zararlı

listen to the pronunciation of zararlı
Türkisch - Englisch
harmful

TV is harmful in that it keeps your mind in a passive state. - TV aklınızı pasif durumda tutması bakımından zararlıdır.

Smoking is harmful to health. - Sigara içmek sağlığa zararlıdır.

detrimental

If you eat a spoonful of sugar or a small piece of whole wheat bread, it seems that the bread would be less detrimental. - Bir kaşık şeker veya küçük bir parça tam buğday ekmeği yerseniz, ekmek daha az zararlı olacaktır.

Indeed, computers are detrimental. - Gerçekten, bilgisayarlar zararlıdır.

injurious

The argument that smoking is injurious has become accepted. - Sigara içmenin zararlı olduğu iddiası kabul edildi.

mischievous
baneful
harmful, injurious, pernicious, detrimental, noxious
maleficent
derogatory
inimical
corruptive
pernicious
baleful
evil
pestilential
malefic
ill
noxious
insalubrious
noisome
hurtful
nocuous
pestilent
deleterious
harmfull
destructive
vicious
detriment

The poor educational policy is a detriment to Japan. - Yetersiz eğitim politikası Japonya için zararlıdır.

If you eat a spoonful of sugar or a small piece of whole wheat bread, it seems that the bread would be less detrimental. - Bir kaşık şeker veya küçük bir parça tam buğday ekmeği yerseniz, ekmek daha az zararlı olacaktır.

(Arılık) pest
fatal
uneconomic
damaging

Restrictive practices can be damaging for industries. - Sınırlayıcı uygulamalar sanayiler için zararlı olabilir.

This can be extremely damaging. - Bu son derece zararlı olabilir.

unhealthful
disadvantageous
hazardous
hazardous to
detrimental to
maleficia
unfavorable
{s} unwholesome
bad

Drinking on an empty stomach is bad for your health. - Boş mideyle içki içmek sağlığa zararlıdır.

It goes without saying that smoking is bad for the health. - Sigara içmenin sağlık için zararlı olduğunu söylemeye gerek yok.

{s} prejudicial
{s} unhealthy
zarar
loss

Their losses reached one million yen. - Zararları bir milyon yene ulaştı.

We had to sell the building because for years we had operated it at a loss. - Biz onu yıllarca zararına çalıştırdığımız için binayı satmak zorunda kaldık.

zarar
injury
zarar
{i} harm

That incident harmed his reputation. - Kaza onun şöhretine zarar verdi.

There may be a killer who looks harmless in any social network. - Sosyal ağlarda zararsız bir kişi gibi görünen bir katil olabilir.

zarar
damage

We went to court when they refused to pay for the damage. - Zararı ödemeyi reddettikleri için mahkemeye gittik.

The flood did great damage to the crops. - Sel, ekinlere büyük zarar verdi.

zararlı bitki zehiri
pesticide
zararlı böcek
insect pest
zararlı etki
ill effect
zararlı hayvan
vermin
zararlı haşarat
insect pests
zararlı kimyasal maddeden arıtmak
decontaminate
zararlı kimyasal maddeler
(Hukuk) noxious chemical substances
zararlı madde
noxious substance
zararlı olmak
be derogatory
zararlı olmak
be injurious to
zararlı olmak
be destructive of
zararlı olmak
be a detriment to
zararlı ot
weed

These plants are resistant to weed killers. - Bu bitkiler zararlı ot ilaçlarına karşı dayanıklıdır.

zararlı ot ilacı
weed killer
zararlı çıkmak
to end up a loser
zararlı çıkmak
to end up suffering harm, injury, or detriment; to end up a loser; to come out of (something) a loser
zararlı öğreti
pestilence
zarar
{i} bad

The bad weather marred the ceremony. - Kötü hava törene zarar verdi.

Drinking on an empty stomach is bad for your health. - Boş mideyle içki içmek sağlığa zararlıdır.

zarar
detriment

If you eat a spoonful of sugar or a small piece of whole wheat bread, it seems that the bread would be less detrimental. - Bir kaşık şeker veya küçük bir parça tam buğday ekmeği yerseniz, ekmek daha az zararlı olacaktır.

