açık

listen to the pronunciation of açık
Turkish - English

Definition of açık in Turkish English dictionary

<span class="word-self">açıkspan>
open

He told me to leave the window open. - Bana pencereyi açık bırakmamı söyledi.

Twitter loves open source. - Twitter, açık kaynağı sever.

<span class="word-self">açıkspan>
bare

I can barely keep my eyes open. - Zar zor gözlerimi açık tutabiliyorum.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} express

Express yourself as clearly as you can. - Elinizden geldiği kadar kendinizi açık biçimde ifade edin.

Express your idea clearly. - Fikrini açıkça ifade et.

<span class="word-self">açıkspan>
clear

This drink clearly has the same flavor as tea. - Bu içecek açıkça çay ile aynı tadı içeriyor.

You had better talk as clearly as you can. - Elinden geldiğince açık konuşsan iyi olur.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} fair

Tom has a very fair complexion and burns easily in the sun. - Tom'un çok açık bir teni var ve güneşte kolayca yanar.

She has a fair complexion. - Onun açık bir teni vardır.

<span class="word-self">açıkspan>
shiny
<span class="word-self">açıkspan>
{s} distinct
<span class="word-self">açıkspan>
definite

It is definite that he will go to America. - Onun Amerika'ya gideceği açık.

<span class="word-self">açıkspan>
obvious

Logic is obviously your strong point. - Mantık açıkça senin güçlü noktandır.

It's obvious he's wrong. - Onun hatalı olduğu açıktır.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} pale

The turquoise colour evokes the colour of clear water, it's a light and pale blue. - Turkuaz rengi, berrak su rengini çağrıştırıyor, açık ve soluk bir mavi.

At daytime, we see the clear sun, and at nighttime we see the pale moon and the beautiful stars. - Gündüzleri açık bir güneş görürüz, ve geceleri solgun bir ay ve güzel yıldızları görürüz.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} precise
<span class="word-self">açıkspan>
{s} forthright
<span class="word-self">açıkspan>
{s} light

Your detailed explanation of the situation has let me see the light. - Durumla ilgili ayrıntılı açıklaman benim anlamamı sağladı.

We had Tom paint the fence light green. - Çiti Tom'a açık yeşile boyattık.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} plain

His meaning is quite plain. - Onun söylemek istediği oldukça açık.

It's quite plain that you haven't been paying attention. - Dikkat etmediğin oldukça açık.

<span class="word-self">açıkspan>
wide

The door was wide open. - Kapı sonuna kadar açıktı.

The back door's wide open. - Arka kapı sonuna kadar açık.

<span class="word-self">açıkspan>
(Bilgisayar) opens

The store also opens at night. - Mağaza gece de açıktır.

<span class="word-self">açıkspan>
lorry
<span class="word-self">açıkspan>
picturesque
<span class="word-self">açıkspan>
unreserved
<span class="word-self">açıkspan>
short and to the point
<span class="word-self">açıkspan>
signal
<span class="word-self">açıkspan>
opened

Hey, why is the window open? I just opened it to let in a little air. If you're cold, feel free to close it. - Hey, neden pencere açık? Biraz hava sağlamak için açtım. Eğer üşüyorsanız, onu kapatmak için çekinmeyin.

Tom opened the door and held it open for Mary. - Tom kapıyı açtı ve onu Mary için açık tuttu.

<span class="word-self">açıkspan>
legible
<span class="word-self">açıkspan>
in bulk
<span class="word-self">açıkspan>
(Havacılık) extended
<span class="word-self">açıkspan>
smutty
<span class="word-self">açıkspan>
straight

We'll straighten everything out. - Her şeyi açıklığa kavuşturacağız.

Thank you for setting the record straight. - Konuyu açıkladığın için teşekkür ederim.

<span class="word-self">açıkspan>
noticeable
<span class="word-self">açıkspan>
off

After the wind has stopped, let's sail the boat off to the open sea. - Rüzgar durduktan sonra, tekneyle açık denize yelken açalım.

He rejected my offer flatly. - Önerimi açıkça reddetti.

<span class="word-self">açıkspan>
intelligible
<span class="word-self">açıkspan>
(Bilgisayar) powered on
<span class="word-self">açıkspan>
aperture
<span class="word-self">açıkspan>
outspoken

Mary is outspoken and smart. - Mary açıksözlü ve akıllı.

