onu yapabilir.

one of

I know one of them but not the other. - Birini tanıyorum da ötekini değil.

The view of the Earth from the Moon is one of the iconic images of the 20th century. - Dünya'nın Ay'dan görüntüsü, 20. yüzyılın ikonik resimlerinden birisidir.

anyone

Anyone can cultivate their interest in music. - Birisi müziğe olan ilgisini geliştirebilir.

Anyone could do that. - Herhangi biri onu yapabilir.

soul

There's not a living soul around here. - Buralarda yaşayan biri yok.

I don't have a soul, and neither does anyone else. - Benim bir ruhum yok ve başka birinin de yok.

first

When meeting a person for the first time, keep the conversation light. - Biriyle ilk defa karşılaştığında,konuşmayı hafif sürdür.

Let's draw lots to decide who goes first. - Kimin birinci olduğuna karar vermek için kura çekelim.

someone

You don't marry someone you can live with — you marry the person whom you cannot live without. - Sen yaşayabileceğin herhangi biriyle evlenme - sen onsuz yaşayamayacağın kişiyle evlen.

A stranger tapped me on the shoulder from behind. He must have mistaken me for someone else. - Bir yabancı omzuma arkadan dokundu. Beni başka birisiyle karıştırmış olmalı.

one (of them); somebody, someone
one; cookie
one of them

I know one of them but not the other. - Birini tanıyorum da ötekini değil.

One of them is a spy. - Onlardan biri bir casus.

{i} cookie

I'd like you to try one of these cookies. - Bu kurabiyelerden birini denemeni istiyorum.

I'm sure Tom wouldn't mind if you ate one of the cookies he baked this afternoon. - Bu öğleden sonra pişirdiği kurabiyelerden birini yesen Tom'un umursamıyacağından eminim.

in one

Susan will be ready to the party in one hour and will need someone to pick her up. - Susan bir saat içinde parti için hazır olacak ve onu alması için birine ihtiyacı olacak.

Tom is sitting in one of the chairs. - Tom koltuklardan birisinde oturuyor.

of one

His face reminded me of one of my friends in my senior high school days. - Onun yüzü bana lise günlerimdeki arkadaşlarımdan birini hatırlatıyor.

Here is a sample of the work of one of our workmen. - İşte bizim işçilerden birinin işinin bir örneği.

_un
her biri
each

The principal presented each of the graduates with diploma. - Okul müdürü mezunların her birine diplomasını sundu.

Each of the brothers has a car. - Erkek kardeşlerin her birinin bir arabası var.

biri hariç
bar one
biri on geçiyor
It is ten minutes past one
biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar
(Atasözü) All conflicts can be traced back to a quarrel between the haves and the have-nots
biri çeyrek geçiyor
It is a quarter past one
birinden biri
either
bileşik yapraklardan biri
leaflet
bir dizi delikten biri
perforation
birlikte savaşan devletlerden biri
cobelligerent
her biri ayrı olarak
respectively
herhangi biri
any

Never have I heard anyone say a thing like that. - Herhangi birinin öyle bir şey söylediğini asla duymadım.

Anyone could do that. - Herhangi biri onu yapabilir.

doların yüzde biri
cent
hiç biri
none of

None of us speak French. - Hiç birimiz Fransızca bilmiyor.

None of Tom's classmates knew who his father was. - Tom'un sınıf arkadaşlarından hiç birisi, onun babasının kim olduğunu bilmiyordu.

oluşturan parçalardan her biri
constituent
beyin zarlarından biri
(Tıp) piamater
böyle biri
such a one
her biri için
cum
her biri için
for each
hiç biri
none

None of Tom's classmates knew who his father was. - Tom'un sınıf arkadaşlarından hiç birisi, onun babasının kim olduğunu bilmiyordu.

Any of them or none of them? - Herhangi biri mi yoksa hiç biri mi?

hiç biri
neither of them

Neither of them looks happy. - Onlardan hiç biri mutlu görünmüyor.