The poor educational policy is a detriment to Japan. - Yetersiz eğitim politikası Japonya için zararlıdır.

zarar
{i} cost

The damage will cost us a lot of money. - Zarar bize çok paraya mal olacak.

zarar
impairment
zarar
mischief

Thoughtless speech may give rise to great mischief. - Düşüncesiz konuşma büyük zarara neden olabilir.

zarar
ravage

They ravaged the countryside, obliterating everything in their path. - Kırsal alana zarar verdiler, yollarında her şeyi bozuyorlardı..

zarar
{i} hurt

Come on, Joe. Just a glass of beer won't hurt. - Haydi, Joe. Sadece bir bardak bira zarar vermez.

My shoes hurt. I'm in agony. - Ayakkabım zarar gördü. Acı içindeyim.

zarar
injuries
potansiyel olarak zararlı
potentially harmful
zarar
red ink
zarar
deprediation
zarar
(Ticaret) deficiency
zarar
damages

They sued the government for damages. - Zararlar için hükümete dava açtılar.

She sued him for damages. - O, ona zararlar için dava açtı.

zarar
detrimentalness
zarar
disfavor
zarar
(Kanun) lesion
zarar
bane
zarar
injuriousness
zarar
wrong

I'm sorry I hurt you. Don't apologize. You didn't do anything wrong, Tom. - Ben size zarar verdiğim için üzgünüm. Özür dileme. Sen yanlış bir şey, yapmadım, Tom.

A word spoken at the wrong time can do very much more harm than good. - Yanlış zamanda konuşulan bir söz iyilikten çok daha fazla zarar yapabilir.

zarar
noxa
zarar
insalubriousness
zarar
(Tıp) chronic hazard
zarar
wastage
zarar
eviler
zarar
evilest
zarar
impair

Heavy smoking impaired his health. - Çok sigara içmek sağlığına zarar verdi.

zarar
devastation
zarar
prejudicial
zarar
pernicious
zarar
abuse
zarar
perniciousness
zarar
derogation
zarar
scathe
zarar
disadvantage
zarar
depredation
en zararlı
The most harmful
zarar
damage to
zarar
to harm
zarar
undermining

Lack of sleep was undermining her health. - Uyku eksikliği gizliden gizliye onun sağlığına zarar veriyordu.

zarar
do damage
amaca zararlı
counterproductive
entegre zararlı yönetimi
integratd pest management
iki tarafında zararlı çıktığı savaş
Cadmean victory
sağlığa zararlı
unwholesome
sağlığa zararlı
unhealthy
sağlığa zararlı
insanitary
sağlığa zararlı
insalubrious
sağlığa zararlı olmak
be a detriment to health
zarar
sacrifice
zarar
{i} evil
zarar
encroachment
zarar
{i} forfeit
zarar
{i} maleficence
zarar
havoc
zarar
disservice
zarar
damage, injury, detriment, harm
zarar
com. loss
zarar
wreckage
zarar
damage, harm, injury, detriment; loss
zarar
(Hukuk) damage, injury, loss, prejudice, derogation
zarar
prejudice
zarar
average
Türkisch - Türkisch
Zarar veren, zararı dokunan, dokuncalı, muzır, tahripkâr: "Daha fazla tafsilata girmeyi bugün zararlı gördüğüm için bu konuda susacağım."- B. Felek
Zarar veren, zararı dokunan, dokuncalı, muzır, tahripkâr
ZARAR
(Osmanlı Dönemi) Lüzumlu ve kıymetli bir şeyin eksilmesi veya kaybolması. Ziyan. Kayıp.(Zarar, birşeye dahil olan eksikliktir ki, hastalık veya körlük, topallık gibi sakatlık demektir. Nitekim anadan doğma a'maya ve pek zayıf hastaya darir denilir. Mühimmat ve levazım tedarikinden âciz olmak da bu mânadadır. Binaenaleyh zararlılar; dertli, sakat, âciz, özürlülerdir. Bunların gayrı olan gayr-i uli-z zarar ise, sahih, salim ve kadir olanlar demek olur. E.T.)
Zarar
ziyan
zarar
Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat: "Aldığı günlerde iyi para getiren oteli zararla kapatmaya başlamışlar."- M. Ş. Esendal
zarar
Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç, dokunca, ziyan, mazarrat
zararlı
Favoriten