She's an outspoken person. - O açık sözlü bir kişi.

<span class="word-self">açıkspan>
slipt
açıklar
(Ticaret) deficits

Are trade deficits good or bad? - Ticaret açıkları iyi mi yoksa kötü mü?

Lower taxes don't cause deficits. - Düşük vergiler açıklara neden olmaz.

<span class="word-self">açıkspan>
demonstrable
<span class="word-self">açıkspan>
undischarged
<span class="word-self">açıkspan>
graphic

Fewer graphics and more captions would make the description clearer. - Daha az grafikler ve daha fazla başlık açıklamayı daha net yapabilir.

<span class="word-self">açıkspan>
apparent

It was apparent that he did not understand what I had said. - Söylediğimi anlamadığı açıktı.

This should be obvious, but apparently it's not. - Bu açık olmalı ama görünüşe göre değil.

<span class="word-self">açıkspan>
decollete
<span class="word-self">açıkspan>
shortage
<span class="word-self">açıkspan>
undisguised
<span class="word-self">açıkspan>
outstretched
<span class="word-self">açıkspan>
evident

Evidently, Tom didn't want to go. - Açıkçası Tom gitmek istemiyordu?

Evidently, it's going to rain tomorrow. - Açıkçası, yarın yağmur yağacak.

<span class="word-self">açıkspan>
perspicuous
<span class="word-self">açıkspan>
weak

I prefer weak coffee. - Açık kahveyi tercih ederim.

Tom is obviously still very weak. - Tom açıkçası hâlâ çok zayıf.

<span class="word-self">açıkspan>
deficient amount
<span class="word-self">açıkspan>
debit
<span class="word-self">açıkspan>
concrete
<span class="word-self">açıkspan>
patent

This is patently unfair. - Bu açıkça adil değil.

<span class="word-self">açıkspan>
broad
<span class="word-self">açıkspan>
manifest

What will happen in the eternal future that seems to have no purpose, but clearly just manifested by fate? - Hiçbir amacı yokmuş gibi görünen ama var olmaktan başka bir kaderi olmadığı da açık olan bir sonsuzluktaki sonsuz gelecekte neler olacak?

<span class="word-self">açıkspan>
specific

Could you be more specific? - Biraz daha açık olur musun?

Can you be a bit more specific? - Biraz daha açık olabilir misin?

<span class="word-self">açıkspan>
transparent
<span class="word-self">açıkspan>
blunt

To put it bluntly, the reason this team won't win is because you're holding them back. - Açık söylemek gerekirse, bu takımın kazanamayacak olmasının sebebi onları geride tutmanızdır.

Nobody will say it so bluntly, but that is the gist of it. - Hiç kimse bunu çok açıkça söylemeyecek ama bunun özü odur.

<span class="word-self">açıkspan>
diluted
<span class="word-self">açıkspan>
unconstrained
<span class="word-self">açıkspan>
ostensive
<span class="word-self">açıkspan>
fine

He wrote a fine description of what happened there. - O, orada ne olduğu ile ilgili güzel bir açıklama yazdı.

<span class="word-self">açıkspan>
self-evident
<span class="word-self">açıkspan>
uncovered
<span class="word-self">açıkspan>
explicit

Can you be more explicit? - Biraz daha açık olabilir misin?

I gave Tom explicit instructions. - Tom'a açık talimatlar verdim.

<span class="word-self">açıkspan>
shadowless
<span class="word-self">açıkspan>
heart-to-heart
<span class="word-self">açıkspan>
spread
<span class="word-self">açıkspan>
loosy
<span class="word-self">açıkspan>
open to

This garden is open to the public. - Bu bahçe halka açıktır.

The store is not open today. - Mağaza bugün açık değil.

<span class="word-self">açıkspan>
wide-open
<span class="word-self">açıkspan>
open on
<span class="word-self">açıkspan>
open for
<span class="word-self">açıkspan>
{s} free

There Akai joins them and it becomes a free-for-all in front of the finish line. - Orada Akai onlara katılır ve bu bitiş çizgisinin önünde herkese açık bir yarışma olur.

My door is always open. Feel free to visit when you want. - Kapım her zaman açık. İstediğin zaman ziyaret etmeye çekinme.

açıklar
Explain
açıklar
explaıns
açıklar
explains

One explains the other. - Biri diğerini açıklar.

