yanından

listen to the pronunciation of yanından
Türkisch - Englisch
by
go by
yan
side

You're by my side; everything's fine now. - Yanımdasın; şimdi her şey iyi.

We walked along side by side. - Biz yan yana yürüdük.

yanından geçerek
past

I used to walk past Tom's house almost every day. - Neredeyse her gün Tom'un evinin yanından geçerek yürürdüm.

yanından ayırmamak
have in constant wear
yanından bile geçmemiş
It doesn't have even the slightest connection with .../It doesn't bear even the faintest resemblance to
yanından geçmek
pass by
yan
side; direction; place; auxiliary, subsidiary; askew, sidelong
yan
{s} collateral
yan
lateral
yan
direction

We hurried in the direction of the fire. - Yangın istikametinde koşturduk.

The birds flew away in all directions. - Kuşlar dört bir yana uçuştu.

yan
(Biyokimya) para

This paragraph is well written, but there is a mistake in the last sentence. - Bu paragraf iyi yazılmış ama son cümlede bir yanlışlık var.

yan
subsidiary
yan
party

Who was at the party beside Jack and Mary? - Partide Jack ve Mary'nin yanındaki kimdi?

A party will be held next Saturday, that is to say, on August 25th. - Gelecek Cumartesi, yani 25 Ağustos'ta bir parti düzenlenecek.

yan
sidewise
yan
place

Tom had to pay a fine because he parked in the wrong place. - Tom arabasını yanlış yere park ettiği için ceza ödemek zorunda kaldı.

The darkest place is under the candlestick. - Çıra dibine kör yanar.

yan
auxiliary
yan
(Biyokimya) neighbouring
yan
skew
yan
{f} glowing
yan
sideways

He edged sideways through the crowd. - O, kalabalığa yanlamasına sokuldu.

Tom looked sideways at Mary. - Tom yanlamasına Mary'ye baktı.

yan
cockeyed
yan
part

What is the hard part of learning Japanese? - Japonca öğrenmenin zor yanı nedir?

Who was at the party beside Jack and Mary? - Partide Jack ve Mary'nin yanındaki kimdi?

yan
awry
yan
flank
yan
laterality
yan
{f} glow
yan
wall

I was robbed of my wallet by the man sitting next to me. - Yanımda oturan adam tarafından cüzdanım soyuldu.

Please put the table next to the wall. - Lütfen masayı duvarın yanına koy.

dünyanın dört bir yanından
all over the world
yan
by side

They sat side by side. - Onlar yan yana oturdular.

We walked along side by side. - Biz yan yana yürüdük.

yan
burned

Both buildings burned down. - Her iki bina da yandı.

She was burned so extensively that her children no longer recognized her. - O kadar yoğun yandı ki çocukları onu artık tanımadı.

yan
(Biyokimya) neighbour

Last night there was a big fire in the neighbourhood. - Dün gece mahallede büyük bir yangın vardı.

The neighbours have been banging about next door all morning. - Yan komşular sabahtan beri gürültü yapıyor.

yan
bye
yan
flanking
yan
astray
yan
sideward
yan
aslant
yan
{s} parietal
yan
{s} sidelong
yan
subordinate

The sentence has got too long again. Then just take out a few of the subordinate clauses. - Cümle tekrar uzun sürdü. O zaman birkaç yan cümleyi çokarın.

According to some experts the spoken language uses few subordinate clauses. - Bazı uzmanlara göre, konuşulan dil çok az sayıda yan cümleler kullanır.

yan
with; alongside, alongside of: Yanına hiç para alma! Don't take any money with you! Yanımda çalışıyor. He works alongside me
yan
asquint
yan
aspect, side (of a matter)
yan
by
yan
secondary
yan
part (of one's body): Her yanım ağrıyor. I ache all over
yan
ancillary
yan
neighborhood, vicinity, diggings: O yanlarda oturuyor. He lives in that area
yan
in comparison with, alongside of: Hüsnü, Zühtü'nün yanında bir sıfırdır. Hüsnü's nothing compared to Zühtü
yan
lateral, side, located at or towards a side
yan
direction (line or course extending away from a given point)
yan
rakish
yan
(a) side
yeniden yanından geçmek
repass
Englisch - Englisch

Definition von yanından im Englisch Englisch wörterbuch

yan
one in common dialect (from Cumbrian sheep counting)
yan
one in common dialect
Türkisch - Türkisch

Definition von yanından im Türkisch Türkisch wörterbuch

YAN
(Osmanlı Dönemi) f. Hastanın sayıklaması
Yan
nezt
Yan
kenar
Yan
(Osmanlı Dönemi) HİZVE
yan
İkinci derece olan
yan
Yer
yan
Bedenin bir bölümü
yan
Birlikte, beraberinde olma
yan
Üst
yan
Bir şeyin ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü: "Yolcuların girdiği iskele yanından kendini denize attı."- M. Ş. Esendal
yan
Ciltlenecek bir kitabın başına ve sonuna yerleştirilen beyaz ya da renkli kağıda verilen ad
yan
Tali
yan
Yön, sağ ve solun ortak adı, taraf
yan
Bir yana yönelerek
yan
Ön, arka, alt ve üst dışında kalan bölümü
yan
Yön, sağ ve solun ortak adı, taraf: "Yaşlı garson yanımıza geldi."- Y. K. Karaosmanoğlu
yan
Tali: "Siyasi partiler kadın kolu, gençlik kolu ve benzeri şekilde ayrıcalık yaratan yan kuruluşlar meydana getiremezler."- Anayasa
yan
Üstte, altta, arkada veya önde olmayan
yan
Birlikte, beraberinde olma: "Bir ara acıkıp yanlarında getirdikleri ekmek peyniri yediler."- N. Cumalı
yan
Bir denklemde "=" işaretiyle ayrılmış olan iki anlatımdan her biri
yan
Savaş düzenindeki ordunun iki kanadından her biri
yan
Hastanın sayıklaması
yan
İstekleri karşıt olan iki kişiden veya topluluktan biri
yan
Bedenin bir bölümü. Üstte, altta, arkada veya önde olmayan
yanından
Favoriten