We'll have to pay back that loan one way or another.
- Bu krediyi bir şekilde geri ödemek zorunda kalacağız.
I'm pretty sure I can do it one way or another.
- Bir şekilde onu yapabileceğimden oldukça eminim.
I must have it done somehow by six.
- Saat altıya kadar bir şekilde onu yaptırmalıyım.
I somehow got a passing grade in mathematics.
- Bir şekilde matematikten geçme notu aldım.
You have to be somewhat to blame for that.
- Onun için bir şekilde suçlu olmak zorundasın.
He's somewhat hard of hearing, so please speak louder.
- O, bir şekilde zor işitiyor, bu yüzden lütfen yüksek sesle konuşun.
Tom knew how to properly dispose of motor oil and never dumped it down the storm drain.
- Tom motor yağını nasıl düzgün bir şekilde atacağını ve asla rögara atmadığını biliyordu.
Tom doesn't know how to treat his employees properly.
- Tom çalışanlarına düzgün bir şekilde nasıl davranacağını bilmiyor.
Tom wanted to do his job properly.
- Tom işini uygun bir şekilde yapmak istedi.
Are you unable to see properly?
- Uygun bir şekilde göremiyor musun?
Would you please explain it more simply?
- Lütfen onu daha sade bir şekilde açıklar mısın?
Mary has been badly let down.
- Mary berbat bir şekilde hayal kırıklığına uğratıldı.
He badly exaggerated his ability to achieve a breakthrough.
- O bir atılımı gerçekleştirmek için yeteneğini berbat bir şekilde abarttı.
Such a thing is considered theft and it has to be punished severely.
- Böyle bir şey hırsızlık olarak kabul edilir ve ciddi bir şekilde cezalandırılmak zorundadır.
The storm severely damaged the crops.
- Fırtına ürünlere ciddi bir şekilde zarar verdi.
I shall never forgive Gilbert Blythe, said Anne firmly.
- Anne kararlı bir şekilde Gilbert Blythe'ı asla affetmeyeceğim dedi.
Everything went horribly wrong.
- Her şey korkunç bir şekilde yanlış gitti.
I'm terribly ashamed of this.
- Bundan korkunç bir şekilde utanıyorum.
That would be terribly wrong.
- O korkunç bir şekilde yanlış olurdu.
The story ends happily.
- Hikaye mutlu bir şekilde sona erer.
The two young girls smiled happily.
- İki genç kız mutlu bir şekilde gülümsedi.
John runs the family business very efficiently.
- John aile şirketini çok verimli bir şekilde işletiyor.
Tom is a good employee. He gets things done quickly and efficiently.
- Tom iyi bir çalışandır. O işleri hızlı ve verimli bir şekilde yaptırır.
Their prices are surprisingly cheaper than their rivals.