Mrs. Ana explains the sixth test. - Bayan Ana altıncı testi açıklar.

<span class="word-self">Açıkspan>
power on
<span class="word-self">açıkspan>
clear, easy to understand; not in cipher
<span class="word-self">açıkspan>
blank
<span class="word-self">açıkspan>
obscene; suggestive
<span class="word-self">açıkspan>
clear-cut
<span class="word-self">açıkspan>
open sea

When we awoke, we were adrift on the open sea. - Uyandığımız zaman, açık denizde akıntıya kapılıp sürükleniyorduk.

After the wind has stopped, let's sail the boat off to the open sea. - Rüzgar durduktan sonra, tekneyle açık denize yelken açalım.

<span class="word-self">açıkspan>
aboveground
<span class="word-self">açıkspan>
confessed

He confessed his crime frankly. - Suçunu çok açık bir şekilde itiraf etti.

<span class="word-self">açıkspan>
in blank
<span class="word-self">açıkspan>
uncovered; naked, bare, exposed
<span class="word-self">açıkspan>
expressly

Here everything is forbidden that isn't expressly permitted. - Burada açıkça izin verilmeyen her şey yasaktır.

<span class="word-self">açıkspan>
fortunate, promising
<span class="word-self">açıkspan>
visible

During clear weather, the coast of Estonia is visible from Helsinki. - Açık havada, Estonya kıyısı Helsinki'den görülebilir.

<span class="word-self">açıkspan>
unobstructed, free
<span class="word-self">açıkspan>
articulate
<span class="word-self">açıkspan>
deficiency
<span class="word-self">açıkspan>
cloudless
<span class="word-self">açıkspan>
on , open
<span class="word-self">açıkspan>
frank, open
<span class="word-self">açıkspan>
clean cut
<span class="word-self">açıkspan>
light (shade of color)
<span class="word-self">açıkspan>
wide open

The front door was wide open. - Ön kapı sonuna kadar açıktı.

The back door's wide open. - Arka kapı sonuna kadar açık.

<span class="word-self">açıkspan>
spaced far apart, separated
<span class="word-self">açıkspan>
decided

He explained at length what had been decided. - O, neye karar verildiğini uzun uzadıya açıkladı.

We've decided to paint the walls light blue. - Duvarları açık maviye boyamaya karar verdik.

<span class="word-self">açıkspan>
vacancy, job opening
<span class="word-self">açıkspan>
excess of expense over income
<span class="word-self">açıkspan>
not secret, in the open
<span class="word-self">açıkspan>
open; (çay/kahve) weak; (yol/geçit) free, clear; (hava) clear, cloudless; (renk) light; uncovered; naked, bare; clear, plain, distinct; frank, outspoken; vacant" " boş, münhal; (çek) blank;" "(resim/kitap vb.) smutty, bawdy, pornographic, salacious; open air; open sea; vacant position; deficit; shortfall; openly, baldly, frankly, straight out
<span class="word-self">açıkspan>
declared

Tom has been declared brain dead. - Tom'un beyin ölümü açıklandı.

The government explicitly declared its intention to lower taxes. - Hükümet vergileri düşürmek için niyetini açıkça bildirdi.

<span class="word-self">açıkspan>
shortfall
<span class="word-self">açıkspan>
open for business, open
<span class="word-self">açıkspan>
open, defenseless, unprotected (city)
<span class="word-self">açıkspan>
unclouded
<span class="word-self">açıkspan>
clear, cloudless, fine
<span class="word-self">açıkspan>
exposed

Fadil exposed his dark secret. - Fadıl karanlık sırrını açıkladı.

<span class="word-self">açıkspan>
frankly, openly
<span class="word-self">açıkspan>
outskirts; nearby place
<span class="word-self">açıkspan>
the open

After the wind has stopped, let's sail the boat off to the open sea. - Rüzgar durduktan sonra, tekneyle açık denize yelken açalım.

We had a good time in the open air. - Açık havada iyi zaman geçirdik.

<span class="word-self">açıkspan>
not roofed; not enclosed
<span class="word-self">açıkspan>
(Hukuk) deficit

The company incurred a deficit of $400 million during the first quarter. - Şirket ilk çeyrekte 400 milyon dolar açık verdi.