yılın dörtte biri
quarter
başlıca sebeplerinden biri
one of the primary resons of
başlıca sebeplerinden biri
one of the main reasons of
gürcülerin kavimsel boylarından biri
height of the Georgian kavimsel
halktan biri
One of the people
sıradan biri
ordinary person
Anglo norman takımadalarından biri
Guernsey
Oniki küçük peygamberden biri
Amos
aklı başında biri olmak
to have a good head on one's shoulders
altıda biri
sixth
altızlardan biri
sextuple
az yemek yiyen biri olmak
be a poor eater
bazen biri
now this now that
bazen biri
now this, now that
başka biri
another, someone else
başka biri
somebody else
başka biri
someone else; another person, another
başka dinden biri ile evlilik
mixed marriage
başka dinden biri ile evlilik
marriage in which the husband and wife are of different religions or races
beyin zarlarından biri
arachnoid
beşizlerden biri
quintuplet
beşizlerden biri
quin
beşte biri
one out of five
burada ıngilizce konuşan biri var mı
Does someone here speak English
buyruk altında olan biri
minion
dairenin altıda biri
sextant
dairenin dörtte biri
quadrant
dairenin dörtte biri
quad
dairenin dörtte biri
quarter circle
dairenin sekizde biri
octant
den biri
either
dengi olamayan biri ile evlenme
mesalliance
doların binde biri
mill
dördüzlerden biri
quadruplet
dördüzlerden biri
quad
dört ana yönden biri
cardinal point
dört taneden biri
quadruplicate
en yüce meleklerden biri
(hrist.) seraph
galonun dörtte biri
quart
gramın onda biri
decigramme [Brit.]
gramın onda biri
decigram
hangi biri
which one

Which one do you think Tom will choose? - Sence Tom hangi birini seçecek?

That means one of them will have to go. But which one? - Yani onlardan biri gitmek zorunda. Ama hangi biri?

hangi biri Which one
(of a large number)?
her biri
every one

I am master of all the birds in the world, and have only to blow my whistle and every one will come to me. - Ben dünyadaki tüm kuşların efendisiyim ve sadece düdüğüme üflemek zorundayım ve her biri bana gelecektir.

I have faith in each and every one of you. - Her birinize inancım var.

her biri
each one of all
her biri
(Konuşma Dili) every man jack of them
her biri
each one, every one (of)
her biri
every one, each one, each
her biri
everyone
her biri başka bir hava çalmak
for everyone (in a group) to behave and think differently from everyone else (in that group); for everyone to have a different opinion
herhangi biri
anyone

Anyone can participate. - Herhangi biri katılabilir.

Tom speaks French much better than anyone else. - Tom Fransızcayı başka herhangi birinden daha iyi konuşur.

herhangi biri
anybody

Anybody can participate. - Herhangi biri katılabilir.

Anybody and everybody wants to go abroad. - Herhangi biri ve herkes yurtdışına gitmek ister.

herhangi biri
anybody, anyone
iki rahmetten biri
(Konuşma Dili) If he can't get well I hope death will put an end to his sufferings
ikisinden biri
either

You can have either of these, but not both. - Bunların ikisinden birine sahip olabilirsiniz, fakat ikisine birden değil.

Either of the two must go. - İkisinden biri gitmeli.

ikizlerden biri
twin

One of the twins is alive, but the other is dead. - İkizlerden biri hayatta, ancak diğer ölü.

ittifak devletlerinden biri
cobelligerent
kafatası kemik tabakalarından biri
tablature
kafatası kemik tabakalarından biri
table
lejyonun onda biri
cohort
litrenin onda biri
deciliter
litrenin onda biri
decilitre [Brit.]
metrenin onda biri
decimeter
metrenin onda biri
decimetre [Brit.]
milin sekizde biri
furlong
onda biri
deci
orada ıngilizce konuşan biri var mı
Does someone there speak English
rublenin yüzde biri
copeck
rublenin yüzde biri
kopek
rublenin yüzde biri
kopeck
sıralı evlerden biri
terraced house
tuhaf biri
oddball
yılan saçlı üç tanrıçadan biri
fury
çemberin dörtte biri
quadrant
çiftli yarışan çiftlerden biri
bye
çiçeği oluşturan minik çiçeklerden her biri
floret
ölçeğin dörtte biri
quartern
önemli biri
person of note
öyle biri
such a one
üç ana renkten biri
primary color
üçüzlerden biri
triplet
ıncili yazanlardan her biri
evangelist
şarlman'ın maiyetindeki asilzadelerden biri
paladin
English - English
{i} (in India) bidi, cheap cigarette made from cut tobacco rolled in leaf
Turkish - Turkish
Yüklem durumunda olan bir isim takımının belirtileni olarak kullanıldığında, belirtenin hor görüldüğünü anlatır
Bilinmeyen bir kimse: "İhtimal hırsız Eşref'in hayranlarından biriydi."- O. S. Orhon
Bir tanesi: "Vagonun birine binip bölmelerden birine yerleşti."- M. Ş. Esendal
Bir tanesi
Bilinmeyen bir kimse
Yüklem durumunda olan bir isim takımının belirtileni olarak kullanıldığında belirtenin hor görüldüğünü anlatır
biri fena olmak
Hasta gibi olmak, fenalaşmak
biri fena olmak
Kötüleşmek
biri fena olmak
Çok üzülmek, bozulmak
her biri
Ayrı ayrı hepsi
herhangi biri
Belli olmayan, rastgele biri
biri
Favorites