uğraş

listen to the pronunciation of uğraş
Türkisch - Englisch
{i} occupation
deal

Tom is hard to deal with. - Tom'la uğraşmak zordur.

Her boss is hard to deal with. - Onun patronu ile uğraşmak zordur.

engagement
exertion
toil
striving, struggle, endeavor, strong and determined effort or exertion
endeavor

I wish you the best of luck in your next endeavor. - Bir sonraki uğraşında sana iyi şanslar diliyorum.

resource
tug
(Hukuk) (iş veya mesleği kapsar) occupation
wrestle
profession

I love dealing with professionals. - Profesyonellerle uğraşmayı seviyorum.

employment
endeavour [Brit.]
occupation, work
profession, occupation, pursuit; struggle, fight
avocation
struggle

He solved the problem in five minutes that I had struggled with for two hours. - Benim iki saat uğraştığım problemi beş dakikada çözdü.

We struggled with it for a while. - Bir süre boyunca onunla uğraştık.

strove
fight
career
dealt

Have you ever dealt with a problem like this? - Sen hiç böyle bir sorunla uğraştın mı?

That's how we dealt with it. - O, bizim onunla nasıl uğraştığımızdır.

cope with
{f} striven
struggle on
dealt with
strive
pursuit
deal with

Such a problem is hard to deal with. - Böyle bir sorun ile uğraşmak zordur.

Cancer patients often have to deal with debilitating bouts of nausea. - Kanser hastaları sıklıkla bulantı nöbetlerini azaltmakla uğraşmak zorundadır.

{f} striving
attend to

I have other things to attend to. - Uğraşacağım başka şeylerim var.

cope
pastime

In my opinion, Tatoeba is a pleasant and instructive pastime. - Bence Tatoeba hoş ve eğitici bir uğraştır.

{f} dealing

Who do you think we're dealing with? - Kiminle uğraştığımızı zannediyorsun?

I'm tired of dealing with this problem. - Bu sorunla uğraşmaktan bıktım.

{i} endeavour
uğraşlar
deals
boşuna uğraş
Sisyphean task
boşuna uğraş
Sisyphean labor
profesyonel uğraş
(Hukuk) (lar) professional occupation
uğraş
Favoriten