Are trade deficits good or bad? - Ticaret açıkları iyi mi yoksa kötü mü?

<span class="word-self">açıkspan>
categorical
<span class="word-self">açıkspan>
candid

Tom is candid about his past. - Tom geçmişi konusunda çok açıktır.

Tom announced his candidacy for class president. - Tom sınıf başkanlığı için adaylığını açıkladı.

<span class="word-self">açıkspan>
crystal

Let me make myself crystal clear. - Kendimi açık seçik ifade etmeme izin verin.

<span class="word-self">açıkspan>
distance, space between
<span class="word-self">açıkspan>
empty, clear, unoccupied
<span class="word-self">açıkspan>
avowed
<span class="word-self">açıkspan>
deficit, shortage
<span class="word-self">açıkspan>
soccer wing, winger, player in a wing position
<span class="word-self">açıkspan>
explicitly

I explicitly told Tom not to do that. - Tom'a açıkça onu yapmamasını söyledim.

The government explicitly declared its intention to lower taxes. - Hükümet vergileri düşürmek için niyetini açıkça bildirdi.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} lucid
<span class="word-self">açıkspan>
{s} definitive
<span class="word-self">açıkspan>
{s} unconcealed
<span class="word-self">açıkspan>
open ended
<span class="word-self">açıkspan>
flagrant
<span class="word-self">açıkspan>
(Nükleer Bilimler) on
<span class="word-self">açıkspan>
{s} unlocked

Tom pushed the unlocked door open. - Tom kilidi açık kapıyı iterek açtı.

Tom noticed the door was unlocked. - Tom kapının açık olduğunu fark etti.

<span class="word-self">açıkspan>
clearcut
<span class="word-self">açıkspan>
{s} uncrossed
<span class="word-self">açıkspan>
revealing

Thank you for this revealing lecture! - Bu açıklayıcı ders için teşekkürler!

<span class="word-self">açıkspan>
{s} direct

He is very direct about it. - O, bu konuda açıktır.

I hope my directions were clear. - Umarım yol tariflerim açıktı.

<span class="word-self">açıkspan>
clarion
<span class="word-self">açıkspan>
{s} unequivocal

This is quite unequivocal. - Bu oldukça açık anlamlıdır.

Their deep love for each other was unequivocal. - Onların birbirlerine duydukları derin aşk oldukça açık.

<span class="word-self">açıkspan>
pointblank
<span class="word-self">açıkspan>
{s} vacant
<span class="word-self">açıkspan>
{s} expansive
<span class="word-self">açıkspan>
open air

We had a good time in the open air. - Açık havada iyi zaman geçirdik.

We spent the day in the open air. - Günü açık havada geçiririz.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} gaping
<span class="word-self">açıkspan>
{s} square
<span class="word-self">açıkspan>
{s} round

The store is open all the year round. - Dükkan tüm yıl boyunca açıktır.

Most of the hotels are open all year round. - Otellerin çoğu tüm yıl boyunca açıktır.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} downright
<span class="word-self">açıkspan>
shirt sleeve
<span class="word-self">açıkspan>
{s} unprotected

Tom left the box unprotected. - Tom kutuyu açık bıraktı.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} lucent
<span class="word-self">açıkspan>
pellucid
<span class="word-self">açıkspan>
outspread
<span class="word-self">açıkspan>
{s} translucent
<span class="word-self">açıkspan>
{s} unambiguous

Write unambiguous texts. - Açık anlamlı metin yazın.

Write clear and unambiguous texts! - Açık ve net metinler yazın!

<span class="word-self">açıkspan>
{s} deficient
<span class="word-self">açıkspan>
{s} unobstructed
<span class="word-self">açıkspan>
well marked
<span class="word-self">açıkspan>
clear cut
<span class="word-self">açıkspan>
bleak
<span class="word-self">açıkspan>
bluff
<span class="word-self">açıkspan>
{s} outdoor

Tom loves being outdoors. - Tom açık havayı çok seviyor.

Tom seems to enjoy being outdoors. - Tom açık havada olmaktan hoşlanıyor gibi görünüyor.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} unsealed
<span class="word-self">açıkspan>
patulous
<span class="word-self">açıkspan>
{s} unmistakable

He bore an unmistakable reference to his father. It made his mother cry. - O, babasına açık bir referans taşıyordu. Bu, annesini ağlattı.

<span class="word-self">açıkspan>
{i} upfront
<span class="word-self">açıkspan>
public

I defy you to make it public. - Onu açıklamak için sana meydan okuyorum.

The facts did not become public for many years. - Gerçekler uzun yıllar boyunca açıklanmadı.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} overt

Racism today isn't so overt. - Irkçılık bugün çok açık değildir.

<span class="word-self">açıkspan>
hearttoheart
<span class="word-self">açıkspan>
{s} serene
<span class="word-self">açıkspan>
{s} outright
<span class="word-self">açıkspan>
{s} hospitable
<span class="word-self">açıkspan>
{s} raw
<span class="word-self">açıkspan>
openended
<span class="word-self">açıkspan>
cloudy

On cloudy days, you can hear distant sounds better than in clear weather. - Bulutlu günlerde, uzaktaki sesleri açık havadakilerden daha iyi duyarsın.

<span class="word-self">açıkspan>
{s} loose
<span class="word-self">açıkspan>
{s} uncomplicated
<span class="word-self">açıkspan>
opencast
<span class="word-self">açıkspan>
selfevident
<span class="word-self">açıkspan>
dilute
<span class="word-self">açıkspan>
{s} unashamed
<span class="word-self">açıkspan>
{s} luminous
<span class="word-self">açıkspan>
point blank
<span class="word-self">açıkspan>
wishy washy
Turkish - Turkish

Definition of açık in Turkish Turkish dictionary

<span class="word-self">Açıkspan>
(Osmanlı Dönemi) CEHVA'
<span class="word-self">Açıkspan>
(Osmanlı Dönemi) BÂZ
<span class="word-self">Açıkspan>
(Osmanlı Dönemi) MÜNFEC
<span class="word-self">Açıkspan>
(Hukuk) VAZIH
<span class="word-self">Açıkspan>
dekolte
<span class="word-self">Açıkspan>
(Hukuk) SARİH
<span class="word-self">açıkspan>
Bir ihtiyacın karşılanamaması durumu
<span class="word-self">açıkspan>
İşler durumda olan
<span class="word-self">açıkspan>
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı
<span class="word-self">açıkspan>
Denizin kıyıdan uzakça olan yeri
<span class="word-self">açıkspan>
Aralığı çok. Çalışır durumda olan: "Bazı dükkânları açık olan caddeden sola saptılar."- Ö. Seyfettin
<span class="word-self">açıkspan>
Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen
<span class="word-self">açıkspan>
Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal
<span class="word-self">açıkspan>
Aralığı çok
<span class="word-self">açıkspan>
Belli bir yerin biraz uzağı
<span class="word-self">açıkspan>
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı: "Açık pencerenin önünde denize karşı saatlerce dertleştik."- R. N. Güntekin
<span class="word-self">açıkspan>
Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film)
<span class="word-self">açıkspan>
Rengi açık olmayan, koyu karşıtı: "Açık sarı saçlı, zayıf bir kadın keman çalıyordu."- Ö. Seyfettin
<span class="word-self">açıkspan>
Koyu olmayan (renk)
<span class="word-self">açıkspan>
Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen
<span class="word-self">açıkspan>
Kolay anlaşılır, vazıh
<span class="word-self">açıkspan>
Kolay anlaşılır, vazıh: "Açık konuşma zamanının artık geldiğine kani idim."- R. N. Güntekin
<span class="word-self">açıkspan>
Engelsiz
<span class="word-self">açıkspan>
Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen: "... her çeşit kafa ve gönül fırtınalarına açık bir adamdı o."- T. Buğra
<span class="word-self">açıkspan>
Engelsiz. Örtüsüz, çıplak
<span class="word-self">açıkspan>
Boş
<span class="word-self">açıkspan>
Örtüsüz, çıplak
<span class="word-self">açıkspan>
Doğru olarak, açıkça
<span class="word-self">açıkspan>
Denizin kıyıdan uzakça olan yeri: "Limanda bilinen gemiler, oysa açıklardadır."- B. Necatigil
<span class="word-self">açıkspan>
Doğru olarak, açıkça: "İnsan mağlubiyetini bu kadar açık kabul eder mi?"- M. Yesarî
<span class="word-self">açıkspan>
(Osmanlı Dönemi) sarih
<span class="word-self">açıkspan>
(Osmanlı Dönemi) küşâde